18 Mayıs 2024 Cumartesi

İtibar Ne Olacak Ya?

Hazine ve Maliye Bakanlığının yayımladığı tasarruf genelgesinin ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı da bir basın açıklaması yayımlayarak tasarruf yönünde bir dizi tedbir aldığını duyurdu. Alınan tedbirler arasında en dikkat çeken de hakkında epey yorum yapılan ve tenkit edilen, Başkanlığın il dışı seyahatlerinde kullanılmak üzere kiralanan Audi A8 aracının da geri verildiği idi.

Bir diğer dikkat çeken tasarruf tedbiri ise "tüm hizmet içi eğitimlerin eğitim merkezlerinde ve Başkanlığımıza ait diğer mekanlarda yapılması" idi.

Diğer tasarruf tedbirleri ise toplantı, görüşme ve uygun hizmet içi eğitimlerinin çevrim içi yapılması yönünde.

Bu tasarruf tedbirlerini okuyunca muzipliğim tuttu. Nerede kaldı itibar ya demek geldi içimden. Öyle ya son yıllarda tasarruf tasarruf diyenlere karşı "İtibardan tasarruf yapılmaz" sözü baya moda idi. 

Koskoca Diyanet İşleri Başkanı'na ortalığı velveleye vererek bir A8'i çok görmüştük. Halbuki ne de yakışırdı etkin ve yetkin ve de sorumlu makam sahiplerine Audi marka A8. Makamın itibarı için masraftan kısılmamalıydı. 

A8 geri verildiğine göre inşallah araç sahibi, tasarrufa boynum kıldan ince deyip arabasını alıp gitmiştir. Sözleşme gereği teknik direktörlerin işine son verildiğinde olduğu gibi kiralanan aracın belli bir miktarını almaya kalkmaz. 

Şimdi ortada yoğun il dışı programlarda kullanılmak üzere kiralanan bu A8 olmadığına göre Sayın DİB Başkanı yoğun programlara nasıl gidecek? Beni düşündüren de bu. 

Acaba diğer birçok toplantı için çevrim içi yapılacak dediğine göre kendisi de il dışı programlarına çevrim içi mi katılacak? 

Haydi gitti diyelim. Altında A8 olmayınca belki de karşılamaya gelecekler, o araç yoksa biz de karşılaşmayız mı diyecek? Der mi derler. Nerede kaldı Başkan'ın itibarı bile derler belki de. 

Eldeki diğer külüstür ve 2023 model TOGG ile mi gidecek programlara? Haydi hayrola deyip çıktı yola. Yolda araç arızalanınca tamirci mi çağıracak? O zaman gel de çık işin içinden. Tamirci bir de aracı çekmemiz gerekecek derse o zaman Başkan ne yapacak? 

Bir diğer seçenek de yol diye bir program varmış. Bu programa girip gideceğin yer ve saati yazıyormuşsun. Oraya giden biri de çok cüzi bir miktar seni oraya kadar götürüyormuş. Ali Bey de böyle bir yol denese, aracın yakıt parasına küçük bir katkı sunsa hem adamı memnun eder hem de tasarruf tedbirlerine azami derecede uymuş olur. Belki de elinde kılıç, aracına binenin Başkan olduğunu gören araç sahibi, hocam bendensin, valla olmaz, senin paran burada geçmez diyecek. Bir Başkan'a otostop öneriyorsun. Bu, Başkan'a yakışmaz diyebilirsiniz. Derim ki bu önerim bir otostop değil.  

Farz edin ki otostop. Siz istemediniz mi tasarruf tasarruf diye adamın kafasının etini yiyen. Tasarrufsa tasarruf işte. 

Sonra otostop niye ayıp olsun. Mesela Konya'ya gelecek diyelim. Gölbaşı çıkışına kadar il içi hizmetlerde kullandığı 2023 model TOGG ile gelse, arkasında da hazirun onu uğurlamaya gelse, Konya'ya giden her bir araca -ki A8'de geçebilir- el kaldırsa, şöyle baş parmağıyla Konya'ya işaret etse, aracı müsait olan kim durmaz? Bakarlar ki DİB Başkanı. Sıraya girer yoldaki araçlar. Benim arabaya bin benim arabaya diye. Araç sahiplerinin kavga yapmasını önlemek amacıyla, oraya Ankara Emniyeti bir güvenlik ordusu gönderebilir. Başkan seçtiği bir araca bindikten sonra araç sahibine emri bil maruf, nehyi anil münkerde bulunsa, alın size irşat görevi. 

Haydi A8'i geçtim. Koskoca Başkan il dışı programlarına gitmek için elindeki birçok alternatifi değerlendirebilir. Hatta gideceği yerde havaalanı varsa özel ya da tarifeli uçakla gider. Oradan da müftülük alır. Belki müftülük bir hacı amcanın A8'i bile gelebilir almaya. Yeter ki Başkan yoğun il dışı programlarını askıya almasın, çevrim içi yapmaya kalkmasın. Sonra her iş çevrim içi ile olmaz. Haydi diğerlerini çevrim içi halletti. Gittiği yerde namaz kıldıracaksa bunu da çevrim içi yapacak değil. Cemaat uydum çevrim içi imama mı diyecek? 

Gözlerden kaçan bir tasarruf maddesi daha var. Bundan sonraki hizmet içi programları Başkanlığa ait yerlerde yapılacakmış. Yani beş yıldızlı otellere gitmeyin deniyor. Bu madde olacak şey değil. Yıllardır beş yıldızlı otellerde toplantı ve seminer yapan kamu görevlileri için bu, çok zor olacak çok. Demedi demeyin. O karanlık mahzenlerde çekilmez maazallah.

Neyse böyle ciddi bir meselede bile sulandırmada üstüme yok. Huyum kurusun. 

Görünen o ki tasarruf tedbirlerine tüm kamu kurumları uyacak. Hayırlı olsun demek isterim bu tasarruf genelgesine. İnşallah sonuç alınır. Yalnız gecikmiş bir tasarruf genelgesi bu. Böyle kaç genelge kaç yıl boyunca çoktan yayımlanmalıydı ve de uyulmalıydı. Heyhat ki heyhat... 

17 Mayıs 2024 Cuma

Tanıyamadığım Tanıdığım

Cuma namazı çıkışı, Allah kabul etsin Ramazan Hocam diyerek biri geldi yanıma. Ne arıyorsun burada dedi. Şu okulda çalışıyorum dedim. Ben de o okulun güney tarafında tek katlı evde oturuyorum dedi. Ne zamandan beri buradasın dedim. 2000 yılında geldim buraya. Şu kadar koyunum var. Onlarla uğraşırım. Yakınmışız. Eve de beklerim dedi. Ayrıldık.

Ayrıldıktan sonra beni bir düşüncedir aldı. İyi de bu konuştuğum kimdi? O beni tanıyor hem de ismimle cismimle. Üstelik hiç değişmemişsin dedi.

Kendimi ne kadar zorladım ise de bir türlü kim olduğunu bilemedim. Acaba tanışıklığımız neredendi? Beni iyi tanıyan kişiye seni tanıyamadım da diyemedim. Desem, nasıl tanıyamazsın derse, işin ucunda mahcup olmak da vardı. Ayıp olurdu üstelik. 

Ertesi hafta yine cuma sonrası karşılaştık. Uzaktan selamlaşıp ayrıldık.

Bir iki hafta böyle geçti. Gelip giderken aklımda hep o beni tanıyan vardı. Sair zamanlarda bu tür ilk etapta çıkaramadıklarımla, geçmiş hukuku bir şekilde hatırlardım. Tamam ya bu o derdim. Ama bu sefer sert kayaya çarptım. Belli ki geçmişte çok hukukum olmayan biri. Belki de bir kalabalık ortamda oturmuşluğumuz, orada tanışmışlığımız olabilir. 

Bir gün lise son bir sınıfın dersine girdim. Bu civarda oturan var mı dedim. İki öğrenci bu mahallede oturduğunu söyledi. Tek katlı evin sahibini tanıyıp tanımadıklarını sordum. Tanımıyoruz. Niçin sordunuz dediler. O beni tanıyor ama ben onu tanıyamadım. O değilden adını ve soyadını öğrenme imkanınız var mı? Öğreniriz dediler. Yalnız benim onu tanıyamadığımdan haberi olmasın dedim. Tamam, hocam, o iş bizde dediler.

Bir hafta sonra aynı sınıfa derse girdim. Tanıyan iki öğrenciden biri "Hocam, o evin sahibini öğrendim” dedi. Kimmiş dedim.” İsmi neydi, galiba Hasan'mış” dedi. İsmi hiçbir çağrışım yapmadı. Soyadı neymiş dedim.” Bilmiyorum” dedi. Nasıl öğrendin dedim.” Kendine sordum” dedi. Ne diye sordun dedim.    "Hocamız sizi tanıyamamış. İsminiz ne dedim” . İyi, sağ olasın dedim.

Dedim ama gıyabında adamdan utandım. Bir daha karşılaşırsam, bu tanıdığımın yüzüne nasıl bakacaktım. Bu aşamadan sonra yanına varıp Hasan Bey desem, hadi len oradan. Beni tanımayanı ben hiç tanımam dese, adamın hakkı var. 

Ne ummuştum ne buldum. Güya adamın haberi olmadan tanıyamadığım tanıdığımı öğrenecektim. Ne bilirdim benim son sınıf öğrencinin öğrenmek için böyle bir yol izleyeceğini. Bileydim, simanız yabancı değil ama çıkaramadım sizi. Tanışıklığımız nereden derdim.

Vah benim kafam vah benim aklım. Baltayı taşa vurdum hem de ne vurma. Gel de tamir et bu işi. Tanıyamadığım tanıdığımla karşılaşırsam hele bu aşamadan sonra yüzüne nasıl bakarım. Herhalde karşı kaldırıma geçer, boynumu eğer, görmezden gelirim.

Bir daha öğrenciyi araya koyarak bu işi sessizce halletmeye çalışır mıyım? Tövbe tövbe.

Siz siz olun, insanlık hali çıkaramadığınız tanıdığınıza, kardeş kusura bakma. Af buyur, çıkaramadım. Nereden tanışıyoruz deyin. Deyin ki olacak olan o anda olsun. Sonrası benim gibi sarpa sarar, Arap saçına döner.

Sakın, niye ayıp olsun, sorulmaz mı demeyin. Sordum zamanında. Başıma gelmedik kalmadı. Fi tarihinde Adıyaman’da çalışırken bir arkadaşla adımlayarak bir yere gitmiştik. Yanında da biri vardı. Başka da bir daha bir araya gelmedik.

İplikçi Camiinin önünde biri, ooo Ramazan Hocam, burada mısın, ne var ne yok dedi. Buradayım deyip tokalaştık. Gençten biri idi. Bıyıkları sanki yeni terlemiş. Mezun öğrencilerimden biri sandım. Bakışımdan tanıyamadığımı anlayınca, Adıyaman’dan dedi. Hangi dönem mezunusun dedim. Dedim ama dediğimle kaldım. Ne öğrencisi ya ben öğretmenim, falan okuldayım. Bir zaman falanla beraber adımlamıştık demez mi? Kusura bakma dedim ise de o da bozuldu. Benimle konuştuğuna pişman oldu. Görüşürüz dedi. Ayrıldık ama bir daha da görüşme imkanımız olmadı.

16 Mayıs 2024 Perşembe

Ülkenin FETÖ ile Sınavı (5)

FETÖ ile mücadele edilecekse gerçek FETÖ’cü olanlara devlet göz açtırmamalı. Gerekli cezayı vermeli. 15 Temmuzdaki can havli ile hareket etme ve herkesten ve her şeyden şüphelenme dönemi sona ermeli. Mücadelede soğukkanlılık devlete hakim olmalı. Uzun yıllar açık ve ihracın ardından göreve iade gecikmiş adalettir. Buna da adalet denmez. Devlet toptancı davranmaktan kaçınmalı. Bir arkeolog sabrıyla gerçek suçluları ortaya çıkarmalı. Herkesi suçun içine atmamalı. Eğer suçlu aranıyorsa toplumsal bir vakıa olan bu konuda, suçun büyüğüne ve sorumluluk durumuna göre en tepeden en aşağıya herkes ceza almalı. Bu konuda ilk taşı en temiz olanlar atmalı. Tereyağı gibi suyun üstüne çıkanlar değil.

Sonuç itibariyle FETÖ ile ilgili birçok konuya bu yazımda değindim. Özetlersem,

FETÖ bir ABD projesidir. Merkezi ABD, ülke içindeki aktörler ise ABD adına bu ülkede vekalet savaşı veren DEAŞ, PKK gibi piyonlardır.

FETÖ bir derin devlettir. Güçle birlikte hareket ederek derin devlet olan Ergenekon’u temizleyerek kendisi derin devlet olmuş, bu sayede askeri vesayet sona ermiştir. FETÖ derin devlet olduktan sonra daha önce derin devletten temizlenen Ergenekon ile birlikte FETÖ derin devletten temizlenmektedir.

15 Temmuz darbesi bir İngiliz yapımıdır. Bu darbe teşebbüs ile 80 ihtilali ile ABD’den rövanş alınmıştır. Biliyorsunuz 60 ihtilali bir İngiliz yapımı bir darbe iken 80 ihtilali ABD yapımı idi. Aslında 15 Temmuz ve diğer darbeler, dış güçlerin darbeyle veya darbe teşebbüsü ile gücünü göstermesinden ibarettir. 17-25 Aralıktan itibaren ortada ve bir arayış içerisinde olan devlet, 15 Temmuz ile birlikte İngiltere tarafına yönünü döndürmüştür.

Gerçek FETÖ ABD’dir. ABD adına vekalet savaşı veren Gülen ve yurtdışına kaçan ihanet şebekesi bu yapının piyonlarıdır. Bu ülkenin ekmeğini yiyip bu ülkeye ihanet edenlerdir.

FETÖ konusunda ülkesine kaçan FETÖ’cüleri koruyup kollayan Batı’dır.

Başka gerçek FETÖ aranacaksa -ki ben bunları gerçek FETÖ kabul etmiyorum. Bunları ABD’nin oyununa gelen kimseler görüyorum- ABD’nin oyununa alet olan FETÖ ile birlikte hareket edenlerdir. Ne istedilerse verenlerdir. Devletin tüm kurumlarını bu örgüte teslim edenlerdir. Dün FETÖ’yü yere göğe sığdıramayıp bugün küfredenlerdir. Ellerinde imkan ve yetki varken FETÖ’nün gerçek yüzüne zamanında farkına varamayanlardır. Onların yaptıklarına göz yumanlardır.

Tüm bunlar hesap verdikten sonra FETÖ’cü diye sıra ibadet kesimine gelmelidir. Bunlar belki de bunların içinde en masum olanlarıdır. Bu kesim kanmış, kandırılmış ve yapının iç yüzünü bilemeyen kişiler. Tıpkı devlet gibi. Gücümüz de bunlara yetmesin. Altta kalanın canı çıkmasın.

Son sözü de bu yapının ticaret kesimi için söyleyeyim. Bunlar fifty fifty çalışanlarıdır. Kazan kazan politikasını güdenlerdir. Bunların dinî, imanı paradır. Nereden bol para gelirse onlarla iş tutarlar. Ticaretin raconu da budur.

ABD veya başka güçler adına vekalet savaşı verecek yeni örgütlerin çıkmaması için devletin bir yapıya tüm kurumları teslim etmemesi gerekir. Her kurumda bu ülkenin tüm mozaiklerine yer vermelidir ki yeni FETÖ’ler çıkmasın ve analar ağlamasın.