1 Eylül 2023 Cuma

Niye İyilik Yapayım?

Babacığım,  eskiden iyilik yapardın,  şimdilerde ise nicedir zararın dokunuyor. Bu değişikliğe niçin ihtiyaç duydun?

Oğlum,  ben ne yaptığımı biliyorum. Ben iyilik yaparken de kazanıyorum, zararım dokunurken de.

Nasıl yani? Hep iyilik yapsaydın da bu iyiliğini görenler seni takdir etseydi,  olmaz mıydı? Şimdi ne işe yaradı?  Bak,  böyle gidersen takdir tekdire dönecek.

Hiç endişe etme. Ben her halükarda kazanırım. Bu konuda örnek aldığım biri var.

Kimmiş o?

Kemal Sunal.

O ne yapmıştı ki?

Hani bir filmi vardı, yağmurun yapacağını bilen,  kötürümleri iyileştiren... Halkın yanında yer alarak halk onu belediye başkanı seçmişti. Yaptığı bu hizmetler fırsatçıların işine gelmedi tabi. 

Eee!

Sonunda bir gün bir rüya gördü. Rüyasında şu gün şu saat öleceksin dendi kendisine. O ise daha gencim. İşlerimi bitiremedim deyince,  gaipten,  Allah iyi ve sevgili kullarını böyle erken alır dendi. O da bundan sonra iyilik yapmayacağım,  kötülük yapacağım dedi ve güç bela yürüyen,  topallayan birine arkadan bir tekme vurdu. Kötürüm adam yere yuvarlandı ama ayağa kalkınca sakatlığının geçtiğini gördü. Bu duruma çok sevinen bu aksak adam Kemal Sunal'a bir çuval dua etti. Allah senden razı olsun dedi. Kemal Sunal,  ne kadar dua etme dediyse de adam duaya devam etti. 

Bu filmde de gördüğün gibi Kemal Sunal iyilik yaparken de kazandı,  kötülük yaparken de. İşte ben de bu hayat felsefesini düstur edindim. Sonra her kötülüğümde  bir hikmet aranıyorsa,  niye iyilik yapayım ki. Sonuçta kazanıyorum zaten. 01.09.2022

31 Ağustos 2023 Perşembe

Fakirlikle İlgili Hadisler

Fakirliği Yeren Hadisler:

Fakirlik, iki cihanda da, yüz karasıdır. [R. Nasıhin]

Fakirlik, dünya ve ahiret yoksulluğudur. [Deylemi]

Fakirlik küfre sebep olur. [Beyheki]

Ya Rabbi, fakirlikten sana sığınırım. [Nesai]

Fakirliği öven hadis-i şerifler:

Fakirlik, dünyada mümine hediyedir. [Taberani]

Fakir, Allah’a Teâlâ’nın dostudur. [Deylemi]

Cennet sultanları fakirlerdir. [İbni Mace]

Cennettekilerin çoğu fakirlerdir. Hor görülen fakirler Cennetliktir. [Buhari]

Ya Rabbi, Müslüman fakirlerinin hürmetine zafere kavuşmayı nasip et. [Taberani]

Fakirlerin dua ve namazları ile bu ümmete yardım edilir. [Nesai]
Fakirlerinizin gönlünü alarak bana yaklaşın. [Tirmizi]

Fakirleri hor görmeyin. Onların hürmetine yardım görüyor ve rızıklanıyorsunuz. [Buhari]
Ya Ayşe, bana kavuşmak için fakir yaşa! [Tirmizi]

Fakirleri sevin, onları seveni, Allah’ü Teala sever. [Deylemi]

Allah’ü Teâlâ’nın takdirine razı olan fakirden üstünü yoktur. [İ.Gazali]

Ya Rabbi, fakir yaşayıp, fakir olarak ölmeyi ve fakirlerle haşrolmayı nasip eyle! [Buhari]

Yoksulları doyurun! Çünkü kıyamette onların üstünlüğü olacak, "Dünyada iken, bir hatadan dolayı nasıl birbirinize özür dilediyseniz, şimdi de fakirlerden özür dileyin!" denilecektir. [Ebu Nuaym]

Alıntı yaptığım bu hadisleri “dinimizislam.com” sitesinden aldım. Dikkat ettiyseniz hem fakirliği yeren hem de öven hadislerle karşı karşıyayız. Bu hadisleri görüp okuyan, dinimize göre fakirlik iyi midir, kötü müdür ikilemi yaşaması kaçınılmazdır.

Fakirlik tasvip edilmeyen bir şey ise fakirliği öven hadisleri ne yapacağız? İyi bir şey ise fakirliği yeren hadisleri nereye koyacağız? Dindar ve mütedeyyin insanlar peygamber şunu kastetmiştir, bunu kastetmiştir şeklinde bir izah getirmeye çalışsa da dine mesafeli kişiler, peygamber birbirine zıt sözler söylemiş diyecektir.

Peygamberin bir konuda birbiriyle çelişen şey söylemeyeceğine göre rivayet edilen bu hadislerin ya fakirliği övenlerinde ya da fakirliği yerenlerinde bir sorun var. Sorun derken bu sözlerden bir kısmının peygambere atfen sonradan uydurulmuş olabileceğidir. Bu rivayetlerin bir kısmının sahih hadis kitaplarında geçmesi, bu hadisleri sahih yapmaz. Kişinin kendi kendine yetmemesi diyebileceğimiz fakirlik tasvip edilecek bir durum olmadığına göre fakirliği öven hadislerde bir sorun olduğunu düşünebiliriz.

Ki fakirlik ayıplanacak bir şey değildir. Kişi çalışır ama kazancı kendine yeterli gelmeyebilir. Ayıp olan çalışma imkanı olduğu halde çalışmayıp başkasına muhtaç yaşamaktır. Her fakirde de zengin olma isteği ve hayali vardır. Zengin olma isteği olsa da herkesin zengin olması mümkün değil. Çünkü bu dünya düzeni zengin ve fakir üzerine kurulmuştur. Zengin fakire, fakir de zengine muhtaçtır. Her ikisi de elindeki olanla veya olmayanla imtihan halindedir. Çünkü burası bir imtihan dünyasıdır. (Bir sonraki yazımda da zenginlikle ilgili hadisleri ele alacağım.)

29 Ağustos 2023 Salı

Cerci Hocadan Bir Kesit

Bir önceki yazımda cer ve cerre çıkmanın ne olduğunu, tarihçesini, olumlu ve olumsuz yönlerini ele almıştım. Cerrin geldiği noktayı göstermesi bakımından şu anekdot çok ilginçtir:

Bildiğiniz gibi cerci hocalar cami cami dolaşıp cemaate ateşli vaazlar verirmiş. veren ateşli hocalar varmış. Vaazlarında cemaati ağlatır, coşturur, ardından sergi açılır, toplanan hasılat alınır, sonra başka camilere gidilirmiş. Bu hocalar geçimini bu şekil sağlarmış.

Cerci hocalardan biri, bir cami kürsüsünde vaaza çıkar. Vaaz dinleyen cemaat içerisinde Ahmet b. Hanbel ve Yahya b. Yamer de var. Vaiz o kadar etkili konuşur ki cemaati coşturur. Konuşmanın etkisinden, cemaat hüngür hüngür ağlar.

Vaaz bitiminde adet olduğu üzere para toplanır. Parayı veren cemaat çıkar. Ahmet b. Hanbel ile Yahya b. Yamer yerinden kalkmadan cemaatin boşalmasını bekler. Cami boşalınca, cerci hocayı yanlarına çağırırlar. Yanlarına çağırdıklarına göre bu ikisi daha zengin olmalı, daha fazla para verecekler diye düşünür cerci hoca. Sevinçle koşarak yanlarına gelir. Ahmet b. Hanbel cerci hocaya, “Ahmet b. Hanbel benim. Bu yanımdaki de Yahya b. Yamer. Sen ikimizden hadis rivayet ettin. Halbuki biz böyle bir hadis rivayet etmedik. Niye yalan hadis rivayet ettin. Allah’tan kork” deyince, cerci hoca “Ben ikinizin ahmak olduğunuzu biliyordum ama bu kadar da ahmak olacağınızı bilmiyordum. Çünkü ben sizden başka yedi tane Ahmet b. Hanbel ile Yahya b. Yamer tanıyorum” cevabını verir. ve umduğu parayı alamadan çeker gider.

Bu anekdot Osmanlı zamanında olmadı ama cerrin geldiği noktayı göstermesi bakımından önemli diye düşünüyorum. Kıssadan anladığım, cerci hocalar köy köy dolaşıp vaaz veriyorlar. Kendilerini denetleyen de olmadığı için kürsüde ağzına geleni söylüyorlar, bol keseden atıyorlar, halka aslı astarı olmayan menkıbe ve dinî kıssa anlatıyorlar. Halkı etkilemek için hurafeye başvurmaktan, yalan hadis uydurmaktan geri kalmıyorlar. Halkı o kadar etkilemeliler ki vaazlarının sonunda toplanacak hasılat iyi olsun.

Öyle zannediyorum, Başlangıçta halkı bilgilendirme, halka dini öğretme gibi iyi niyetle başlanan bu cer uygulaması, gerektiği gibi denetim olmadığı için yozlaşmış. İş tamamen para toplamaya dönmüş.

İş para toplamak, birileri yolunu bulmakla kalsa iyi. Uydurma ve menkıbe üzerinden anlatılan yalan, yanlış bilgiler halkın belleğinde yer etmiş. Halk, ayakları yere basmayan bu dini doğru din bu sanmış ve bu din algısı nesilden nesle aktarılmış, günümüze kadar gelmiş ve hala devam ediyor. Kıssa üzerine dayalı çoğu İsrailiyat olan bu tür vaaz anlatımını halkımız çok sever. Ninni gibi dinler. Biraz da mucize ve kerametlerden bahsedilirse bu tür gizemi de çok sever.

Bağırıp çağırmadan, parmak sallamadan, meydan okumadan sakın ve yumuşak bir ses tonuyla, hikaye ve menkıbelere yer vermeden vaaz verilemez mi? Olur, niye olmasın. Zaten olması gereken de budur. Yalnız ses yükseltilmeden, elini masaya vurmadan, birilerine çatmadan yapılan vaazların pek dinleyicisi olmuyor. (Güzel bir üslupla, ayet ve hadise yer vererek anlatılan vaazların pek alıcısının olmadığına ve hangi tür vaazların alıcısının olduğuna diğer yazımda yer vermek istiyorum.)