26 Mayıs 2024 Pazar

Nüfusta Tehlike Çanları

Özal döneminde nüfus planlaması teşvik edildi. Az çocuk yapın, bakabileceğiniz kadar çocuk sahibi olun bilgilendirilmesi yapıldı. Boy boy kamu spotları yayımlandı. Sağlık ocaklarında planlama üzerine birimler açıldı. Adeta ülke olarak bir seferberlik ilan edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu nüfus planlamasının tam aksi yönünde açıklamalarda bulundu. Gerek katıldığı nikah törenlerinde ve başka konuşmalarında en az üç çocuk tavsiyesinde bulundu. Hala da ortamını bulduğu zaman bu görüşünü yineliyor. 

Aslında üç çocuk öylesine söylenmiş bir temenni ve tavsiyeden ibaret olmasa gerek. Nüfus artışının makul seviyede artması için bu şart. Çünkü bir çocuk nüfusu eksiye götürür. İki çocuk nüfusu yerinde saydırır. Üç çocuk ise nüfusta artı artış demektir.

Özal dönemi nüfus planlaması üzerine çalışmalar, bildiğim kadarıyla istenildiği gibi sonuç vermedi. İyi ki böyle oldu.

Açıklanan veriler dikkate alındığında, Erdoğan’ın üç çocuk önerisi de sonuç vermemiş görünüyor. Çünkü önceki yıllarda binde yedi olan nüfus artış hızımız, 2023 yılında binde 1,1'e düşmüş ve 2022 yılına göre 2023 yılında nüfusumuz sadece 92 bin kişi artmış.

Bu artış çok az. Böyle giderse bir müddet sonra nüfus önce yerinde sayar. Sonra eksiye düşmeye başlarız. Bu da bir ülke için tehlike çanlarının çalması demektir.

Nüfus artışımız onca teşvik, temenni ve öneriye rağmen niçin düşüyor? Bunun üzerine kafa yormamızda fayda var. Öyle görünüyor ki az çocuk yapın, üç çocuk yapın teşvikinin vatandaş nezdinde bir karşılığı yok. Kimse sipariş üzerine bir planlama yoluna gitmiyor. Herkes bildiğini okuyor.

Nüfus artış hızının bu derece düşmesinde elimde bilimsel bir veri yok. Kendimce nüfus artırışının düşmesine dair görüşlerimi yazacağım.

TÜİK’e göre 2023 yılında evlilikler de bir önceki yıla oranla 1,82 azalmış. Aynı şekilde boşanmalarda da 2,01 azalma olmuş. Evlenme yaşı da erkeklerde 28,3’e çıkarken kadınlarda 25,7’e yükselmiş.

İstatistiğe göre hem evlenme oranında azalma var hem de evlenenler daha geç yaşta evlenme yoluna gidiyor. Nüfus artışının azalmasında bu iki verinin etkisi var.

Evlenmelerde azalmanın sebebi başka sebepler olsa da herhalde en önemlisi ekonomik maliyet olsa gerek. Çünkü haydi deyince bugün düğüne kalkan 600 bin ila 1 milyonu gözden çıkarması gerekir. Bu maliyetin altından kaç kişi kalkabilir ve düğün yapabilir? Evlenenlerin de daha geç yaşta evlenmesinde bu ekonomik tablonun etkili olduğunu düşünüyorum.

Diyelim ki düğün maliyetinin altından kalkıldı ve borç harç evlilik yapıldı. Yeni evliler haydi deyince çocuk düşünmüyor. Bunda evliliğin devam edip etmeyeceği neden olabilirse de bunda da en önemli sebebin evlenen çiftlerin çalışıyor olması. Çünkü günümüzde kadın da erkek gibi çalışmak zorunda. Eskiden çalışan kadın sayısı az iken günümüzde çalışan kadın nüfus, çoğu mesleklerde erkeği solladı. Eskiden nasılsa anne çalışmıyor, çocuğa bakacak var denirken, günümüzde çalışan çiftler çocuk düşünürken iyi de çocuğumuza kim bakacak düşüncesi içerisine giriyor.

Çiftler daha çocuk planlamadan ve çocuk olmadan bakıcı planlaması yapmak zorunda kalıyorlar. Çoğu çift ilk etapta ücretli bakıcı düşünmüyor. Çünkü bakıcı için en az bir asgari ücreti gözden çıkarmak gerekiyor. Bu da bir maliyet çiftler için. Bu maliyetin altından kalkabilseler bile çoğu kimse ücretli bakıcıyı tercih etmiyor. Çünkü bu şekil bakıcıya güvenemiyor. Anne ilk etapta ücretsiz izin alsa da ücretsiz iznin de belli bir süresi var. Ki maaş alamayacağı için çoğu kimse ücretsiz izne de ayrılamıyor. Çocuğa bakma işi de genelde büyükannelere kalıyor. Büyükanne de kaç çocuğa bakacak? Bir ya da iki toruna bakabiliyor. O yüzden çalışan çiftler çoğu zaman tek çocukla yetiniyor. Bu da nüfusun eksiye doğru gerilemesi demektir.

Bir diğer husus, bir çocuğun bakımı, annenin ücretsiz izin alması ve büyükannelerin bakmasıyla bitmiyor. Çünkü ilkokul ve ortaokul bitinceye kadar çocuk bakıma muhtaç durumda. Bu yüzden çalışan anne-baba, anasınıfı çağına gelinceye kadar çocuğunu kreşe vermek durumunda kalabiliyor. Kreşler de cep yakıyor maalesef. Bu da ayrı bir maliyet.

Çocuğun bezini, mamasını, çocuk odasını, çocuk koltuğunu, oyuncağını üst baş vs. masrafını saymaya gerek yok.

Ailelerin doğacak veya büyüyecek çocuğunun geleceğini görememe, ileride bunları baş göz etme, iş güç sahibi yapma ve bakma endişesinin de etkili olduğunu düşünüyorum.

Hasılı günümüzde çocuk bir maliyet. Bakımı bir dert. Büyüyünce okuması ve istihdam durumu ayrı bir dert.

Bu durumda nüfus azalmasın da ne yapsın?

Tehlike çanları çalmaya başlamışken bu konunun ele alınıp üzerine ciddiyetle gidilmesinde yarar görüyorum. 

23 Mayıs 2024 Perşembe

Haset ve Fesat Dünyası (3)

Bu yazıda esas, İran’da içinde cumhurbaşkanları, dışişleri ve üst düzey yöneticilerin olduğu helikopter kazası sonrasında helikopterin enkazını bulma konusunda İran’ın ve Türkiye’nin açıklamalarına değinip hakkında üç beş cümle söyleyecektim. Bu ülkeler adam olmaz diyecektim. Gördüğünüz gibi iş nereye geldi.

İran’daki helikopter kazası hava muhalefetinden kaynaklı bir kaza mı yoksa suikast mı? Kaza deniyor. Bu kaza İslam dünyasında olunca açıkçası kaza diyesim gelmiyor. Kaza denip geçilecek ama öyle zannediyorum bir suikast. Böyle kazalar da nedense hep fesat ve hasedin kol gezdiği, her türlü Bizans ve Acem oyununun oynandığı İslam dünyasında oluyor.

Bu olayın benzeri bir uçak kazası sonucu Pakistan’da olmuş. Tüm üst düzey ölmüştü. Daha önce bizde de Muhsin Yazıcıoğlu’nun başına gelmişti. Dava hala devam ediyor ve azmettiriciyi bulamadık.

Reisi’nin ölümü bana Muhsin Yazıcıoğlu’nun suikast sonucu ölümünü hatırlattı. Sonrasında, enkazın yerinin tespit edilememesi, enkaza geç ulaşılması, helikopterin hava muhalefeti dolayısıyla düştüğünün açıklanması iki suikastın ortak yönleri.

Kaza mı, suikast mı, bunu da geçelim. Esas sadede gelelim. Bundan sonra yazacaklarım da yukarıda yazdığım gibi İslam dünyasının fesat yuvası olduğuna ve birbirini çekemediğine bir örnek olsun.

Reisi’nin düşen helikopterinin yerinin tespit edilememesi dolayısıyla İran dünyadan yardım istedi. Türkiye’den giden bir İHA kaza yerini tespit edip geri döndü açıklaması yaptı Türkiye. İran ise yok öyle bir şey. Türkiye İHA’sı yedi km uzaklıkta bir yeri belirledi. Halbuki kaza yerini ve helikopterin enkazını bizim drone tespit etti açıklaması yaptı. Üstelik biz dünyadan yardım talep etmedik dedi. İyi de yardım istenmediği halde Türkiye’nin İHA’sının İran içinde ne işi var? Gezinti yapmaya mı gitti oraya?

Bu iki açıklamadan biri doğru, diğeri yalan söylüyor. Ya Türkiye yalancı ya da İran. Türkiye enkaz yerini tespit ettik diye niye yalan söylesin? İran niye yanlış yeri gösterdi desin? İki ülkeden biri bizimle oyun oynuyor belli ki. Ama hangisi. Şimdi çıkın bu işin içinden.

Bizim İHA’nın enkazı bulduğuna dair şahidimiz İsrail. Bakalım İran kimi şahit gösterecek? Herhalde o da Beşşar Esad’ı şahit gösterir.

Bu iki açıklama bile benim İslam dünyasını fesat ve haset yuvası göstermeme bir örnek. İran dese ki sağ olsun, komşu ülke sıkıntılı anımızda bize yardıma geldi. Faydalandık. Bu iyiliğini unutmayacağız dese ne olurdu? Türkiye de acılı gününde komşumuzun yanında yer aldık. Destek verdik dese ne olur?

Kazanın enkazını sen buldun, hayır ben buldum ne demek? Neyin kafasını yaşıyoruz bu açıklamalarla. İnanın, çok anlamış değilim diyeceğim ama biz bizi bildiğimiz için hiç garipsemedim bu açıklamaları. Bizde herkes sayemde bulundu inisiyatifini alma ve reklam peşinde.

Adamların Cumhurbaşkanı ölmüş ya da öldürülmüş. Buna rağmen ne hesap derdindeler.

Sahi bu İslam dünyasından bir cacık olur mu? Varın siz düşünün biraz da. 

Haset ve Fesat Dünyası (2)

Faili meçhul cinayetler bu ülkelerde vakayıadiyedendir. Engel görülenleri temizlemede, kaza süsü vererek cinayet işlemede çok mahirdirler. Ağızları "Kim bir cana kıyarsa tüm insanlığı yok etmiş olur. Ebediyen cehennemlik", "Kim bir canı kurtarırsa, tüm insanlığı kurtarmış olur" der. Kafa yapıları, elleri, beyinleri, eylemleri ise gözünü kırpmadan öldürme eylemini gerçekleştirir. Ölen öldüğüyle kalır, kim vurduya gider. 

İnsanlığın "İ"si, değerlerin "D"si, "genel geçer kuralların "G" si bu ülkelere uğramaz. Hepsi değer verir göründükleri değerlerin içini boşaltmakla meşgul. 

Hepsi, Filistinlilere uyguladığı terör dolayısıyla İsrail'e düşman. Her birini toplasan bir İsrail yapmaz. İsrail tüm Filistinlileri yok etse, İsrail'den önce oh be Filistin belasından kurtulduk diye adeta zil takıp oynayacaklar. Çünkü Filistin hepsinin en büyük kamburudur. 

Devekuşu gibi kafalarını kuma gömüp kendilerini sütten çıkmış ak kaşık göstermede üstlerine yoktur. 

Dilleri alemin dürüstü olduklarını haykırır. Eylemleri ise yok öyle bir şey der. 

Olgularla değil, algılarla yaşarlar. 

Bir türlü sadede gelmezler. 

Ne Allah korkuları vardır ne de kuldan utanmaları. 

Savundukları değerler yönüyle bu dünya mı ahirete inanıyor yoksa doğru dürüst inancı olmayanlar mı diye düşünmeden edemiyor insan. 

Ahiretten önce birbirlerine had bildirme yönleri ağır basar. 

Kazara niçin başka ülkeler gibi işleyen, kurum ve kuralları oturmuş bir devlet yapımız, kurallara uyan halkımız yok desen, seni Batı hayranı olarak gösterirler. 

Haset, fesat, çekememezlik adına ne varsa bu ülkelerde var. Nerede bir kural tanımazlık varsa bu ülkelerde.

Aynı çukura doldurulsalar aynı kazanda kaynamazlar. 

Derdin ne bu kadar? İslam dünyası ile alıp veremediğin nedir diyebilirsiniz. İslam dünyasının hali pürmelali dolayısıyla dertliyim dertli olmasına. Zira İslam dünyası benim için bir hayal kırıklığıdır.

Aslında bu konuya başlarken fesat, Haset, İslam dünyasında gırla gidiyor deyip sadede gelecektim. Gördüğünüz gibi dolmuşum ki döşedim. Haset ve fesat dünyası dediğim İslam dünyasında diğerlerinden farklı ve istisna olan ülkeler vardır belki ama tepeden bakınca hiçbiri içimi açmadı. (Devam edecek)