26 Mayıs 2023 Cuma

Bayılıyorum Şu Bilime...

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, "koronavirüs geçirenlerde de aşı olanlarda da bir süre sonra bağışıklığın azaldığı ve her iki gruba da hatırlatma dozu adı verilen üçüncü doz aşılamaların yapılması gerektiği konusunda bilim dünyasının uzlaşmaya vardığını" söylemiş.

Yavuz, "CoronaVac aşısı için de üçüncü doz muhtemelen 6 ay sonra gerekecek. Ancak bunu verilerle ortaya koyabilmemiz gerekiyor. CoronaVac Faz- 3 çalışmasına katılan gruplarda, iki doz aşılamanın üzerinden 6 ay geçtiği için, bu kişilere üçüncü doz olarak BioNTech veya üçüncü doz olarak CoronaVac ile aşılama yaparsak nasıl bir bağışıklık elde edeceğiz, buna dair çalışma yapmak istiyoruz" demiş.

Hasılı bilim dünyası böyle karar vermiş.

İki doz aşıdan sonra üçüncüsü, hatta 4. 5. 6.  doz gerekiyorsa, bize aşı olmak düşer.

Yok, üzerinizde daha detaylı çalışmak istiyoruz derlerse, buna da eyvallah.

Çünkü bilim dendi mi akan sular durur.

Hele bir de bilim dünyası uzlaşmaya vardıysa, bunun karşısında kim durabilir.

Hasılı bu naçiz vücudumuz onlara emanet.

Üzerimizde bilim adına her şeyi deneyebilirler.

Hem böylece üretilmiş aşılar da tüketilmiş ve boşa gitmemiş olur.

Vatandaş olarak  biz de bilim adına bir şey yapamıyorsak da emeğe saygı anlamında bilime bu şekil bir desteğimiz olmuş olur.

Bilim adamlarının yaptığı katkının yanında bizim bu desteğimizin esamesi okunmaz ama gönüllü kobay olmak da tabana atılmamalı.

Düşünün bir kere eli mahkum biz gönüllüler olmasaydı, bu aşılar için bunca gönüllü fareyi nereden bulacaklardı.

Aşıların yan etkisi olurmuş. Hiç önemli değil. Bilim uğruna, nice canlar feda olsun. Yan etkisiyle yaşamak, sonrasında bazı hastalıklara duçar olmak, sıtmaya razı edilmek ölmekten iyidir.

Adına işim dedikleri böyle deneme yanılma yoluyla aşıların yan etkilerine de çözüm bulurlar. Bu vesileyle bilim gelişmiş olur. 26.05.2021

Ömer b. Abdülaziz (2)

Kendisinden önceki Emevi halifelerinin hazine malının kendilerinin mülkü görmesi uygulamasını kaldırmış, el konan kamu mallarının hazineye geri iadesini sağlamıştır. Bu konuda kendisine yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Muaviye tarafından Mervan’a ikta olarak verilen araziyi geri alarak ehlibeyte tahsis etmiştir. Peşkeş çekilen arazileri hazineye kazandırmıştır. Devlet adamlarına ait olan saraydaki kıymetli eşyaları da hazineye devretmiştir. Eşinin altınlarını ve evindeki fazla malı da hazineye aktardığı söylenir.

Halifeliği döneminde maaş almamıştır.

Döneminde halk ile devlet barıştırılmıştır. Ali evladına Muaviye zamanından beri hutbelerde okunan lanet etme ve sövme fiiline son vermiş, Ali evladının itibarını geri iade etmiştir. Aynı zamanda Ali evladından haksız yere alınan emvalin geri iadesini sağlamıştır. Bugün hutbelerin bitiminde “Allah iyiliği….emreder”, ayetinin okunmasını başlatmış, bu uygulama halen devam etmektedir.

Haricilerin sertlik yanlısı politikalarını ikna yöntemiyle çözmüş, döneminde hiç harici isyanı olmamıştır. Mümkün mertebe güce başvurmamıştır.

Kaderiye anlayışına karşı çıkmış, bu konuda ilmi münazaralar yaptırmak suretiyle kaderci anlayışı yıkmaya ve insanları ikna etmeye çalışmıştır.

Kamu gelirlerini harcama konusunda çok hassastır. Tövbe süresi 60. ayet gereği zekat verilmesi gereken kesimlere harcamıştır. Esirlerin kurtarılmasına, borçlulara, evlenemeyen bekarlara yardım etmiş, aşevleri kurmuş, konaklama yerleri yaptırarak uzun yol gidenlerin ücretsiz konaklamalarını sağlamıştır.

Lüks ve şatafata şiddetle karşıdır. Saltanat görüntüsünden uzak bir hayat yaşamıştır. Toplumdan kendini soyutlamamış, onlardan biri olmuştur. Bu yönüyle 5. halife diye anılır.

Adaleti yönüyle Hz Ömer’e benzetilmiş, ikinci Ömer denmiştir. Hz Ömer’in anlatılan mum hikayesi aslında Ömer b. Abdülaziz ile ilgilidir.

Saraylarda oturmamıştır. Kamu malını yetim malına benzetmiştir. Hazine parasıyla köle ve cariyeleri özgürlüğüne kavuşturmuştur. Hazineyi kendisine bırakılmış emanet mal görmüştür.

Kendisinden sonra gelen halifeler Ömer gibi olamamış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almışlardır. Ömer b. Abdülaziz ise gönüllerin halifesi olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Emeviler yıkıldıktan sonra tüm Emevi halifelerinin mezarları tahrip edilirken Muaviye ve Ömer b. Abdülaziz’in mezarlarına dokunulmamıştır. Niçin? Muaviye sahabe olduğu için Ömer de bu uygulamalarından dolayı gönüllerde ayrı bir olduğu için.

Halifeliği döneminde birçok olumlu icraatlara imza atan Ömer b. Abdülaziz, 3 yıl değil de yıllar yılı halifelik yapmış olsaydı, belki de İslam dünyası bugün çok farklı bir yerde olurdu. Allah ondan razı olsun.

Not: İsrafil Balcı'nın Ömer bin Abdülaziz videosundan yararlanılmıştır.

Ömer b. Abdülaziz (1)

Emevi halifelerinden biridir.

680 yılında Medine’de dünyaya gelmiş. Baba tarafından  Emevilerden Mervan b. Hakem’in, anne tarafından Hz Ömer’in torunudur.

Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer dahil olmak üzere birçok sahabiyi tanımış, sahabe terbiyesiyle yetişmiş biridir.

Abdülmelik’in kızıyla evlenmiştir.

26 yaşında iken Hicaz valiliği yapar, 7 yıl kadar bu görevde kalır. Bu süre zarfında Mescidi Nebi’yi genişletmiş, sorunların çözümünde istişareyi esas almış, sertlik yanlısı Irak valisi Haccac’ı şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Bu eleştirisinden dolayı 1.Velit tarafından görevden alınmıştır.

717-720 yılları arasında 3 yıl kadar halifelik yapar. Kısa halifeliği döneminde önemli icraatlara imza atmıştır:

İdarede istişareye önem vermiş, adaleti ve şeffaflığı esas almış, ehliyet ve liyakati öncelemiş, idarede peygamberimiz ve Hz Ömer’i örnek almıştır.

Saygın isim ve alimleri danışman tayin etmiştir. Valilerine de aynı prensipler dahilinde hareket etmesi talimatını vermiştir.

Muaviye ile birlikte başlatılan fetihlerin İslam’ı yaymaktan ziyade mal, mülk elde etmek amacıyla yapılan fetihler olduğunu, bu fetihlerin istilaya dönüştüğünü söyleyerek cephelerdeki tüm askerleri geri çekmiş, sınır güvenliğine önem vermiştir. Orduların geri çekilmesini, devletin gelirlerinin azalacağı iddiasıyla karşı çıkan komutanlara, Allah bu peygamberi başkalarının malına, mülküne çöksün diye göndermedi, peygamberin görevi İslam’ı yaymaktı, sizin göreviniz de budur demiştir.

Eşitlikçi politika uygulamıştır. Gelirler azalmasın diye Muaviye’den itibaren Müslüman olan mevaliden alınan haraç vergisini, Arap olanlar bu vergiyi vermiyorsa, Arap olmayanlar da vermeyecektir demek suretiyle Emevilerin mevaliye uyguladığı bu ikinci sınıf muameleyi kaldırmıştır. Bazı valilerin içlerinde gayri Müslimlerin de olduğu kişilerin mallarına el koyma uygulamasını kaldırdığı gibi daha önce bu şekil alınan haksız el koymaları da geri iade etmiştir.

Yaşlı ve muhtaçlara hazineden yardımlar yapmıştır.

İslam’ı yaymak amacıyla çevre devletlere mektuplar göndermiş, ikili ilişkileri geliştirmiştir. Yaptığı bu çalışmalar dolayısıyla Tunus, Fas, Cezayir’in, Horasan bölgesinin, Hint Alt Kıtasının ve Mısır’daki Kıptilerin Müslüman olmalarında katkısı büyüktür. Döneminde toplu ihtidalar olmuştur.

Zimmilerin din adamlarından ve cizye ödeyecek gücü olmayanlardan vergi almamıştır.

İyi ve düzenli bir vergi politikası uygulamadığı için döneminde devlet ciddi bir ekonomik krize girmiştir.

Halka zulmetmemeye çalışmış, yolsuzluk yapmamaları konusunda valilerini sık sık uyarmıştır.

Görevlendirmelerde işinin ehli ve güven veren kişilere yer vermiş, ahbap çavuş ilişkisine geçit vermemiştir. Görevlendirme yaparken kabilesine, ırkına bakmamıştır.

Yöneticilerin hediye almalarını yasaklamıştır.

Hep mazlumların yanında yer almıştır. Müştekilerin doğrudan kendisine müracaat etmesinin yolunu açmıştır.

Hapishaneleri ıslah etmiştir. Suçluları ikna yoluna gitmiştir.