20 Mayıs 2023 Cumartesi

Normalleşmenin Yolu

Ne Mesih ne mehdi ne de bir kurtarıcı beklemeli. Bu, dinen de siyaseten ve toplumsal olarak vb. böyledir. Bir kurtarıcı beklemek, geri kalmış ülke insanını avutma yöntemidir. Avunmak isteyen kurtarıcı beklemeye devam edebilir.

İnsanlığın kurtuluşu her alanda ortak akıl ve istişaredir ve sorumluluğuna göre herkesin taşın altına elini koymasıdır. Kişilere ihtiyaç duymayacak, kayırmacılığı ve ötekileştirmeyi önleyecek, tıkırında işleyen bir sistemi kurmak esas olmalıdır. Yönetenlerin görevi işleyen sistemde meydana gelen arızaları gidermek olmalıdır.

Kişi değil, ekip öne alınmalıdır. Her alanda bir sinerji demek olan ekip ruhu öne çıkarılmalıdır.

Her alanda rekabetin oluşması için alternatifler üretilmelidir. Alternatifin olmadığı ve üretilmediği yerde tekelleşme söz konusudur.

Kim, nerede, işini ne kadar iyi yaparsa yapsın, bulunduğu yerde uzun süre kalmamalıdır. Belli süre görevini yaptıktan sonra ya bir başka iş veya alanda değerlendirilmelidir ya da köşesine çekilmelidir.

Akla yatmayan hiçbir şeyde hikmet aranmamalı. Kim derse desin kim yaparsa yapsın, sorgulamak ilk prensibimiz olmalı.

Dünyanın döndüğünü, her alanda değişmeyen tek şeyin değişim olduğu bilinmeli, stabil kalınmamalıdır. Çünkü istikrar yerinde saymak, mevcudu korumak demektir. Ne geri gidilmeli ne de yerinde saymalı. Daima olumlu yönde değişim hedef olmalı. İki gün eşit olmamalı.

Kimse bulunmaz Hint kumaşı görülmemeli. 

Herkesin amacı işleyen bir sistemi oturtmak olmalı. Böyle olmalı ki bir şeylerin olması, kişi ya da kişilerin iki dudağı arasında olmamalı.

Sandığın önemli olduğun bilinmeli ama sandığın her şey olmadığı da göz ardı edilmemeli.

Seçilmişlik önemli. Seçilenin itibarını korumak için elden gelen yapılmalı. Ama seçilmişin vekil, asıl olanın ise asıl olduğu unutulmamalı. Seçilmiş, mevzuattan kaynaklanan yetkisini kullanmalı ama seçmene sandık dışında da hesap vermesi gerektiğini bilmeli.

Vatandaş hem sandıkta hem de sandık dışında denetim görevini yapmalı.

Kurum, kuruluş ve kamu adına iş yapanlar hakkında çıkan en küçük şayiada yargı hemen harekete geçmeli, iddiaları araştırmalı. Zanlı suçlu ise yargılanmalı, değilse saklanarak görevine geri dönmeli.

Yargı bağımsız bir şekilde görevini yapmalı. Hiçbir yerden emir almadan millet adına karar vermeli. Verdiği kararlar kamu vicdanında makes bulmalı. Kestiği parmak acımamalı.

Haksızlık kimden gelirse gelsin, topyekun tepki gösterilmelidir.

İstifa mekanizması yerinde ve zamanında işlemeli, işletilmelidir. En ufak bir ihmal durumunda sorumlu üst yönetici istifa etmelidir.

19 Mayıs 2023 Cuma

Faiz ve Riba (2)

Tasvip etmediğim, bugüne kadar yatırıp çekmediğim kredi hakkında ikinci kesimin görüşüne sıcak baktığıma, öyle zannediyorum, bu düpedüz faizdir diyenlerimiz çıkacaktır. Bu arkadaşların bir hassasiyet gösterip bugünkü banka faizlerine karşı çıkmasını anlıyorum. Bunlara asli ihtiyaç olan ev, araba türünden bir malı, elinde birikmiş parası yoksa ya da ailesi destek vermezse bugün kaç kişi ev bark sahibi olabilir? Buna da kimse ev bark sahibi olacak değil, kirada otursun şeklinde bir yol gösteriyorlar. Haydi borç veren desen, borç vermeye de yanaşmıyorlar. Sonra kaç kişi bir ev parasını borç verir günümüzde? Kişi kirada oturmaya kalksa, bugünkü enflasyonlu hayatta ev kiraları asgari ücretlinin maaşını solladı geçti. Yani maaşıyla normal bir evde oturamaz. Bugün düşük kiraya oturanın kira artış zamanı geldiğinde, ev sahibinden kaç lira zam duyacağını kestirmek mümkün değil. Devletin kiralar yüzde 25 artış şartını, devletin kendi kurumları uygulamıyor ki ev sahipleri uygulasın.

Mesele sadece ev sahibi olmak için kredi gerekmiyor. Düşünün ki kişide müteşebbis bir ruh var. İşyeri açacak ama sermayesi yok. Bu kişiye kaç kişi uzun vade borç verir. Bu kişi ya kredi çekip işini kuracak ya da bir başkasının yanında düşük bir maaşa çalışacak. Bu durumda sıcak bakmadığımız krediden başka yol kalmıyor.

Burada bu ekonomik sistemi biz kurmadık. İslam’ın ekonomi sisteminde faiz yok, enflasyon yok denebilir. İslami bir sistem olsa da enflasyon olmayacak diye bir durum olamaz. Çünkü kendi kendine yeten bir ülke veya cari fazlası veren bir ülke olacaksın ki enflasyon diye bir derdin olmayacak. Kısaca İslami bir ekonomik sistemde de enflasyon olur. Bunu şimdilik bir tarafa bırakalım. İşyeri açacak ve işini kuracak bir kişi, sermayeyi nereden bulacak? Bugün adına faizsiz sistem dedikleri finans kurumlarının verdiği borç para krediden ve faizden ne derece uzak. Bunu herkes bilir ki bugünkü finans kurumları kelime oyunuyla bankaların yaptığı faiz işlemini yerine getiriyor.

Kim ne derse desin, bugünün Müslümanların faiz konusunda ikilem yaşıyor. Ki bu sorun sadece günümüzde değil, Osmanlı zamanında da sorun olmuş. Para vakıfları aracılığıyla belli bir yüzde faizin cevazına fetva verilmiştir.

Amacım, bugünkü banka kredilerini meşru göstermek değil ise de banka faizinden uzak duran Müslümanların, ekonomi hayatında varlık gösteremedikleri de bir gerçek. Zengin, kendi kendine yeten, işinde başka insanlara iş veren işletmelerimiz olsa, fena mı olur? Kaç kişi ekmek yiyebilir buradan.

Bir diğer örnek vermek istiyorum. Diyelim ki birinden bu enflasyonlu dönemde 10 bin lira borç istedim. Adam karzı hasen dedi, bana borç verdi. Ben bu parayı üç yıl sonra denkleştirebildim. Üç yıl sonra alacaklıya aynı parayı vermem, borcu ödediğim anlamına gelir mi? Para meblağ olarak aynı olsa da paranın üç yıl önceki alım gücüyle, üç yıl sonraki alım gücünün aynısı olmadığını hepimiz biliriz. Para en azından yüzde otuz, yüzde kırk değer kaybetmiştir. Borcunu ödediğim kişi bir daha ihtiyacım olduğunda bana borç verir mi? Çünkü borç verenin de borç alanın da zarar görmemesi lazım. Bu durumda adama ya enflasyon oranı kadar para vereceğim. Yani paranın değerini vereceğim. Enflasyon farkının alınabileceği caiz dense de buna caiz değil diyenler de var. Bu durumda bana borç verecek kişi ya altın ya da döviz cinsinden borç vermesi lazım. Sık sık devalüasyonun olduğu günümüzde kaç kişi bu yolla borç altına girmek ister?

Hasılı, duyarlı Müslümanların günümüz faiz ikileminden kurtarılması gerekir. Bunun için de günümüz banka kredilerinin cahiliye dönemindeki tefeci faizi olmadığı izah edilmelidir.

Günümüz bankalarının faiz oranlarını aracı kurum ya da komisyoncu gibi görmek lazım. Bankalar bir taraftan vadeli mevduat toplayıp onlara faiz verecek. Topladığı bu parayı bir başkasına daha yüksek oranla faiz olarak verecek. Bankalar bunu yapmak zorunda. Başka türlü ayakta duramaz. Banka bu işi yaparken onlarca kişiye istihdam sağlıyor. Burada bankalar çok kazanıyor denebilir. Unutmayalım ki hiçbir işletme karsız ve kazanmadan bir yer açmaz.

Faiz ve Riba (1)

Faiz yiyenler, kıyamet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, “Alış-veriş de tıpkı faiz gibidir” demeleridir. Halbuki Allah, alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır. (Bakara Süresi, 275)

Allah, malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte eksilte sonunda mahveder. Buna karşılık malı eksilttiği sanılan zekât ve sadakaları bereketlendirir. Allah, nankörlükte ve günahta ısrarlı olanların hiçbirini sevmez. (Bakara Süresi, 276)

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Eğer Allah’a gerçekten inanıyorsanız, faizden doğan, ancak henüz tahsil etmediğiniz kazançları almaktan vazgeçin. (Bakara Süresi, 278)

Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, artık Allah ve Resul’üne karşı savaş açtığınızı, onların da size savaş açtığını bilin. Eğer tövbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Bakara Süresi, 279)

Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Ali İmran Süresi, 130)

Bir de kendilerine yasaklandığı halde faiz almaları ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden. İçlerinden kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık. (Ali İmran, 161)

Yukarıda verdiğim ayetler Kur’an’da geçen riba ile ilgili ayetler: “Faiz yiyenlerin ‘kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacakları’, ‘faizin bereket getirmediği, aksine malı eksilteceği’, ‘faizden doğan fakat tahsil edilmeyenlerden vazgeçilmesi gerektiği’, ‘Vazgeçmeyenlerin Allah ve peygamberine savaş açmış olduğu’, ‘Tövbe edenlerin anaparaları kendilerinin olduğu’, ‘Kat kat faiz yemeyenlerin kurtuluşa ereceği’, ‘Faiz almaları ve insanların haksız malını yemeleri sebebiyle can yakıcı azabın hazırlandığı’ ifade ediliyor.

Adına nema ya da riba denen günümüzde hepsine birden faiz adı verilen faiz insanlığın baş belası.

Burada üzerinde duracağım husus, her fazlalık ya da hepsine birden faiz adı verilen faiz Kur’an’da yasaklanan faiz midir? Geçmişten beri bu konuda iki tür tartışma yapılıyor. Bir kesim -ki bu kesim çoğunluktadır- bir kuruş da olsa her fazlalık faizdir ve yasaktır. İkinci görüşte olan kesim ise Kur’an’da yasaklanan faizin riba olduğunu, bunun da tefeci faizi olduğunu, günümüzde bankaların verdiği mevduat faizinin riba olmadığını, almanın ya da vermenin Kur’an’ın kastettiği faiz olmadığını söylüyor.

İkinci kesimin günümüz faizinin faiz olmadığı yönündeki görüşü, çoğunluk tarafından tasvip edilmese de bankadan mevduata para yatırmaya, kredi çekmeye sıcak bakmasam da bana makul geliyor ve üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Çünkü günümüz bankacılık kredi faizi kat kat değil. Bir diğer husus, banka ile kişi arasında yüzde kaç faiz ve kaç yılda ödeneceği, aylık kaç liraya tekabül ettiği anlaşması yapılıyor. Bu anlaşmaya göre banka faizi artsa da azalsa da anlaşma geçerliliğini koruyor. Banka ver paramın hepsini demiyor. Belli bir süre taksit ödenmediği takdirde, banka belirli şartlarda haciz işlemi başlatabiliyor. Halbuki Kur’an’ın yasakladığı riba da ise oran yok, süre yok. Borç veren tefeci, çıkar paramı ya da vade geldiği takdirde ödenmediği takdirde borcu kat kat yükseltebiliyor. Borçlunun elinde avucunda ne varsa, zorla el koyabiliyor. Yani borç verenin lehine, borç alanın aleyhine olan orantısız bir alavere söz konusu. Kur’an’ın teşbihlerle şiddetli bir şekilde yasak ettiği faiz de bu olsa gerek.