19 Ağustos 2023 Cumartesi

Şahlanış Dönemi *

Bir siyasimiz kendi dönemlerini ifade ederken "Çıraklık, kalfalık, ustalığın ardından şahlanış dönemine geçtik.” demişti. Nasıl şahlandığımızı görmek için önce şahlanmak fiilinin anlamına bir bakalım. Üç anlamı varmış.

1. At ön ayaklarını yerden keserek arka ayakları üstünde durmak, şaha kalkmak.

2. Taşkınlık göstermek, coşmak, kükremek (mecazen).

3. Parlamak, ışıldamak (mecazen). 

Öyle zannediyorum, şahlanmak dönemi derken siyasimizin kastının “parlamak, ışıldamak” anlamında kullandığını düşünüyorum. Ortaya konan hedef bu olmakla beraber fiiliyatın “Dört ayak üzerinde durması gereken atın iki ayak üstünde durması” gibi girdiğimiz yolun bir macera ve serüven olduğunu gösteriyor. “Taşkınlık göstermek, kükremek” anlamlarını da bu serüvenin içine dahil etmek gerekir. Sonuçları itibariyle sanki şahlanış dönemiyle kastedilen bu olsa gerek.

Yaşadığımız ve geldiğimiz noktaya örnek vermek gerekirse şahlanış dönemiyle kastedilen şunlar olsa gerek:

Kronik sorunumuz enflasyonun tüm zamanların rekorunu kırmaya doğru ilerlediği,

Hayat pahalılığının her geçen gün orta, dar ve sabit gelirliye hayatı zindan etmeye başladığı,

Bir milletin ve devletin bayrak kadar değerli olması gereken Türk lirasının döviz karşısında pul olduğu,

Ürün etiketlerinin sürekli yukarıya doğru değiştiği,

Kiraların yanına varılamadığı, tarihte ilk defa kiraların asgari ücreti geçtiği,

Yıllık bütçenin yetmediği, ikinci ek bütçenin yapıldığı,

Yılda bir belirlenen asgari ücretin yılda iki kez yapılmaya başlandığı,

Tarihte hiç olmadığı kadar seçimlerde seçim ekonomisinin uygulandığı,

Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon ve döviz kuru tahmininin hiç tutmadığı,

Para babalarına her türlü garantinin verildiği, (Kur garantili TL, kamu ortak işbirliği adıyla her türlü garantinin verilmesi...)

Ortodoks politikalar yerine heteradoks politikaların izlendiği,

 Akaryakıt fiyatlarının günaşırı değiştiği,

Verginin vergisi diyebileceğimiz ek vergilerin hayatımıza girdiği,

U dönüşünün hiç olmadığı kadar siyasette rutin hale geldiği,

İçler acısı ekonomik tabloya rağmen harcamalar kısılacağı yerde devletin Lale Devri’ni yaşamaya devam ettiği...

*06/09/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

17 Ağustos 2023 Perşembe

Camiler ve Cami Kürsüleri *

Camiler;
Müslümanların ibadetgahıdır. 
Allah'ın evidir.
Herkese açık olan yerlerdir. (İster dini hassasiyeti güçlü olsun ister zayıf olsun ister beş vakit namazı buralarda cemaatle kılsın ister arada bir uğrasın ister haftada ister yılda iki defa gelsin ister dine, camiye mesafeli olsun ister günahkar ister inancı zayıf olsun.)
Amme hizmeti gören yerlerdir. 
Kimsenin özel mülkü değildir.
Kimsenin arka bahçesi değildir. 
Kimsenin çiftliği değildir. 
Kimsenin istediği şekilde borusunu öttüreceği yer değildir. 
İsteyenin istediği şekilde konuşacağı yerler değildir. 
Bin düşünüp bir konuşulacak yerlerdir. 
Ayrılığa, ayrımcılığa ve nizaya yer yoktur. 
Edeple girilir, edeple durulur, edeple konuşulur, edeple çıkılır. 
Kürsü ve minberinde kimseye parmak sallanmaz. 
Doğru din anlatılır. 
Hurafeye yer verilmez. 
Gizeme yer yoktur. 
Ayakları yere basan din güzel bir üslupla anlatılır. 
Müslümanların ve insanlığın ortak değerlerine değinilir. 
Bir konuda Müslüman nasıl tavır alacağına dair yol gösterilir. 
İnsanlığın ve Müslümanların derdiyle dertlenilir. 
Oraya siyaset girmez, orada partizanlık yapılmaz. 
Güzel, nazik ve tatlı dil kullanılır.
Kürsülerinde şov yapılmaz, hamaset ve slogana yer yoktur. 
Yerinde ve doğru kıyas yapılır. 
Buralar dilencilik merkezi haline getirilemez. Resmi dilencilik yapılmaz. 
Camiye gelen cemaat müşteri gibi görülmez.
Camide meclisten içeri konuşulur. 
Hutbe ve vaaz konuları belirli gün ve haftalardan ibaret değildir.
*21/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

15 Ağustos 2023 Salı

Daha Beleşe Konmadan

Beleşe bayılırım. Buldum mu beleş, yerleşirim hemen. Ucunda ölüm de olsa boş mezara bile talibim. Beleşin suyu siyah olurmuş. Hiç umurumda değil. Sonu bana pahalıya gelirmiş. Çok da tın. Yeter ki beleş olsun, benim olsun. Benden halihazırda bir şey çıkmasın. Sonrasında torunlarım ödermiş. Çok umurumdaydı sanki. Benden çıkmadıktan sonra varsın ödesin torun. Torun öderken bana gönül koyarmış. Varsın koysun. Dede, yaptığın iş mi dermiş. Varsın desin.

Mesela seçim ekonomilerine bayılırım. Veriyor derim, amma da bonkör derim. İşi biliyor derim. Hem oyumu alır hem de takdir ederim. Seçim ekonomisi ülkeye zararmış. Ne yapalım zararsa. Ülkeye zarar diye beleşten mahrum mu kalayım. Ülkenin temeline dinamit konarmış. Varsın konsun. Beleş, kaşıkla verilenin kepçeyle alınmasıymış. Varsın alınsın. Kaşıkla yemiyor muyuz zaten. Kepçeyle nasıl yiyeceğiz sonra. 

Örneklerle anlatmaya çalıştığım gibi beleş benim işim. Beleş için yaratılmışım. Nerede, ne zaman beleş görsem, mutluluğuma diyecek olmaz. Zaten mutluluk için yaşamıyor muyuz şu dünyada. Yeter ki o anda benden bir şey çıkmasın. 

Yine bir seçim öncesi seçim yatırımı olarak konan, 65 yaş üstüne toplu taşıma bedava hizmeti de beni en çok sevindiren ve heyecanlandıran icraatlardan biri idi. Beni üzen ise hala yaşımın tutmaması idi. Yaşlanmayı pek istemesem de sırf bu hizmetten faydalanmak için yaşlanmayı çok istedim. Bir an evvel yaşlanayım da tüm belediye otobüslerine sabah akşam bineyim. Birinden inip diğerine bineyim. 

Öyle hayal kurmuştum ki her bir hatta ilk durağından son durağına kadar gideyim. Böylece şehri tüm mahalleleriyle birlikte göreyim. Bir hat seferini tamamlayınca diğer hatta bineyim. Bir bakmışsın akşam olmuş. 

Ben 65'ine gelip otobüslere bu şekil beleş hayali kurarken gelen akaryakıt zamlarıyla birlikte bazı illerde 65 yaş üstüne beleş binişin kaldırıldığı ya da kaldırılacağı söylentileri beni derinden etkiledi. Zaten en büyük korkum bu idi. Vah bana vah. İlk çıktığında bu endişemi dile getirmiştim zaten. Ben o yaşa gelinceye kadar kaldırırlar bu hizmeti demiştim. Daha 65'e 5 kala belediyeler bu hizmete yan çizmeye başladı. Hasılı daha dereyi görmeden paçaları sıvama hayalim hiç gerçekleşmeden suya düştü. Doğmamış çocuğa biçtiğim don da boşa gitti. Nerede kaldı hizmet belediyeciliği. Nerede kaldı gönül belediyeciliği. Benim içime sinmeyen, yaratılış amacıma ters, beleş olmayan bu hizmetsizliği ben ne yapayım.

Üzüntüden ne yazdığımı bilmiyorum ama merak ettiğim, belediyeler içinde bulundukları borç batağından 65’lilerden biniş parası alarak mı kurtulacaklar ya da düze çıkacaklar. Kusura bakmasınlar da onları içine düştükleri borç batağından hayatını beleş üzere kuran ben bile kurtaramam. Varsınlar başka yol arasınlar. Esirgemesinler ahir ömrümde benden şu beleş hizmeti.

Ezcümle 65’ine varmadan ve en bu hizmetten bir kez bile faydalanmadan bu hizmet sekteye uğratılırsa bilsinler ki bu beni götürür. Giderken de gözüm açık gider. Ölümümden de bu hizmeti kaldıran, kaldırmaya teşebbüs eden belediyeler sorumludur. Öldükten sonra da ölüm nedenimi belirlemek için boşu boşuna adli tıpa götürüp kafamı, gözümü yardırmayın. Öldüğümü duyan doktor beni incelemeden “Beleşçiliğin kurbanı. Ölümünden, beleş binişi kaldıran belediyeler sorumludur” yazsın ölüm raporuma.

Cenazeme de bu hizmeti sona erdirmeye çalışan belediyelerin hiçbir personeli katılmasın, salıma da yapışmasınlar. Onlardan tek isteğim, ölümümün ardından cenazeme katılmayı düşünen 65 yaş üstüne, toplu taşımanın beleş olmasına imkan vermeleri.