29 Ocak 2023 Pazar

Ne Kanalım Ne Kandıralım

Hakimlik, avukatlık ve savcılık yargılamalarda olmazsa olmaz mesleklerdir. Buna yargı sistemi sacayağına benzer diyebiliriz. Biri olmadan yargılama eksik olur. Çünkü biri zanlı hakkında iddianame hazırlayacak, diğeri zanlıyı savunacak, öbürü de iddianame ve savunmayı değerlendirip millet adına karar verecek. Hasılı her meslek gibi bu meslekler de önemli ve gereklidir.

Sacayağından ibaret bu mesleklere dair bilgim, dışarıdan gözleme dayalı. İç işleyişlerini ve hallerini bilmem. 

Her meslekte olduğu gibi bu mesleklerin hakkını veren binlerce bu mesleğin erbabı var. Yine her meslekte olduğu gibi bu mesleklerde de mesleklerinin hakkını veremeyenler var. 

Hakim ve savcılar halkla seviyeli bir ilişki kurduklarından dolayı bunlar mesleklerine pek halel getirmiyorlar. Avukatlar ise halkla iç içe ve suçlanan kişilerle haşır neşir.

Bu yazımda hakim ve savcıları bir tarafa bırakarak avukatlık mesleği üzerinde duracağım. Avukatların da hakim ve savcı gibi birçok imtiyazlara sahip olduğunu biliyorum. Avukatların içerisinde görevini  yapan, yaptığı göreve halel getirmeyen binlercesi var. Maalesef her meslekte olduğu gibi bu meslek erbabı içinde de çürükleri var.

Beni bu yazıya iten de akşam aldığım bir telefon. Kardeşi yurt dışında yaşayan bu kişi, kardeşini sınıf arkadaşı bir avukatla tanıştırır. Avukat ona seni Türkiye'den de emekli yaparız. Benim şu anda şu kadar paraya ihtiyacım var der. Müvekkil de avukatın istediği parayı verir. Sonra bir daha ister. İkinci borcu verip vermediğini, ilk parayı elden mi yoksa banka aracılığıyla mı gönderdi bilmiyorum. Bildiğim, borç olarak verilen paranın EURO cinsinden çok yüklü olduğunu söyledi telefondaki arkadaş. Bir, iki ev parası dedi. Orta yerde ne emeklilik başvurusu var ne emekli etme var ne böyle bir irade. Belki vekalet bile yok. Birçok evrak düzmece olarak hazırlanmış. 

Burada müvekkilin abimin arkadaşı diye avukata borç vermesi çok safça bir hareket. Nedense bana denk gelmez böyleleri. Avukat da anasının gözü anlaşılan. Gurbetçinin dişinden, tırnağından artırdığını bir emeklilik hayali yüzünden iç etmiş. Tamam, gurbetçi saf olmaya saf. Avukat etiketi olan birinin böyle bir şeye tevessül etmesi garip. Halbuki avukatın alacak verecek adına alacağı, vekalet ücretinden ibaret. Haydi bu ücreti biraz fazla istesin. Emekli edersem, şu kadar paranı alırım desin. Müvekkilinden borç istemek de neyin nesi? Böylesi alavereyi de yeni duyuyorum. Telaffuz edilen parayı da avukatın ödeyebilmesi mümkün değil. 

Şimdi bu olup bitenden sonra bu gurbetçi herhangi bir kişiye nasıl güven duysun. Merak ediyorum, üç beş kuruş vurmak için insanın kendisini ve mesleğini bu şekil lekelemesi nasıl izah edilebilir? İnsan sınıf arkadaşına bunu nasıl yapar? Maalesef güven esasına dayalı alavere böyle oluyor. Bu tür darbeler de nedense hep tanıdıklara vurur. Değilse tanımadığı birini nasıl kandırabilsin.

Elbette bu avukatın yaptığı bireysel bir dolandırıcılık. Diğer avukatları bağlamaz.

Konu avukatlık tan açılmışken balta birçok şey ne konuşulmadığı için bazı avukatlar hakkında bizi yedi bitirdi şeklinde serzenişler de oluyor.

Yine bir avukattan duyduğum bir şeye de burada değinmek isterim. CMUK gereği sanığın veya zanlının ifadesi alınacağı zaman kişinin avukatı yoksa BARO’dan avukat çağırılıyor. Bu avukatın parasını da devlet veriyor. Buraya kadar sorun yok. Sorun, sanığın veya yakınlarının parası devlet tarafından ödenen avukat parasının üzerine bu avukatlara bahşiş vermesi. Bu bana hiç şık gelmedi. İnşallah avukatlarımız bu şekil verilen parayı almıyordur.

Sonuç olarak kimsenin kazancından gözüm yok. İsterim ki herkes hak ettiğini helalinden yesin. Hele şunu yapacağım, bunu yapacağım gibi sözlerle müvekkilini üç beş kuruş uğruna dolandırmasın. Kimsenin mesleklerinin itibarını bu şekil yok etmeye hakkı yoktur.

Hasılı aman dikkat! Ne kanalım ne kandıralım. Kanmamak için eşeğimizi sağlam kazığa bağlayalım. Kimsenin mezun olduğu okul türüne bayılmayalım. Allah iyilerle karşılaştırsın. 

Seçme Fıkralar (26)

Seyis

“Bir kilisede inananlarına sürekli vaaz veren bir papaz, vaaz için hazırlığını yapmış, kiliseye geçmiş.

Bir de ne görsün. Kilisede cemaat olarak sadece bir kişi var.

Kısa bir şaşkınlıktan sonra “Arkadaş, vaaza hazırlanmıştım ama kimse yok, ne yapayım? Anlatayım mı? Zira sadece sen gelmişsin” demiş.

Kiliseye vaaz dinlemeye gelen kişi, “Efendim, ben seyisim, bu işlerden anlamam, atlardan anlarım. Ama tüm atlar kaçtı, geriye bir at kaldı diye geri kalan bir ata yem vermemezlik yapmazdım” deyince, papaz vaazını vermeye başlamış. Uzatmış da uzatmış.

Seyis sıkılmış sıkılmaya. Ama vaazı dinleyen tek kişi olduğu için kiliseden çıkamamış. Nihayet papaz vaazını bitirdikten sonra seyise “Vaazımı nasıl buldun” diye sormuş.

Seyis, “Efendim, dedim ya ben seyisim, atlarsan anlarım, vaazdan anlamam. Yalnız tüm atlar kaçtı diye geri kalan tüm yemi bir ata yedirmezdim” demiş.

*

Çana pisleme

Kilisenin çanına her gün bir kuş konarmış. Kuş bu, her gün çanın üzerine pisleyip sonra da gidermiş.

Papaz her gün çanı silmekten bıkıp usanmış.

Çözüm olarak çanın yanına "içip sarhoş olur ve böylece çana pislemez" diye şarap koymuş.

Ürettiği çözüm  çok hoşuna gider. Kendi aklına da hayran kalır.

Ertesi gün, kendinden emin bir şekilde kiliseye gelir.

Yukarı bir bakar ki başından kaynar sular dökülür. Zira sevinci kursağında kalmıştır. Çünkü kuş önce şarabı içmiş sonra çanın üzerine konarak pislemiştir.

Beyninden vurulmuşa dönen papaz ellerini açar ve hışımla,
"Ey kuş! Nesin, kimsin?

Müslüman olsan şarap içmezsin.

Hristiyan olsan çana pislemezsin, demiş. 

Lazım

Olguların değil, algıların hakim olduğu,

Bireyselliğin değil, sürü psikolojisinin ön planda olduğu,

Önyargı, mimleme, ötekileştirme ve tarafgirliğin prim yaptığı,

Çoğunluğun hakkın ve adaletin değil, güçlüden yana tavır aldığı,

İnsanların çaresizlik içerisinde öğretilmiş çaresizliğe mahkum edildiği,

Herkesin kurtarıcı beklediği vb. ortamlarda, tüm bunlara;

Dur diyecek,

Ezberleri bozacak, 

Tarihe şahit olup tarihe not düşecek, 

Bu olup bitenlerden ve dayatılanlardan hoşnut değilim diyecek, 

Gücünü güçten değil, evrensel değerlerden alacak, 

Bir beklentisi ve çıkarı olmayacak, 

Hakkı, adaleti ve doğruluğu savunacak, 

Başına geleceklere katlanacak, 

Kınayanın kınamasına aldırmayacak, 

Zayıf ama sesi gür çıkacak, 

Gerekirse sürgün hayatı yaşayacak,

Gerekirse bedel ödeyecek,

Ama hakkı söylemekten ve haykırmaktan vazgeçmeyecek,

Zayıf ama prensip sahibi ve bu prensiplerinden ödün vermeyecek,

Aykırı tipler lazım. Siz buna varsın, deli deyin.