8 Ağustos 2023 Salı

Korkacaksın

Açık düşmandan değil, gizli ve sinsi düşmandan korkacaksın.

Yüzüne gülen ve sendenmiş gibi görünenden korkacaksın. 

Kafirliği ayan beyan olandan değil, münafıktan korkacaksın.

Şeytanın sol tarafından yaklaşanından değil, sağdan yaklaşanından korkacaksın. 

Solundan sollayıp geçen araç sürücüsünden değil, sağlayıp geçenden korkacaksın. 

Derviş görünümlü kimseden korkacaksın. 

Özü ve sözü bir olandan değil, özü ve sözü bir olmayandan korkacaksın. 

Açık ve aleni olandan değil, içten pazarlıklı olandan korkacaksın. 

Eleştiri yapandan değil, padişahım çok yaşa diyen şakşakçıdan korkacaksın. 

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyenden değil, ölümüne tarafgir olandan korkacaksın. 

Tepkisini kimin yaptığına bakarak verenden veya vermeyenden korkacaksın. 

Ben bilmem, ben anlamam diyenden değil, ben her şeyden anlarım, her şeyi bilirim, ben bunun kitabını yazdım deyip istişare etmeden başına buyruk takınandan korkacaksın. 

Ben bunu yapamadım, ağzıma yüzüme bulaştırdım diyenden değil, hatasını kabullenmeyip burnundan kıl aldırmayandan korkacaksın. 

Bir şeyi olduğu gibi anlatandan değil, olduğundan farklı gösterenden korkacaksın. 

Hata ve yanlışı söylendiği zaman parlayandan ve saldırıya geçenden korkacaksın. 

Yapmadım, yapamadım, yanlış düşünmüşüm, ihmal ettim, göremedim demek varken birtakım mazeret ve gerekçelerin ardına sığınandan korkacaksın. 

Hata, eksiklik ve yanlışı görüp hemen vazgeçenden değil, görmezden gelenden veya zamana yayandan korkacaksın. 

Hata ve yanlışını görüp dönenden değil, U dönüşünü meslek haline getirenden korkacaksın.

Hata ve yanlışından dönenden değil, yanlışından harabil Basra olduktan sonra dönenden ve hiçbir şey olmamış gibi davranandan korkacaksın.

Hayat stratejisi kin, düşmanlık, korku, nefret ve kutuplaştırma üzerine kurandan korkacaksın.

Kendi yaptığını ve yapacağını anlatandan değil, başkasını kötüleyerek bundan ekmek yiyenden korkacaksın.

Kamu malını yerli yerince kullanandan değil, har vurup harman savurandan korkacaksın.

Bir fazilet ve erdem yarışı yapandan değil, kazanmak için her yolu mubah görenden ve belden aşağı vurandan korkacaksın.

Gücün yanlışına karşı çıkandan değil, gücü yanlışını savunandan ve dilsiz şeytan olandan korkacaksın.

Aklın yolu bir deyip ortak akılla hareket edenden değil, aklına eseni yapan, hep macera peşinde koşan ve her macerası hezimet olandan korkacaksın... 

7 Ağustos 2023 Pazartesi

Erbaş'ın Günah Keçisi İlahiyatçılar (2) *

Her liseyi bitiren öğrenci,  örgün eğitim mezunu değildir. Örgünün yanında yaygın eğitim de var. Bugün açık lise, MESEM mezunları da var. Açık liseden mezun öğrenci sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Pandemiden bu yana açık lisede okuyanlar senede üç defa merkezi yapılan sınavları bile uzaktan, dijital ortamda yaptılar. Çoğunun sınavını başkası yaparak lise diplomasına sahip oldular. 

Bugün camiler, Kur’an kursları bir nevi yaygın eğitim kurumlarıdır. Dine ne kadar mesafeli olursa olsun, bu toplumun kahir ekseriyeti cuma ve bayram namazına gider, okunan hutbeyi dinler. Biraz erken giden vaizin yaptığı konuşmadan da faydalanır. Diyanet camilerde yaz kursları açıyor. Yaygın eğitim görevi gören camilerde görev yapan imam, müezzin, vaiz Diyanet personelidir. Türkiye’de sadece camilerde görev yapan imam ve müezzinin sayısı 80-90 bin civarında. 2500’ün üzerinde vaiz görev yapıyor. Tüm bunların amiri mesabesindeki kişi de Sayın Ali Erbaş’tır. Din Kültürü öğretmenleri dokuz yılda bir salavat getirmeyi öğretemediyse, bunu pekala din görevlilerimiz öğretebilirdi. Üstelik okula öğrenci mecburiyetten geliyor iken camilere gönüllü olarak gidiyor.

Burada gençlerin dini bilgilerinin zayıf olmasının müsebbibi Diyanet personeli, camiler demek istemiyorum. Çünkü Başkan gibi suçlu arayışında değilim. Unutmayalım ki öğrenme bir merak işidir, ilgi ve alaka duymaktır. Merak edip ilgi duyan her türlü bilgiyi öğrenir. Bunun için hem din kültürü öğretmenleri hem de cami görevlileri rehberlik yapmaktan kaçınmazlar. Yeter ki öğrenci istesin. İstemiyorsa ne din kültürü öğretmeni ne de din görevlisi bir şey verebilir. Unutmayalım ki marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir.

Diyanet’in yaygın eğitim çeşitlerinden biri de Diyanet TV’dir. Ali Erbaş, salavat veya herhangi bir konuyu dert edinmişse derdini bu kanaldan anlatabilir, tüm Türkiye’ye sesini duyurabilir.

Sayın Erbaş, bugün suçlu ilan ettiği din kültürü hocalarının hocasıdır. Erbaş’ın mantığından gidersek, demek ki Erbaş iyi öğretmen yetiştirememiş. Mezun ettiği öğretmenlere salavatı nasıl öğretecekleri eğitimini verememiş. Bu Erbaş hazırlık artı dört yıl boyunca ne yapmış mı diyelim.

Öğrenmemenin binbir türlü nedeni olabilir. Gençlerden kaynaklandığını gibi öğreticilerde de sorun olabilir. Bunların her biri araştırma konusu. Sayın Erbaş’ın mikrofonu alıp da ilahiyatçıları günah keçisi ilan etmesi işin en kolay yönüdür. Halbuki bir başkana yakışan işi salavata indirgemekten ziyade gençlerin dine mesafesini enine boyuna araştırmasıdır. Orta yere bir veri bir istatistik çıkacak ki gençleri bu girdaptan nasıl kurtarabiliriz üzerine kafa yormak gerekecek. Sayın başkanın ilahiyatlar, MEB ile ortak bir çalışma yapmasının önünde bir engel yok. Bir diğer husus, başkan bu konuları dert ediniyorsa, din kültürü öğretmenlerine kolay ulaşabilir. Bu hassasiyetini dile getirebilirdi.

Hasılı Diyanet İşleri Başkanı salavat getirmeyi bilmeyen öğrenciler üzerinden koca bir camiayı suçlaması hiç hoş olmamıştır. Bence Sayın Erbaş kendi görevini yapsın, temsil ettiği makamın hakkını versin. Salavata verdiği önemi gençliğin dinden uzaklaşmasına versin. Çünkü inanç probleminin yaşandığı bir ortamda önceliğimiz inanç olmalıdır. Gerisi teferruattır.

*14/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.

Erbaş'ın Günah Keçisi İlahiyatçılar (1) *

"Sokak röportajlarında bir mikrofonu uzattığına salavat getirmeyen gencin vebali kimin üzerine. 9 yıl boyunca bu çocuklarımıza ne öğretiyor Din Kültürü ve Ahlak bilgisi öğretmenleri?" sözleri Rize'de bir etkinlikte konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’a ait. Salavatın öğretilmemesinin sorumluluğunu da dokuz yıldır bu çocukların derslerine giren din kültürü öğretmenlerine yıkmış. Yani din öğretmenlerini günah keçisi ilan etmiş. 

Aynı Başkan 2018 yılında "Gençlerin deizm ve ateizme kaydığı, bu düşüncede olanların sayısında artış olduğu" endişesine katılmamış. Yok böyle bir şey demişti. 

Ali Erbaş gençler arasında deizm veya ateizmin yaygın olduğunu kabul etmese de gençler hatta orta yaşlar arasında deizm, ateizm, agnostizm gibi cereyanların yaygın olduğu bir vakıa. En azından çocuğundan, yaşlısına varıncaya kadar insanımızın önemli bir kısmının dine mesafe koyduğu, bunun da her geçen yıl artış gösterdiği bilinen bir gerçekliktir. Üstelik bu dinden soğumanın, günümüzde teşvik ve uygulanan programlarla hafız sayısının arttığı, İHO ve İHL'lerde gözle görülür bir artışın olduğu, hiç olmadığı kadar cami ve Kur'an Kursu yapımının devam ettiği ve dindar nesil yetiştirme beyanının ortaya konduğu bir zaman diliminde belirgin bir şekilde ortaya çıkıp artması düşündürücüdür. 

Bir diğer düşündürücü olan, deizm veya ateizm gibi bir tehlike varken bunu yok kabul edip tüm meseleyi sadece salavata indirgemesi, dokuz yıldır ne öğretiyorlar demek suretiyle suçu da din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerine yıkmasıdır. Bu itham Diyanet İşleri Başkanına yakışmamıştır. Çünkü bir meslek grubunu suçlu ilan ederken elinde sokak röportajları örnekleri dışında bir veri olduğunu sanmıyorum. Başkan bilsin ki Türkiye,  sokak röportajlarından ibaret değildir ve 85 milyondur. Bir akademisyenden beklenen de elinde bilimsel bir veri ve araştırma olmasıdır. Böyle bir araştırma yaptırmaya imkan ve gücü de vardır.

İnsanımız arasında salavat getirmeyi bilmeyen var mı? Var. Fatiha okumayı bilmeyen de var. Aynı şekilde basit ilmihal bilgilerini bilmeyenler de var. Dine mesafeli olanlar var mı? Var. Müslüman olduğu halde ladini yaşayanlar var mı? Var. İnanmadığı halde toplumsal baskıdan çekindiği için bu inançsızlığını izhar edemeyen var mı? Var. İslam düşmanı var mı? Var. Tüm bunlar ve daha fazlası bu ülkede varsa -ki var- “Bu halkın % 99’u Müslümandır” sözü de elde veri olmadan söylenmiş kulağa hoş gelen, ispatı ve gerçekliği olmayan bir sözdür.

Burada Sayın Ali Erbaş’a bazı sorular soralım, bazı bilgiler verelim:

Gençliğin veya insanımızın inanç, bilgi ve salavat eksikliğinden sadece din kültürü öğretmenlerini sorumlu tutmak doğru mudur? Bu mantıkla bakılırsa YKS’de matematikten sıfır çeken tüm liselilerin sorumlusu matematikçilerdir. Aynı şekilde fizik, kimya, biyoloji vb. derslerden  zayıf alan öğrencilerin öğretmenleri için de düşünülebilir. O yüzden bu mantık sakattır. Tamam, öğrencinin başarı ve başarısızlığında öğretmenin payı vardır ama öğrencinin başarı ve başarısızlığında tek kriter öğretmen değildir. Üstelik Din kültürü dersleri öğrencinin puanı en yüksek derslerinden biridir. Din kültürü öğretmenleri müfredatı anlatır, sınavını yapar. Notu silah olarak kullanmazlar. Yüksek not verirler. Bunu yaparken öğrencinin dini sevmesi, dinden nefret etmemesi amacını güderler.

Liselerde bir öğrencinin bir dersten başarılı olma puanı 100 üzerinden 50’dir. Bu demektir ki 10 sorudan 5 soruyu doğru, 5 soruyu da yanlış yapan öğrenci başarılıdır.

Liselerde bir üst sınıfa geçme puanı yine 100 üzerinden 50’dir. Tüm liselerde Türk dili ve edebiyatı ve İHL’lerde Kur’an-ı Kerim dışındaki derslerden bazıları 50 puanın altında olsa dahi 50 ortalamayı yakalayan bir öğrenci, bir üst sınıfa geçer ve mezun olur. Diyelim ki bir öğrenci dört yıl boyunca din kültürü dersinden hiç geçer not almasa, boş kağıt verse toplam ortalama elli olduğu zaman bu öğrenci o dersten kalmadığı gibi sınıf tekrarına da kalmaz. 50 ortalamayı tutturamayan bir öğrenci sınıf tekrarı yapmadan  zayıf derslerinden bir üst sınıfa sorumlu olarak geçer. Kısaca bu sınıf geçme sisteminde devamsızlıktan kalmadığı müddetçe kolay kolay hiçbir öğrenci sınıfta kalmaz. Dersi bilse de bilmese de şu ya da bu şekilde sınıf geçer ve mezun olur.

Bu ülke iki sene Covit-19 salgını nedeniyle uzaktan öğretim yaptı. Öğrencinin devamsızlığına, derse katılıp katılmadığına ve dersten başarılı olup olmadığına bakılmaksızın öğrenciler ya bir üst sınıfa geçti ya da mezun oldu. Üniversite sınavlarında iki dönem yerine tek dönemin derslerinden sorumlu olarak sınavlara girdiler. Kısaca eğitim ve öğretim iki-iki buçuk sene olağanüstü şartlarda yapıldı. (Devam edecek)

*11/08/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır.