15 Ocak 2023 Pazar

Hayat Pahalılığına Kesin Çözüm

Bir gün milletimiz herkesi denedik, hepsini iktidara taşıdık. Her biri bize yeterince huzur vermedi. Verdiyse de geçici baharmış. Bu tür baharın da sonu hep hüsran oldu. Hep kaybeden olduk. Oldu olacak bir de denenmemişi deneyelim. Bir partisi bile olmayan ama sorumluluk verildiği takdirde görevden kaçmayacak olan, içi vatan aşkıyla dolu olan şu garibe ülke yönetimini teslim edelim. Nasılsa bir kaybımız olmaz. Battı balık yan gider, atın ölümü arpadan olsun dedi ve kutsal görevi bendenize tevdi etti.

Olmaz, ben yapamam dersem de baktım millet ısrarcı, hiç olmadığı kadar ciddi ve bir o kadar da samimi. Alacağım mecburen. Bunun vebali vardır. Zira sorumluluktan kaçamam.  

Bu durumda halkıma öncelikli olarak neyin çözülmesini bekliyorsunuz derim. Öyle ya, beni bu millet getirdi. Dertlerini de onlara sormalıydım ve onların derdine merhem olabilirsen ne mutlu bana. Onlar da benden şu gece gündüz üzerimize dolu şeklinde sicim gibi yağan, yağarken kafa-göz yaran, yarmakla da kalmayıp sel baskınlarına neden olan, ocağımıza incir diken zamları durdur dedi. Baş üstüne deyip sarılırım ekonomiye.

Bu durumda yapacağım ilk iş, bir devleti devlet yapan unsurlardan bir tanesi olan milli paramız TL'yi kaldırmak olur. Yerine ne koyacaksın derseniz? Doları elbette. Kızacaksınız doğal olarak. Köpüreceksiniz. Beni boğmaya kalkacaksınız. "Olmaya komaya irme. Suç sende değil, seni bu göreve getiren biz akılsız kafada" diyeceksiniz. Demekle kalmayıp sinirinizden kafanızı duvara vuracaksınız. Sonra hışımla yerinizden kalkıp beni linç etmeye kalkacak iken içinizden macera seven birkaç kişi "Durun ey ahali! İdam mahkumuna bile idam edilmeden önce son isteği sorulur. Tamam öldürelim, başkasına da ibret olsun. Demokrasiye saygımız olsun, önce niçin diyelim. Sonra bunu biz getirdik. Bir beş yıl sabredeceğiz. Biz nice beş yıllar sabrettik başkasına. Buna mı sabredemeyeceğiz. Bakın adam öncekilerden farklı bir şey söylüyor dedi. Siz de nasılsa elimizde ha şimdi ha az sonra öldürürüz dediniz. Bilirim samimisiniz bunda. Çünkü geçmiş tecrübeleriniz arasında başbakan asma geleneğiniz var. Bu işi bir defa yaptınız mı arkası gelir.

Nihayet elinizden şimdilik kurtuldum. Ama sonunda ölüm de olsa lirayı kaldırmaktan vazgeçmeyeceğim ve diyeceğim ki "Ne horozlanıp duruyorsunuz. Paranızı yediğim falan yok. Siz benden zammı durdur demediniz mi? Ben de onu yapıyorum" derim. Siz de "Söyle lan, çıldırtma! Bu zammı nasıl durduracaksın" dediniz.

Efendim! Zamlara, enflasyon ve hayat pahalılığına, girdi fiyatlarına etki eden hep bu dolar değil mi? TL ne zaman dolar karşısında değer kaybettiyse, bu bize zam olarak dönmedi mi? Ben sürekli değer kaybeden, bundan dolayı da fiyat ayarlama durumu ortaya çıkan TL’yi kaldırarak yerinde duran ve sabit olan dolara endeksleyeceğim ürünleri. Diyelim ki bir ürünün fiyatı 1 dolar. Vatandaş aylar sonra bile gelse o ürünü bir dolardan alacak. Kaldı mı ortada hayat pahalılığı? Gördünüz mü fiyatlar nasıl sabitleniyor. Hamaseti bir tarafa bırakalım. Lütfen sadede gelelim. Bizim merhemimiz TL’den kurtulmak. İsteyen yine TL kullanmaya devam edecek. Alışveriş yaparken aldıkları kaç dolar tutuyorsa, karşılığında o an o saniye kur kaç lira ise o kadar TL verecek. 31.08.2019

Bir Ders Programı

İngilizce öğretmeni bu öğretmen. Müdürünün özene bezene hazırladığı bu programından dertli mi dertli. "Herkes görsün. Geçen sene de böyleydi. Bıktık bu müdürden" demiş bizim cavurca öğretmeni. 50 km uzaktan geliyormuş üstelik. Öğretmenin dert yandığı kadar var mıymış? Bir bakalım.

Herkes görsün demiş. Programı görüyoruz da ustasının ismine yer vermemiş. Halbuki usta eseriyle, eser de ustasıyla anılır. Bu da sanatçıya yapılmış en büyük haksızlık.

50 km öteden geliyormuş. Mübarek, ne işin var o kadar km ötede? Bir de öğretmen olmuşsun. Bilmiyor musun, “En iyi okulun evine en yakın okul olduğunu"?  Bu kural ve züğürt tesellisi sadece öğrenciler için mi geçerli? Sormazlar mı niye okula yakın bir muhitte oturmuyorsun diye.

Gelelim ders programının mucidine. Bu programın yapılışında, bilinsin ki art niyet yok, olsa olsa kasıt vardır. Ayrıca müdürümüz yönetmeliğin kendine verdiği yetkiye dayanarak öğretmenin isteğini dikkate almış ve haftanın günlerine dengeli bir şekilde dağıtmış. Nöbet görevi öğretmenin dersinin olmadığı ya da dersinin en az olduğu gün olarak 1 saat dersinin olduğu günlerin aksine 5 saat dersinin olduğu günü seçmiş. Ne yapsaydı müdür? Yönetmeliğe aykırı hareket mi etseydi? Üstelik müdür bu sanatını icra ederken emek hırsızlığına gitmemiş, zoru seçmiş ve becerisini ortaya koymuş. Çünkü böyle bir ürün ortaya koymak da her yiğidin harcı değil. Zira istese de herkes narsist olamaz. Hele gıcık, kıl hiç olamaz. Egosunu başka türlü tatmin edemez. Ego deyip de geçmeyin. Başka türlü hayvani duygularını nasıl giderecek. O da bir insan zira. O yüzden emeğe saygı göstermek erdemliliktir. Yine müdür, diğer meslektaşlarının öğretmenler tarafından kıymeti bilinsin diye kendini ateşe atmış. Çünkü herkes bu programa bakacak. Kulağına kurşun. Bizim müdür bunun yanında yunmuş yıkanmış diyecek.

Hasılı müdürde öğretmeni koruma var. Koruma nerede derseniz? 1 saatlik dersinin olduğu güne nöbet görevi yazabilirdi. Bunun yerine 5 saat dersin olduğu güne nöbet vermiş. Öğretmen art niyetli olunca müdürün bu jestini de göremiyor. Haliyle bu öğretmen milletine iyilik de yaramıyor. Hem fena mı, bu müdürü hayatın boyunca unutmazsın. Ben de unutmam hiç. 11 saatlik dersimin 7 saatini sallanmasın diye salı güne, diğer 4 saati de haftanın geri kalan 4 gününe birer saat serpiştirmişti. Cuma gününe atılan dersim de cuma saatine tevafuk etmişti. Ben bu öğretmen gibi sosyal medyayı kullanmadım. Direk yanına çıktım. Programa ne dersin dediğimde, fıstık gibi program demişti. Fıstığı bana bir tarif et deyince, kastım yok. Seni severim, bilirsin demişti. Ben de keşke kastın olsaydı. Ben de idare ile aram yok. O yüzden programımı bozuk yaptılar derdim demiştim.

14 Ocak 2023 Cumartesi

Zalime Yardım Etmek

Buhari'de Enes tarafından peygamberimizle bir sahabe arasında geçtiği rivayet edilen bir diyaloga yer verilir. 

Peygamber: "Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et" buyurur. 

Bu sözü duyan birisi, "Mazlumsa yardım ederim. Zalimse ona nasıl yardım edeceğim" şeklinde bir soru sorar. Öyle ya mazluma yardım anlaşılır ama zalime yardım ne şekilde olacaktı? 

Peygamber, sözündeki bu kapalılığı "Onu (zalimi) zulmünden uzaklaştırırsın veya onun zulmüne engel olursun. İşte bu, ona yapacağın yardımdır" şeklinde izah eder. 

Yine Tirmizi ve Ebu Davut'ta geçen bir hadiste de peygamberimiz, "İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah'ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır" şeklinde bir rivayete yer verilir. 

Buraya alıntı yaptığım birinci hadis, zalime yardımın nasıl olacağını yani zalimin zulmüne mani olmak şeklinde açıklarken ikinci hadis ise İslam'da bananeciliğe, nemelazımcılığa, bana dokunmayan yılan bin yaşasın şeklinde bir anlayışa yer olmadığına, aksi takdirde yaşın yanında kurunun da yanacağı, genel bir azabın bizi beklediği açıklanmaktadır. 

Zalimin zulmüne mani olmak derken, burada izlenmesi gereken yol; "El ile düzeltmek, dil ile uyarmak ve yapılandan hoşnut olunmadığına dair kalp ile buğzetmek" şeklinde olmalıdır. El ile düzeltmek derken, kötülüğün içine dalmak anlaşılmamalıdır. Bu tür durumlarda vatandaşın yapacağı vardır, güvenlik kuvvetlerinin yapacağı vardır. 

Dil ile düzeltmeye gelince, hoşnut olmadığımız bir hususu nezaket kuralları içerisinde usulünce yapmak gerek. Bunu yaparken yeni problemlere kapı aralamamalı. Sert uyarı kavgalara sebebiyet verebilir.

Herkesin burnundan soluduğu günümüzde, belki de yapılması gereken en güzel şey, hal ve tavrımızla yapılanlardan hoşnut olmadığımızı göstermektir. Bu yol imanın en zayıf noktası olsa bile günümüzde buna çok ihtiyaç var. Mesela çok sevdiğimiz insanların yaptığı bazı tasarrufları savunmamak, alkışlamamak bile bir duruştur ve tavırdır. Bu bile zalimin zulmüne rıza göstermemek anlamına gelir ve o kimselerin kendisine çekidüzen vermesine sebebiyet verebilir. Hala anlamıyor ve gereğini yapmıyorsa, mazlumun yanında yer almak çok erdemlice olur. Olması gereken de budur.