13 Eylül 2023 Çarşamba

Tek El

Varlığında, yokluğunu hissetmediğimiz tüm organlarımızdan bir tanesi eksik olunca veya işlevini görmeyince organlarımızdan her birinin ne kadar önemli olduğunun farkına vardığımız gibi bir haftadır sol elim işlevsiz olunca, iki elin birlikte ne kadar önemli ve vazgeçilmez bir organ olduğunu anlamış bulunmaktayım. 

Elimde bağ dokusu bozukluğu (Dupuytren Kontantürü) vardı. Çözümü ameliyatmış. Gidip bir el cerrahına ameliyat oldum. 

Ameliyat olduğum sol elimde yarım atel var. Elim dirseğime kadar sarılı. Tedavim üç haftayı bulacakmış. Bu demektir ki sol elim bu zaman zarfında sarılı olacak ve kullanamayacağım.

Tek el ile kalınca elin de diğer organlar gibi bir nimet olduğunu anlamam uzun sürmedi. Ne kadar şükretsem azdır. Tek bir el bile şükür için değer. Ya bir de hiç elim olmasaydı... 

Elimin biri sarılı ve kullanamıyorum diye karalar bağlayacak halim yok. Çünkü hayat devam ediyor. İki eli de olmadığı halde hayata tutunanlar var. Bereket elimi kullanamama durumu üç haftalık geçici bir süreyi kapsıyor. Üstelik kullanamadığım el sol el. İyi ki sağ elim aktif. Şayet sol elim alçıda olsaydı hayat benim için daha zor olurdu. Çünkü sol el çoğu kimsenin sağ el gibi kullanmadığı elidir. Bir nevi sol el sağ elin yardımcısıdır. 

Bu durumda bütün yük sağ elime bindi. Her bir işimi kimseden destek almadan tek elle yapabiliyorum:

Elbisemi giyebiliyorum. Çorabımı giyip çıkarabiliyorum. Aksatmadan işime gidip geliyorum. Alışverişe gidip tek elle taşıyabileceğim kadar alışveriş yapıyorum ve eve kadar taşıyorum. Yürüyüşümü yapıyorum. Toplu taşımaya binip iniyorum. Tek eli yıkamadan banyomu yapabiliyor, abdest alabiliyor, namazımı kılabiliyorum. Çay demleyebiliyorum vs. Hasılı kendi kendime yetebiliyorum. 

Her şeyimi iki el varmış gibi düzgün yapabiliyor muyum? Hayır. Nasıl yapabilirim ki. Şayet tek el ile her şeyi mükemmel yapabilseydik, ikinci elin olmasına gerek yoktu. Ama kimseye muhtaç ve yük olmadan olduğu kadar yapabilmenin hazzı bir başka.

Bir an için kullanamadığım el sağ el olsaydı, işte hayat o zaman benim için çekilmez olur, üç hafta geçip bitmezdi. Çünkü sol eli bazı işler haricinde kullanmadım. Ne yemek yiyebilir ne bir şey yazabilir ne de giyinebilirdim.

 Bu halime de şükür. 

Mülakat Gibi Mülakat *

Habertürk TV kanalında, Kemal Öztürk'ün hazırlayıp sunduğu programa katılan Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, öğretmen alımından, mülakata varıncaya kadar bir dizi sorulara cevap verdi.

Yapılan açıklamaları ilginç bulduğumdan kısaca değinmek istiyorum. Bakanın açıklamasından, yeni öğretmen alımlarının 2024 bütçesi çıktıktan sonra olacağını, mülakat süreci ile birlikte yeni alımların zaman alacağı anlaşılıyor. Bu açıklamadan, ilk atama öğretmen alımlarının en erken 2.dönem olacağı ortaya çıkar. Deprem bölgesinden çoğu öğretmenin tayin istediği, çoğunun tayini çıktığı göz önüne alınırsa, bu demektir ki deprem bölgesindeki okullarda, bulabilirlerse çoğu branşlarda ücretli öğretmen çalışacaktır. 

"Erdoğan'ın mülakatlar kaldırılacak" sözü hatırlatınca, "Erdoğan'ın mülakatlarda değil, işleyişinden rahatsız olduğunu, bundan hareketle mülakatları mülakat gibi yapacağız" dedi Sayın Tekin.

Mülakatların içeriğine dair ise "Mülakatlara üç katı adayın davet edileceğini, adaylara daha önce hazırlanıp dijital ortama aktarılan sorular sorulacağını, aday çektiği soruyu uzman ve başöğretmenin de bulunduğu komisyonun huzurunda 45 dakika ders işler gibi anlatacağını, kayda girmesi bakımından sorunun yazılı cevabının alınacağını, komisyonun önündeki kılavuz gereği puanlama yapacağını, mülakatın tüm aşamalarının video ile kayıt altına alınacağını" açıkladı. Kısaca mülakatlar mülakat gibi yapılacak. 

Bu yazıyı ele almamın nedeni "mülakatların mülakat gibi yapılacak" sözüdür.  Bu söz her tarafa çekilebilen ve konuşulmaması gereken bir sözdür. Bu sözden, daha önceki mülakatların olması gereken mülakat kriterleri gibi yapılmadığı anlamı çıkar. Gibi teşbih edatından öylesine mülakat yapacağız anlamı da çıkar. Ama herkes önceki mülakatlar usulüne uygun yapılmadı şeklinde anladı ve bu bir itiraftır. Burada şunu sormak gerek. Bu mülakat denen ucube sistem dünden bugüne uygulanan bir sistem değil. Yıllardır bu sistem uygulanıyor. Bugüne kadar kriterler konmadan ve konan kriterlere uyulmadan, laf olsun diye yapılan mülakatlarda binlerce kişi mağdur oldu veya bazıları ihya oldu. Çünkü mülakat demek torpil demektir, ahbap çavuş ilişkisi demektir. Mülakatlarda düşük puan verilerek elenen ve atanamayan o kadar adayın hakkını kim teslim edecek, onların mağduriyetleri nasıl giderilecek? Mülakatlar mülakat gibi yapılacak sözü bile toplumda tepki çekmediğine göre önceki mülakat mağdurları mağdur olduklarıyla kalacak.

Kim, ne derse desin, Bakan neyi kastetti ise kastetti. Tek başına bu söz bile daha önceki mülakatları mercek altına almayı, geçmişte usulüne uygun yapılmayan mülakatların hesabını sormayı gerektirir. Üstelik Bakanın, adam gibi mülakat yapacağız diyerek ortaya koyduğu mülakat kriterleri Amerika’yı yeniden keşfetmeye benzer. Çünkü bu kriterler yazılı beyan ve kamera kaydı geçmişten bugüne hep söylene geldi. Ama birileri ben yaptım oldu deyip bu istekleri kulak ardı etti.

Söz mülakattan açılmışken, yazılı gibi ölçülebilir kriterler varken mülakat neyin nesi? Yazılı sınavları sanırım birileri kolay sanıyor. Bunu o sınava hazırlayanlara sormak gerek. Üstelik seçimden önce kaldırılacak denmesine rağmen adayları 45’er dakikalık mülakata almanın hiç mantıklı bir izahı yok.

Mülakat yapılmasın mı? Yapılsın. Ama herkese yapılmasın. Kime yapılsın? Devleti bir il veya ilçede ya da yurt dışında   birinci derece temsil edecekler mülakata alınsın. Öyle ya devleti temsil makamında olacak. Diksiyonuna, tipine, boyuna postuna, giyim ve kuşamına, vizyon ve misyonuna bakılsın. Diğerleri için mülakata gerek yok. Yazılı sınavına göre ataması yapılsın. İstenen görevleri yerine getirirse ne ala. Yerine getirmemekte direniyorsa, işini savsaklıyorsa veya yetersiz kalıyorsa, gereği yapılsın.

Tek kelimeyle Bakanın bu sözü büyük bir gaftır. Önceki mülakat kurbanlarıyla dalga geçmektir.

*15/09/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

11 Eylül 2023 Pazartesi

Açıktan Okumaya Kısıtlama *

Değişiklik yapılan Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğine göre açık liselere geçişlerde kısıtlama geldi. Buna göre;

*millî sporcular,

*kaynaştırma öğrencileri,

*koruma kanunu kapsamındaki öğrenciler,

*şehit ve gazi çocukları,

*Bakanlıkça mazereti uygun görülenler,

*Yönetmeliğin ilgili hükümlerine göre örgün ortaöğretim kurumlarında okuma hakkını kaybeden öğrenciler,

Gibi istisnalar dışında açık liseye nakil ve geçişler yapılamayacak. Bu demektir ki

*Ortaokul 8.sınıfı bitirip sınavla bir okula yerleşen,

*Adres kaydına göre bir okula yerleşen,

*Okulunu beğenmeyen,

*Okumak istemeyen,

*MESEM’e kayıt yaptırmadan herhangi bir meslek öğrenmek isteyen,

*11 ve 12. sınıfı sınavla veya sınavsız öğrenci alan liselerde örgün olarak okuyup üniversite sınavına hazırlanmak için daha fazla zaman ayırmak isteyen,

Gibi nedenlerle açık liseye geçiş ve nakil yapılamayacak. Kısaca ortaöğretimde okuyan her öğrenci istediği zaman açık liselere kayıt yaptıramayacak. İlla açık lisede okuyacağım diyen öğrencinin ikinci defa kalmak suretiyle okuma hakkını bitirmesi ya da Bakanlığın uygun gördüğü mazeretlere sahip olması gerekiyor.

Bugünkü sınav sistemiyle lisede kalmak için öğrencinin çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Çünkü 3 zayıfı olduğu halde 50 ortalamasını yakalayan ve alt sınıflardan da 3 sorumlu yani 6 zayıfı olan öğrenci sınıf geçebiliyor. Bakanlığın uygun gördüğü mazereti de yoksa istese de istemese de örgün eğitimde okumak zorunda.

Bakanlığın bu Yönetmelik değişikliğiyle, özellikle son sınıflarda sınavla öğrenci alan ve bir hedefi olan başarılı öğrencilerin açık liseye geçmelerini önlemek amacı taşıdığı aşikardır. Gerçekten son yıllarda fen liseleri de dahil olmak üzere başarılı liselerin çoğu şubeleri kapanmaktaydı. Bu da okul normunda sıkıntı meydana getirmekteydi. Bu yönüyle Bakanlığın kısıtlamaya gitmesi yerinde bir karar. Yalnız okuma hedefi olmayan ve mesleki eğitime de gitmeyen, 8.sonıfı bitiren öğrencilere açık liseyi kapatmak suretiyle örgün eğitimde zorla tutmak anlaşılır gibi değil. Tamam, önüne gelen açık liseye kayıt yaptırmasın, açık liseye kayıt yaptırıp beğenmedim deyip tekrar örgün eğitime devam etmesin. Maymun iştahlıların önüne geçsin. Bakanlığın ne yapıp ne edip ortaokulu bitirip belli bir başarı puanını yakalayamayan öğrencilere örgün eğitimin dışında MESEM ve açık liselere kayıt yapma zorunluluğu getirmesi lazım. Bir de meslek sahibi olmak isteyen ve çalıştığını belgeleyen Öğrencilere açık lise kapısını açması gerekir.

Açık lisede okuyan öğrencilerin sınavlarına da ciddiyet gösterilmesi gerekir. Salgınla beraber başlayan, salgından sonra da uzaktan sınav açık liselerin cılkını çıkarmıştı. Bu süreçte çoğu açık liselinin sınavlarını başkası çözerek mezun olup lise mezunu oldular. Zaten bu ciddiyetsizlikten dolayı açık liselere geçişlerde anormal artışları olmuştu.

*18/09/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.