30 Mayıs 2023 Salı

Yenilgi

Yarışa iyi hazırlanmayan,

Rakibini tanımayan, 

Rakibine uygun hamle yapamayan, 

Yarışta ileti çıkamayan ve hep savunmada kalan, 

Karizma lider olmayan,

Toplumu tanımayan,

Toplumun değerlerine yabancı olan, 

Halkın dilinden konuşamayan, 

Toplumu iyi etüt edemeyen, 

Toplumun beklentilerini tespit edip çözüm üretemeyen, 

İkna edici olamayan, 

Güven vermeyen, 

Halkın içinde ve halktan biri olmayan,

Halkın kafasındaki korkuyu yok edemeyen,

Fırsatları değerlendiremeyen ve ganimete çeviremeyen,

Laf ebeliği yapamayan,

Hazır cevap olamayan, 

Algılara teslim olan, 

Pog üzerine pot kıran, 

Yanına yük alanları değil de yük olanları alan, yüz apartman ekiple yola çıkmayan,

Hep kaybettiği halde yenilen güreşçi güreşe doymaz misali yenileceğini bile bile yarışa tekrar çıkan ve benimle olmuyor demeyip yerini yeni bir yüze bırakmayan, 

Sırtında geçmiş müktesebatı taşıyan, onlarla yüzleşmeyen, 

Rakibinin silahıyla silahlanamayan,

Dini ve dinî değerleri kullanamayan, hamaset yapamayan, 

Sonuç alıcı hamleler yapamayan,

Algı oluşturamayıp hakkında oluşturulan algılara teslim olan,

Sofrayı geniş tutacağım diye bir sınır belirleyemeyen...

Kaybetmeye ve hep kaybetmeye mahkumdur.

Bir İstikrar Abidesi

Kaybetmemin ardından beni destekleyenlerin istifa et demelerini anlıyorum da karşı rakibimi destekleyenlerin de istifa et demeleri zoruma gidiyor.

Niye?

Bana istifa et diyeceklerine öpüp başlarına koymalarını beklerdim. Çünkü bir değil, beş değil, kaç defa onları sevince gark eden ve onlara başarı getiren benim. Başka bir aday olsaydı, belki de çoktan kaybedeceklerdi. Durum bu iken istifa sesleri anlamsızdır, nankörlüktür, kadir kıymet bilmezliktir.

Efendim, öncekilerde bu kadar kızmıyorlardı sana. Bunda niye bu kadar kızıyorlar?

Öncekilerde açık ara önde kazanıyorlardı. Bunda beni kazanacak korkusu sardı onları. İlk defa kaybedeceğiz diye çok korktular. Ne bilirdim seçmenin bana bu kadar teveccüh göstereceğini. Haliyle nefes nefese bir yarış oldu. Olsun o kadar da. Biraz heyecan fena mı oldu. Sonunda niye onlar kazandılar.

Efendim, siz hep kaybetmek için mi giriyorsunuz yarışa?

Ne sandın ya. 

Ama efendim, kazanmak için insan yarışa girer mi? Kaybedeceği bir yarışa kim girer?

Garipseyeceksiniz ama benim görev ve misyonum bu. Yani hep kaybetmek. Kendim kaybederken bir başkasını kazandırmak. Hasılı bugüne kadar kendim için bir şey istemedim. 

Hiç mi kazanmayı düşünmediniz?

Böyle bir şey kendimi inkar demektir. Lügatimde kazanmak yoktur. Hep kaybetmem yönüyle bana istikrar abidesi dense yeridir. Ama bu son yarış beni rakibimden daha çok korkuttu. Bir an için beni seçecekler sandım. Bereket, sonunda yine kaybeden oldum.

Hep kaybetmek için varım diyorsunuz ama öyle bir hava yayıyorsunuz. Yatmakla da kalmayıp çok çalıştınız. Bunu nasıl açıklarsınız?

O kadar da olsun. Çünkü beni destekleyenlere umut vermem lazım.

Bu anlattıklarında samimi olamazsınız.

Hem de hiç olmadığı kadar. Zira çok şey istemiyorum. Başarılı olmak demek sorumluluk demektir. Sorumluluk bana göre değil. Bana partim ve partimin genel başkanlığı yeter. Küçük olsun, varsın benim olsun. Partimin başına bir başkasının gelmesini engellersem, bu benim için en büyük bahtiyarlıktır.

Bu misyonunuzla gece rahat uyuyabiliyor musun?

Niye uyumayayım ki. Görevini yapamayanlar uyuyamaz. Ben ise geldim geleli, başkasını kazandırırken kendim kaybediyorum. Haliyle görevini bihakkın yerine getiren biri olarak derin bir uykuya dalıyorum.

Başarısızlık Başarısı

Efendim, orta yerde bir başarısızlık söz konusu. Bu durumda istifa etmeyi düşünmüyor musun hala?

Hayır, niye düşüneyim ki?

Ama efendim, olur mu?

Niye olmasın? Sonra ben başarısız değilim ki...

Nasıl olur? Sonuç ortada. Sonuç başarısızlık değil mi sizce?

Değil. Ben dün de başarısızdım. Bugün de. Hep başarısızlığın neresi başarısızlık olur. Biraz insaf lütfen.

Ama toplumda böyle bir beklenti var. 

Ben beklentiye göre hareket etmem. Ben bir misyon adamıyım. 

Nasıl? 

Bana biçilen rol, ortamı kimseye yani bir alternatife bırakmadan hep aday olmaktır. Bunu da bugüne kadar alnımın akıyla yerine getirdim. Ömrüm olursa, bundan sonra da aynı vazifemi yerine getireceğim. 

Yani siz kendinizi bir başkasını kazandırmak için mi sahaya sürüyorsunuz? 

Evet, ta kendisi. Benim varlık sebebim bu. Böylece hep kaybeden ben oluyorum, kazanan da bir başkası. Görevimi bu şekil bihakkın yerime getirdiğimden dolayı niçin istifam isteniyor, inan anlamış değilim. Takdir edilmem gerekir halbuki.

Kaybetmenin neresi takdir görür efendim?

Evet, kaybediyorum ama görevim kaybetmek olunca, bu kaybetme olmaz. Üstelik kaybedince her şeyimi kaybetmiyorum ki. Bütün bana ait olanlar yine benim. Aynı yerimde duruyorum. Aynı imkanlar elimin altında.

Şu anda şoktayım.

Şok geçirmenize gerek yok. Bak ben şok geçiriyor muyum? Üstelik size göre kaybeden biri olmama rağmen acıların çocuğu oldum hep. Ayrıca demokrasiye katkım yadsınamaz.

Nasıl?

Aday olmasam, orta yerde rakipsiz tek aday kalacak. Bu da demokrasiyle bağdaşmaz. Aday çıkarak oyunu kuralına göre oynuyorum. Düşünsenize, tek adaylık bir demokrasiyi. Başkası ne derdi bu duruma. Sonra kazandığı için birilerini sevindirmenin mutluluğunu bilmezsiniz siz. Bunu en iyi ben bilirim. Bu konuda büyük bir tecrübe birikimim var. Ömrüm kifayet ederse, bu birikim tecrübemi benden sonrakilere aktarmak isterim. Zira benimle gitsin istemem. Hasılı, tüm görevi kaybetmek ve başkasını kazandırmak olan benim için görev görevdir. Bu görevi kutsal kabul ediyorum. Kim kaybetmek isterse, seve seve ona nasıl kaybedeceğine dair kopya verebilirim.