1 Haziran 2024 Cumartesi

Zararına Kermes (1)

Çarşı, pazarda ve okulların bahçesinde yılın belli aylarında bir veya birkaç kermesin düzenlendiğini görürsünüz. Belki de katılmışsınızdır. Çünkü kermes herkese açık olduğu gibi davetiye yoluyla katılım durumları da söz konusu. 

Kermeste satışa sunulanlar genellikle gönüllüleri eliyle karşılanır. Hummalı bir şekilde görev yapanlar da bu işi ücretsiz yaparlar. Çünkü düzenlenen yer yararına bir kermes bu. Elde edilen para da o kurumun giderine harcanır.

Kermese alışverişe gelenler de harcama yaparken fiyat hesabı yapmaz. Çünkü hayır işi söz konusu. 

Kısaca vakıf, dernek veya okul yararı olup da düzenlenen bir kermeste zarar etme söz konusu olamaz. 

Bu genel açıklamaların ardından, katıldığım bir kermesi anlatacağım. Bakalım benim katıldığım bu kermes zarar mı etmiş, kar mı, bunu hep birlikte görelim. 

Katıldığım kermes okul kermesi. Okul ikili öğretim yapan bir ortaokul. Okul zengin bir muhitte. Okulun öğrenci nüfusu da iki binin üzerinde. Fakir öğrencinin yanında zengin aile çocuğunun sayısı da çok.

Yüzden fazla öğretmen görev yapıyor.

Dört, beş rehber öğretmen, dört müdür yardımcısı ve müdürden ibaret kermese günler öncesinden hazırlıklar yapıldı. 

Evden getirilecekler için öğrenciler görevlendirildi. Evinden bir şey getirmeyecek olan öğrencilerden 15 lira para toplandı. 

Alışveriş için bilet bastırıldı. Biletler sınıf öğretmenlerine verilerek bir hafta on gün öncesinden öğrencilere satışa sunuldu. Öyle ya o kadar kalabalıkta bir de para işiyle uğraşılmayacaktı. 

Gözleme yapacak öğrenci anneleri ve yeri de belirlendi. 

Kermeste her bir öğretmene görev verildi. Aşağı yukarı her bir satış reyonunun başında görevli öğrencilerle birlikte birer ikişer öğretmen de görevlendirildi. 

Bana da bir arkadaşla beraber kermes günü bilet satma görevi verildi. 

Biletler bastırılıp kermesten önce satışa sunulduğunda eline bileti alıp yanıma gelen bir öğrenci, "Hocam, bu biletlerin sahtesini biri basabilir" dediğinde, bunu yapsan yapsan sen yaparsın deyip gülüşmüştük. 

Biletlerin beheri sanırım o zamanlar bir TL idi. 

Sabahın erken saatinde okulun girişindeki güvenlik kulübesine bilet satmak için arkadaşla oturduk. Sabahtan, öğle nöbeti diğer bilet satıcılarına devredinceye kadar nefes almadan bilet sattık. Çünkü gelen veli, gelen öğrenci ilk iş olarak bilet satın aldı. Görevi teslim etmeden önce ne kadar bilet kaldığını ne kadar nakit olduğunu sayarak teslim ettik. 

Kermeste yok yoktu. Ne satacağı görevi verilen öğretmen cebinden para vererek toptancılardan yiyecek bile almıştı. 

Gözleme yapan kadınlar gözleme yetiştiremedi. Gözleme isteyen sıra bekledi. Hoş gözlemelerin çoğu müdürün odasındaki protokole gitti ama neyse. Müdürün odası enfes yiyeceklere donatılmıştı sabahtan. Protokol belki üç beş kuruş atmıştır. Elleri yağlı olunca belki elini cebine atamamıştır.

Tüm satış yerlerinin olduğu yer alışveriş yapan öğrenciden geçilmedi. 

Sabahtan akşama kadar devam eden satış nihayet günün inmesiyle birlikte sona erdi. Herkes kazancını okul idaresine verip evinin yolunu tuttu. Görevini bihakkın yerine getirmenin mutluluğuyla güzel bir uyku çekti. (Devam edecek) 

FB'yi Bekleyen Son

Ellerinde, bütün istatistikleri alt üst etmiş,

Bütün rekorları kırmış,

Ezeli rakiplerini hep yenmiş,

En az yenilgi almış,

Deplasmanda hiç yenilgi almamış, 

En fazla gol atmış,

Şampiyonu kendi sahasında bir eksikle yenmiş,

Bu skorla şampiyonluk kutlamasını bir hafta ötelemiş, standların kurulmasını engellemiş

Ve şampiyon olmuş kadar önemli bir başarı elde etmiş, 

"Gönüllerin şampiyonu" ve "Gerçek şampiyon"  olmuş, bu şampiyonluğu şerefsizlere, hırsızlara göstermiş bir takım, bir teknik ekip, bir başkan varken, 

FB'nin kendi evladı mevcut teknik direktörü ile yolları ayırıp Mourinho ile anlaşması anlaşılır gibi değil.

Bu teknik direktör değişiminden anlaşılıyor ki FB yönetimi söylediklerine inanmamış.

Öyle ya başarılı bir takım ve teknik ekip varken bu arayış niye değil mi?

Geçmişte kurşunlanmış, her geldiğinde şampiyonluk dışında başarılı olmuş, şampiyon olamamasına rağmen kırılması zor rekorlara imza atmış başarılı bir teknik direktörün ardından Mourinho, İsmail Kartal'ın altında ezilmeyecek mi?

Öyle ya başarılı bir teknik direktörün ardından gelen, öncekinin başarısı altında ezilir. Anlatıldığına göre Mourinho kendini ispatlamış, birçok kupa kazanmış bir teknik direktör ama görünen o ki İsmail Kartal'ın rekorları yanında vasat kalacak. 

Bakalım dünya para vererek getirecekleri Mourinho, kendi rekorlarına kendini inandırmış bir İsmail Kartal'ın rekorlarını egale edebilecek mi?

Bekleyip göreceğiz.

Kanaatim odur ki yeni teknik direktörle birlikte FB belki şampiyon olur ama Kulüp büyük borç batağı altına girer. Muhtemel borcun altından bu kulübü zengin başkanları nasıl ayakta tutar, hep beraber göreceğiz.

Görünen o ki bu tarihi ve köklü kulüp kendi egolarını tatmin eden ve reklamlarını yapan zengin başkanlarının elinde şamar oğlanı olmaya devam edecek. Böyle böyle bu Kulüp sıradan bir takım olmaya doğru gider. 

29 Mayıs 2024 Çarşamba

Bir Otostopçu ile Elli Dakika (4)

Ağa olmasam da zamanında böyle bir teklif yapmıştım. Teklifle de kalmadım. Verdim:

Ortaokul veya lisede öğrenciyim 80’li yıllar. O zamanlar ilçe değildi Güneysınır.

Bizim Karasınır’ın otobüsleri öğle oldu mu Konya’dan hareket ederdi. Biz de akşamüstü Karaman otobüslerinden bilet alır, Karasınır’a on km.lik mesafede inerdik. Ondan sonra kah sırtında kah elinde, içi kirli valizi yayan yapırdak yürür dururduk. O zamanlar tekerlekli valizi nerede bulacaksın. Varsa da semtimize uğramazdı. Kaç defa yürümüşlüğümüz var elimizde ağır valizle bu on kilometrelik yolu.

Bazen tek tük araç gelirdi. Ama el kaldırmazdık. Çünkü cepte beş kuruş para kalmazdı. Zaten öğrenciyiz. Olan parayı da son kuruşuna kadar Karaman otobüslerine verirdik.

Bazen yalnız olurdum bu yolda bazen bir arkadaş.

Kendi halimde yürürken bazen arkadan gelen bir araba biz el kaldırmadan durur, alırdı bizi.

Yine bir gün Karaman otobüsünden indim. Elimde valiz yürüyorum. Ara ara arkaya bakıyorum gelen araba var mı diye. Çünkü cebimde bu sefer bir yirmi vardı ama o zamanlar o para 20 bin miydi yoksa 20 milyon muydu bilmiyorum.

Baktım, bir kamyon geliyor. Hiç yapmadığımı yaptım. Bu cesaret herhalde cebimdeki paradan olmalı.

Kamyon durdu. Kabinde yer yoktu. Kamyoncu da simaca tanıdık geldi. Ayakkabıcı amcaoğlunun dükkanında yaz dönemlerinde birkaç defa görmüştüm.

Kamyonun üstüne binersen bin dedi. Olur dedim. Güç bela valizi kamyona attım. Ardından ben bindim.

Karasınır’da indim. Şoföre, teşekkür ettim. Borcum ne kadar dedim. Ne verirsen ver dedi. Elimi cebime atarak son kurşunu uzattım. Buyur dedim. Bu fazla. Bozuk yok mu dedi. Yok dedim. Ne yapacağız ya dedi. Al fazla olsun. İşimi gördün dedim. Aldı. O yoluna devam etti. Ben ise son sermayem olan son kurşunun elden gitmesinden dolayı herhalde bir güzel ağırlık hissetmişimdir.

Birkaç gün sonra ayakkabıcı amcaoğlunu dükkanında ziyaret ettim. Hoşbeşten sonra ne zaman, nasıl geldiğimi sordu. Şu gün geldim. Karaman otobüsleri ile yolda indim. Bu tarafa da bir kamyona bindim. O şekilde geldim dedim. Tanıdık mı kamyoncu dedi. Sizin burada görmüşlüğüm var. Sanırım falan köylü olmalı. Şöyle biri dedi. Tarifinden şu köylü, bu olmalı dedi. O bizim tanıdık. Gelir laflarız dedi. Ardından para aldı mı dedi. Yok mok dedim ise de amcaoğlu, doğru söyle dedi. O istemedi de ben verdim. Almak istemedi. Zorla verdim dedim. Miktarı da söyletti bana.

Aradan birkaç gün geçti. Yine amcaoğlunu ziyaretteyim. Al şu paranı dedi. Ne parası dedim. Kamyoncuya verdiğin para dedi. Nasıl aldın dedim. Dün uğradı. Geçen gün 20/bin/milyon parasını aldığın kişi benim amcamın oğlu. Nasıl alırsın ondan? Ver şu parayı demiş. Sağ olsun benim son kurşunumu geri almış bu şekil. Kaybettiğim eşeğimi yeniden bulmuş gibi oldum. Bir sevindim bir sevindim. Sormayın.

Gördüğünüz gibi benim de yine bu yolda, zamanın behrinde otostopçuluk yapmışlığım var. Her ne kadar nakliye parası versem de ve bu otostopçuluk bana pahalıya patlasa da amcaoğlu sayesinde sermayemi geri aldım. Siz siz olun, otostopçuluk yapandan para falan ne umun ne de isteyin. Otostopçuluk yaptığına göre vardır bir derdi.

Neyse biz gelelim tekrar otostopçu Ali’ye. Namı diğer Siverekli Ali ile arabada 50 dakika böyle hasbihâl ettik. Hoşsohbet biriydi bu arada. Araya benim eski defterler girince hoşsohbetin içine ettim gördüğünüz gibi.

Sonunda Ali gitti geri yoluna, biz gittik yolumuza. Ali'nin başka da akıbetini bilmiyorum. 

İstedim ki bu anekdotu yazıp paylaşayım. Ülkemdeki insan manzaralarından bir kesit sunayım. Daha böyle ne kesitler ne hayatlar var bu ülkede, kim bilir...