20 Nisan 2024 Cumartesi

Okulların Yeni Rengi

Üzerime ne giysem, bana ne yakışır demem. Daha doğrusu neyin yakıştığından anlamam. Bulduğumu giyerim. Yeni bir şeyler alayım da demem. Modası da geçse eskimediği ve daralmadığı müddetçe rengi ağarsa bile üzerime yeni bir şey almam. Evim şunları yıllardır giyersin. İle karşı üzerine yeni bir şeyler al ısrarlarına, son raddeye gelinceye kadar direnirim. Baktım ısrar bezdirir noktaya gelince, olmayacak böyle deyip mağazaların yolunu tutarım. Giderken ya yanımda biri olur. Hangisi bana yakışır, söyle, onu alayım deyim ya da tezgahtardan yardım isterim. Hangisini dersen onu alacağım derim. Yanımda götürdüğümün ya da tezgahtarın göz zevki var mı yok mu bilmem. Belki de benden kurtulmak istedikleri için olsa gerek. Şu sana yakışır derler. Beğendiklerini gözüm kapalı alırım. Eve gelince şu beğendiğin renge bak derler ama olsun. En azından aldım. Al al faslı bitmiş olur. 
Kimsenin giydiğine, giydiğinin kendisine yakışıp yakışmadığına da bakmam. Üzerinde elbise var o kadar benim için. 
Bakma zevkim var ama seyir ve seyrettiğimden zevk alma duygum da yok. 
Estetikten zaten hiç anlamam. 
Yeme ve tat zevkim de yok. Sadece aç olayım ve sevdiğim yemek olsun. Bu göz ve bu mide bende olduğu müddetçe yemeye hayır demem. Siler süpürürüm. Midem doysa yeter artık dese daha da yiyeceğim yemek kalsa ya Rabbi keşke midemi büyük yaratsaydın deme noktasına gelirim. 
Renk körü olmasam da bazı ana renkler dışında renkleri de bilmem. Bazısını da karıştırdığım olur. 
Her kula nasip olmaz bunca özelliğim say say bitmez anlayacağınız. 
Bu demek değildir ki gördüğüm her renk ve görüntü benim için aynı. Zira renk renktir. Her renk güzeldir. Yeter ki yerinde ve kıvamında yapılsın. 
Zevklerle, renkler tartışılmasa da bu demek değildir ki zevk ve renk hiç dikkatimi çekmez ve haklarında hiç değerlendirmede bulunmam. Zira bu benim işim. 
Mesela son bir yıldır boyanmış ne kadar eski okul varsa, tercih edilen renk dikkatimi çekmiştir. Fark etti iseniz, yeni boyanan okullar hep yeşile boyanmış. 

Siz yeşile boyanmış bu okulların rengini nasıl buldunuz bilmiyorum. Belki çok beğendiniz belki de renk renktir. Tüm renkler güzeldir. Önemli olan renkten ziyade okulların boyalı olması bile dediniz. Belki de okulların bu rengi hiç dikkatinizi çekmedi belki de evimi boyatsam ben de bu renkten boyatırım dediniz. 

Bana gelince ne zaman bu renge boyanmış bir okul binası görsem, bu renk bana çok itici geldi. Hep niye böyle bir renk tercih edilmiş. Daha önceki rengi daha güzeldi diyorum.

Gerçekten yeni boyanan okul binaları için niçin bu renk tercih edilmiş olabilir? Daha doğrusu tercih mi yoksa zorunluluk mu? Bu renk konusunda benim bilmediğim bir emir veya genelge mi var? 

Sebebini bilmesem de aman bana ne demeyeceğim. İçimdeki merak duygusunu yenmek için bu renk tercihinin sebebini irdeleyeceğim. 

Milli Eğitim Bakanlığı bir okullar yeşil renge boyanacak diye bir mevzuat değişikliği mi yaptı? Mevzuat çıkarmasa da toplantılarda il müdürlerine bu rengi tercih edin ricasında bulunmuş olabilir mi? 

İl müdürlerinin bir tasarrufu olabilir mi bu renk? 

Okul müdürleri, toplantılarda okulları hepten yeşile boyayalım demiş olabilir mi? 

Okulların bu renge boyanmasını isteyen sponsor olabilir mi? İlle de yeşil olsun demiş olabilir mi? 

Bu renk, fiyat yönünden en uygun ve ucuz olanı olabilir mi? 

Okulların boyanması için ihaleye girildi de ihaleyi kazanan firma elimde bol miktarda sadece yeşil renk var. Bu renkle boyayacağım demiş olabilir mi? 

Bu renk elde kaldı da bari okullara harcayalım demiş olabilirler mi? 

İslam'daki haki renk yeşil deyip okullar bu yüzden bu renge boyanmış olabilir mi? (Her ne kadar yeşil dense de mavi renk İslam'da ki haki renktir) 

Sebep her ne ise okullara giydirilen bu yeşil renk hiç hoş durmuyor. Çok itici vesselam. 

19 Nisan 2024 Cuma

Çeyreğimizi Getirin!

Zamanın behrinde iki çocuğumun düğününe bir arkadaş, teşrif etmiş. Hediye olarak da her birine birer çeyrek getirmişti. Gel zaman git zaman düğün yapma sırası o arkadaştaydı. Davet etti gideceğim. Giderken de bir çeyrek değil, iki çeyrek götüreceğim. Çünkü garibimin tek çocuğu var. Piyasanın durumu malum. Çeyreğin de.

Uzatmayacağım. Çünkü bu durumu “Yandığımın Resmidir” başlıklı yazımla mizahi bir tarzda yazı konusu edindim.

https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2024/04/yandgmn-resmidir.html 

Bu yazımın altına, yazılarımın çoğunun altına yazdığı yorumlarla yazıma katkıda bulunan ve yorumlarıyla ufkumu açan Ra55 rumuzlu takipçim, başından geçen bir anekdotunu yorum olarak yazmış. İbretlik olduğu için bu yorumunu aynen alıyorum:

Maalesef çeyrek altın ile ilgili durumlar böyle. Sayın hocam çocuğunuza yaptığınız düğün davetiyesinin altına, NOT: Takı getirilmemesi rica olunur!" yazdırsaydınız, düğününüze takı getirmezlerdi ve siz de şimdi rahat ederdiniz.

Ancak, düğünlere götürülen her şey (altın, para, döviz, eşya, alet, edevat vs.) hediye babından olup, asla karşılığı beklenmez.

Ama gelin görün ki iş öyle değil. Biri sizin düğününüze çok ucuz olduğu için o zaman bir iki çeyrek alıp gelmiş, ama şimdi çeyrek öyle ucuz değil, ne yapacağız?

Eğer, siz o düğüne gitmeyin ve getirenin getirdiği çeyreği de götürmezseniz; fazla sürmüyor, bir hafta sonra telefon ile aranıyorsunuz ve "sende altınım vardı, getir" diyorlar.

Oğlumun düğününe davet etmediğim halde, bir arkadaşım, lüzumsuzluk yapmış, düğüne gelmiş, bir de gelirken ucuz olduğu için çeyrek getirmiş.

Aradan yıllar geçti, arkadaşım da beni düğüne davet etti. O ara ağabeyimin oğlunun düğünü ile aynı güne çakıştı ve düğüne gidemedim.

Bir hafta sonra telefon ederek düğüne getirdiği hediye çeyreği istediler.

O zaman daha çeyrek bu kadar pahalı değildi. Hemen bir çeyrek aldık ve eşim götürdü evlerine teslim etti geldi.

Son birkaç yıldır, artırdığımız para ile her ay bir çeyrek aldık. Çünkü, düğünlerine çeyrek götüreceğimiz sırada bekleyenler var.

Götürmezsek, hemen telefona sarılıp istiyorlar.
Ben en son çeyreği 4.125,00 TL’den almıştım. Demek 4.600,00 TL. oldu bile.

Sayın hocam Allah yar ve yardımcın olsun. Keşke çeyrekler ucuz iken, her ay bir tane alıp bir köşeye atsaydın. Şimdi rahat ederdin.

Selam ve saygılarımla.”

Mesele anlaşıldı sanırım. Bu yüzden hiç yorum yazmayacağım. Selam ve muhabbet bizden kardeşim.

Meğerse Sübyan Mektepleri Kapanmamış!

31 Mart mahalli seçimlerinin ardından seçmenin iradesiyle bazı belediyeler el değiştirdi. Bunlardan bir tanesi de Bursa Büyükşehir Belediyesi.

Seçimin ardından Bursa Belediyesine yönelik bir iddia sosyal medyada yer aldı. Dakika bir, gol bir türünden, tepki çeken bir icraata imza atmıştı Belediye bu iddia ile. 

Belediyenin bu tasarrufu sosyal medyada paylaşıldı durdu. Paylaşanlar arasında mürekkep yalamış kimseler çoğunlukta idi. Yani cahil, cühela kesimden değildi. 

Okudum bu paylaşımı. Ama içime sinmedi bu haber. 

Güya Belediye halk eğitim sübyan kurslarını kapatıp öğreticilerinin de işine son vermişti. Verdiğiniz dersi görün şeklinde yorum da yazılmıştı bu habere. 

Birkaç tanesine, halk eğitimler belediyeye değil, milli eğitime bağlı. Açılıp kapanmasına MEM karar verir. Belediye karışamaz. Denetimini bile MEM yapar. Haber asparagas olmalı yorumunu yazdım. Bazıları bu yorumum üzerine paylaşımını sildi. Bazıları hiç oralı olmadı. Paylaşımını da silmedi. 

Gariplik şurada idi: Belediye Başkanı ne zaman mazbatasını aldı, ne ara koltuğuna oturup ilk icraat olarak bismillah deyip bu işe el attı? Başka işi yok muymuş? Sonra ne zamandan beri belediyeler halk eğitimin kurslarına karışır, burnunu sokar oldu dedim.

Hatta üşenmeyip bu konuya dair bir yazı yazdım. Sübyan mekteplerinin tarihçesinden başladım. Sübyan değil, sıbyan dedim. Günümüzde böyle bir okul ve kurs türü yok. Olsa olsa 4-6 yaş Kur'an kursu olabilir. Buraların açılıp kapanması, denetimi ve öğretici görevlendirmesi de Diyanetin uhdesinde dedim. Halk eğitime bağlı ise buralara da MEM bakar dedim.

Sosyal medyada yayılan bu haber Bursa Belediyesinin de kulağına gitmiş, haberden rahatsız olmuş olmalı ki bir basın açıklamasıyla kamuoyunu bilgilendirmiş. Kamuoyuna duyuru başlığıyla, halk eğitim kurslarının sorumluluğunun hangi kanun ile hangi kuruma bağlı olduğuna atıf yapılmış, yazılıp çizilenlerin aslı astarı yok, açıklamasına kısa ve öz yer verilmiş. Açıklamayı fotoğraf şeklinde sayfama da aldım.

Haberin aslının olmadığına sevindim. 

Sansasyona sebebiyet veren bu haberin, Belediyenin görev, yetki ve sorumluluk alanında olmadığı, resmi kurum statüsünde olan Belediye tarafından açıklandıktan sonra sosyal medyaya bir göz attım. Gözüm, daha önce "Belediyenin sübyan kurslarını kapattığı" haberini araştırıp incelemeden mal bulmuş mağribi gibi sayfasında paylaşanları aradı. Heyhat bir ölü sessizliği vardı muhteremlerin sayfasında. İstedim ki "Bursa Belediyesine ait şöyle bir haber paylaşmıştım. Paylaştığım haberin aslı ve astarının olmadığı, ilgili kurum tarafından açıklandı. Bu açıklamaya yer veriyorum. Araştırıp incelemeden böyle bir haberi paylaştığım için üzgün olduğumu bildiririm. Bu konuya dair daha önceki paylaşımımı da kaldırıyorum" şeklinde bir açıklamaya yer versinler. Böyle bir açıklama yazmasalar da en azından önceki algıya dayalı paylaşımı silebilirlerdi. Maalesef göremedim. Hatta Belediyeyi itham eden video bile çekilmiş. Video bile yerinde duruyordu hâlâ. 

Halbuki etik olan, yaptığımız paylaşımın yanlış olduğu ortaya çıkınca o haberi bir nevi tekzip etmemiz gerek. Bunu da sayfamızda yapmalıyız. 

Hasılı trollerin cirit attığı ve algı üretmeye yönelik bu tür paylaşımlarla sosyal medya kullanıcılarımızın bazıları iyi bir sınav vermiyor. Belli ki bir el tarafından, doğru olmadığı halde üretilmiş bu tür haberler gözü dönmüş birilerinin işine gelmiş. "Bunlar var ya bunlar. Bunlardan zaten beklenir" denip paylaşılmış.

Ezcümle, gözümüzü ve gönlümüzü; kin, intikam, tahammülsüzlük ve hazımsızlık bürümesin. İnsaf insaf insaf...