Günler
geçti, haftalar geçti. Öğretmenler odasında öğretmenler birbirine kermeste ne
kadar kazanıldı sorusunu sordu. Kimse bir şey bilmiyordu. Odaya gelen müdür
yardımcılarına soruldu. Söylemeyiz dediler. Israr üzerine zarar ettik dedi biri.
Yani başı çekeni. Kermesten zararı duyan kulak kesildi. Şaşırdı. Herkes küçük
dilini zaten tutmuştu. Sıra gelmişti büyük dili yutmaya.
Ardından
yılların duayen müdürü geldi odaya. Ona da soruldu piknikten elde edilen kar. O
da miktar söylemedi. Zararı tescil etti. Şu tarihi cümleyi sarf etti:
Arkadaşlar, şu anlaşıldı ki ortaokullarda kermes olmuyor, gitmiyor. Bir daha da
yapmayacağız dedi.
İyi
de okulda iki bin öğrenci var. Bu demektir iki bin müşteri. Mahalleli de geldi,
öğrenci velileri de. Öğretmenler yaptıkları görevden para almadı. Gözleme yapan
kadınlar da. Yiyecek ve içecek öğrencilerden geldi. Ücret ödenmedi. Evinden bir
şey getiremeyecek öğrenci de 15 lira para getirdi. Okul masraf etse etse
plastik tabak, çatal ve bardak masrafı yapmıştır. Gözlemenin içine ve
tereyağına para vermiştir.
Hasılı
okul yönetimi dışında şaşkınlık had safhadaydı. Ne olup bittiğini de okul
idaresi devlet sırrı gibi sakladı. Bu ekip kermesten zarar eden okul olarak
tarihe geçti. Yüzleri de kızarmadı. Halbuki daha kermes biter bitmez bir ekip
parayı sayar, masrafı çıkarır. Kermesten elde edilen net geliri tutanak altına
alır ve bunu okulun kapısına asar. Öğretmenlere de WhatsApp aracılığıyla duyururdu.
Sonra
sonra olup biten yavaştan yumurtlandı. Meğerse, öğrencilerden birkaçı sahte
bilet basıp satmış.
Biletle
alışveriş yapan, alacağını almış, biletini oraya koymuş. Ardından gelen bazı
öğrenciler de oraya bırakılan biletleri o hengamede alıp aynı biletle tekrar alışveriş
yapmış.
Müdür
yardımcısı baklavacıdan tepsi tepsi baklava satın alıp satışa sunmuş. Yalnız
baklavayı bir yanlış hesapla aldığından daha ucuza vermiş. Örnek, altmışa aldı
ise yirmiye vermiş. İnsanlık hali hepimiz yapabiliriz böyle küçük hatalar.
Siz
gördünüz mü böyle zarar eden kermesi hiç. Görmedi iseniz kısaca benden duymuş
olun.
Yıllar
önce başımdan geçen bu kermesi unutmuşum. Geçen gün bir kurumda çalışan bir
arkadaşı arayıp yanına iki arkadaş geleceğimizi söyledik. Yoğunsan sonra
gelelim dedik. Önce yoğunum dedi. Ardından telefonla arayarak haydi gelin dedi.
Öğle
arası yoğunluğu da kurumun yakınında bir okul varmış. O okulda çocuğu varmış
amirin. Okul kermes düzenlemiş. Bunları da çağırmış. Arkadaş, amirine, siz
gidin, benim misafirim gelecek demiş. İşte bu okul kermesi düzenleyen. Daha
doğrusu geçmişte düzenlediği kermesten zarar eden okul. Şimdi yönetim değişince
okul yeniden kermes düzenlemiş. Okulun adını duyunca o okul kermes yapmaya
başlamış mı? Halbuki zarar ediyordu kermesten dedim. Kermesten zarar edilir mi
abi dedi. Edilmez ama ben yaşadığımı bilirim. İnşallah yeni yönetim de zarar
etmez dedim.
Neyse
can sıkıcı bu kermes anımı sonlandıralım. Güya o kadar satışı gören öğretmenler
sevinmişti. Öğrenciyi sınav yapmak için artık öğrenciden para toplamayacaktık.
Çünkü okulun parası çok olacaktı bu kermesle. Benim gibi kimileri de öğrenciden
para toplamaktansa kendi cebinden harcamıştı fotokopi parasını.
Fotokopi
parası derken bu okul yönetimi okulun fotokopisini çekecek maaşlı birini bulmuştu.
Bu kişi de okul aile birliği yönetiminden biri imiş. Öğretmenler kaç fotokopi çekiyorsa,
görevli kadına parasını veriyordu. İnşallah okul, makinesini kiraladığı firmanın
ve fotokopi çekmek için görevlendirdiği kişinin ücretini karşılayarak zarar
etmemiştir.
Okul fakir miydi? Zengin muhittin öğrencisi fakir olur mu? Üstelik okulun kantin geliri vardı. Emsal kantinler, iki- üç bin lira iken bu kantinin aylık kirası 12.500 lira idi. Üstelik okulun bir de salon geliri vardı. Ama sermayesi bedava olan kermesten zarar eden bir okul yönetimi için salon ve kantin geliri dişlerinin kovuğunu bile doldurmaz. Öyle değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder