12 Ocak 2023 Perşembe

Dişin mi Var, İşin Var (4)

İlk muayene sonrasında sakız çiğneyen sekreter kızımızın şu şu bölümler için İnternetten randevu alacaksın dediği birimler için telefondan diş hekimliğinin sayfasını açtım. Birkaç tane birime girdim. Birimin içinde 1.2.3...klinik olan kısımların her birini tıkladım. Hepsinde karşıma çıkan, ilgili birimin hasta sayısı dolu olduğu için randevu veremiyordu. Hangi birim bilmiyorum. Nisan 2023’e randevu veriyordu. Ben aralık ayının son haftası girdiğime göre demek ki en erken randevu 4 ay sonrasına idi. Bu demektir ki başının çaresine bak. Bizden bir hayır bekleme. Git özellere. Bayıl parayı.

Anlayacağınız diş hekimliğinde ilk muayene olabildim. Bir de aynı gün bir dişimi çektirebildim. Diğer diş işlemleri için İnternetten randevu alamadım. Güya İnternetten ise bu iş kolay. Oturduğum yerden uygun olan günüm için randevu alarak işimi aksatmadan dişlerimi de peyderpey yaptırırım diye düşünmüştüm. İlgili birimin sekreteriyle görüşseydim, biri olmazsa diğerinden bir şekil randevu alabilirdim. En azından bazıları insafa gelip araya sıkıştırabilirdi.

Olmayacak böyle. Git gel ile de uğraşamam. Dış hekimliğinde akademisyenlere yaptırayım, param varsın bunlara gitsin deyip ismini öğrendiğim bir akademisyenle görüşmek için iki defa uğradım. Başka bekleyenler de varmış. Ara ki bulabilesin. Hasılı ne İnternetten normal servise randevu alabildim ne de özel yaptırmak için akademisyenle görüşebildim. Bu durumda bana özel bir diş hekimi bulmaktan başka bir yol görünmüyor. Güya ilk muayene olurken de niyetim, derdimi bir öğreneyim, sonra epeydir ihmal ettiğim dişlerimi özel yaptırarak işin içinden birden çıkayım idi. Ne umdum ne buldum.

Anlatmak istediğim, diş hekimlikleri harıl harıl çalışmasına rağmen gördüğünüz gibi yeterli değil, bu kapasite bu hasta yükünü çekmiyor. Devlet her bölgeye alternatif hastane açıyor. İyi de yapıyor. Aynı şeyi diş hastaneleri için de planlayıp yeni diş klinikleri ve hastaneleri açması lazım ya da diş hekimliklerinin kapasitesini artırması lazım. Meram ediyorum, ilgili fiş hekimliklerinin bağlı bulunduğu rektörlükler ne iş yapar? Biraz da tedavi için randevu veremedikleri bölümlere çözüm üretseler. Bunlar çözüm üretti de YÖK ya da devlet olmaz mı dedi?

Burada diş pahalı, hastane açmak kolay mı denebilir. Kolay değil bilirim. Diş de sağlığın bir parçası. Devlet bunun da bir yolunu bulabilir. Gördüğüm kadarıyla diş hekimi sıkıntısı yok. Mezun ve devlete atanmak için sıra bekleyip her atama döneminde kuraya giren on binlerce diş hekimi var. Yeni diş hastaneleri açmak suretiyle bu gençlere istihdam sağlanmış olur. Maliyetleri düşürmek için de muayene ve tedavi için hastalardan belli bir miktar alınabilir. Hasılı hiçbir hastalık beklemeye ve ertelemeye gelmezse diş de öyledir ve sağlığın bir parçasıdır. Hatta bazı hastalıklar ertelenebilir ama diş ertelemeye ve ötelemeye gelmez. Bu yüzden devletin ne yapı ne edip diş alanında vatandaşı rahatlatması gerekir. Bu yoğunluğu ve tıkanıklığı gören vatandaş ağrısı, sızısı yoksa dişçiye gitmeyecek. Bıçak kemiğe dayanıp dişçiye gittiği zaman da dişçiden, dişlerini çok ihmal etmişsin lafını işitecek.

Burada özel dişçiler de Allah Allah diyor diyebilirsiniz. Diyebilirler ama kaçımız özele gidip diş yaptırabilir?

İlk muayenesini olmuş, hastalığı tespit edilmiş ben şimdi ne mi yapıyorum? Bekliyorum günlerdir, kime gideyim, kim iyi yapar, kim kaça yapar diye. Bu uyuşukluk bende olduktan sonra Allah vere de bu iş dursuna kalmaz.

Dişçiye kah bugün kah yarın gideyim diyerek ilk muayene sonrası verilen tedavi kağıdını da kah cebime alıyorum kah dolabın gözüne koyuyorum. Allah vere de nere koyduğumu unutmadan ya da kaybetmeden bir dişçide karar kılıp ona gösterebileyim. Çünkü bir iç cebim var. Oraya hem telefonu koyuyorum hem de bu kağıdı. Zaten eğreti bir cep.

11 Ocak 2023 Çarşamba

Dişin mi Var, İşin Var (3)

Dört numaralı kabine geçer misin amca dedi beni çağıran kızımız. Dişini çekmemiz lazım. Çekelim dedim. Ne zaman yemek yedin dedi. Birkaç saat oldu dedim. Dişini çekersek üç saat yemek yiyemezsin dedi. Problem değil, beklerim dedim. Tamam o zaman çekelim dedi.

Oturdum daha doğrusu uzanıp yattım koltuğa. Kızımız ışığı yaktı, koltuğu kendi çalışacağı şekilde ayarladı. Ağzımı açtırıp morfini vurdu. Biraz bekleyeceğiz dedi. Uyuşmaya başlayınca eline alet ve edevatını aldı. Bir iki uğraştı. Dilini yukarı kaldırma dedi ama dil bu. Nerede duracağına kendi karar verir. Ne yapıp ne ettiyse beceremedi. Belki de dilim engel oldu çalışmasına. Abla, bir bakar mısın diye seslenerek hocasını çağırdı. Soran olmuş gibi abla, dili çok büyük dedi. Kızım, dilimin büyük olduğunu söyleyen ikinci kişisin. Onu da 2007 yılında özelde kanal tedavisi yaptırdığım bir dişçi söylemişti. Bir 3.kişi daha söylerse dilimin büyük olduğunda bir ittifak olacak ve kimseye söyleyecek sözüm olmaz dedim. Bu arada dilimle benim de başım dertte. Hatta bazen onu ısırdığım bile olur ama dil bu. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Acaba kesilir mi ki? İşte bunu bilmiyorum. Bu arada çok konuşmamın dilimin büyüklüğüyle bir alakası olabilir mi? Dilin büyümüş derler. Demek ki bundan. Eğer böyleyse hakkını veriyorum demektir. Bazıları da dilim için sivri dili var der. Acaba dilim sivri mi? Sivri dilli olmamda da dilimin büyük olması mı sebep acaba? Aman neyse ne? Kızımın işi dişimle. O bıraktı dilimle uğraşıyor.

Hoca abla soldan, stajyer öğrenci sağdan dişe bir giriştiler. Uğraş Allah uğraş. Ne kadar zaman geçti bilmem. Çekilecek dişten geçtim. Ağzımın iki köşesini götürüp gidecekler diye korktum. Sağdan soldan nereden tutabildilerse asıldılar. Sağ taraftan uğraşan kızımız bir ara bastırdığı aletle ağzımın sağına o kadar bastırdı ki sağ elimle işaret ettim iki defa. Ama kızımızın gözü  dişimden başka bir yeri görmüyordu. Almıştı bugün başına belayı. Herhalde nereden de dişçi oldum demiştir. Ablası elini çeker misin diye uyardı. Ondan sonra ağzımın sağını kurtarabildim.

Bugün de hep böyle diş gelmiş nedense. İşlevini yitirmiş bu tip dişler ablanın iş yaparken konuştuğuna göre kurumuş ağaç gibi olurmuş. Yani olurmuş kütük. Haliyle çekimi de zormuş. Nice sonra yanlarına üçüncü bir kişiyi daha çağırdılar. O da hoca olmalıydı. Biraz da o uğraştı. Sonunda dişi ikiye parçalayarak çıkardılar. Altında kırılıp kalan var mı diye epey bir uğraştılar ve deşelediler. Dişin altındaki kemiklerle de biraz uğraştılar. Çıkardıkları dişin altına baktılar. En son daha önce yardıma gelen üçüncü kişiyi çağırıp ona gösterdiler. İçleri pek rahat etmese de kalmamıştır deyip dikelim dediler. Hocaları dikiş attı ve nihayet diş işi bitti. Sol alt taraftaki son azı dişim de bu şekilde ameliyatla alınmış oldu. Dikiş atılan yere de bir pamuk koyup dişinle bastır dediler. Dikiş falan atıldığına göre ameliyattı bana yapılan işlem.

Hoca gittikten sonra evde ağrı kesici var mı diye sordu öğrenci kızımız. Bilmiyorum, eve sormalıyım diyerek telefonu işaret ettim. Eve soracaktım ama nasıl konuşacaktım. Hem pamuk tıkalı hem de ağzımın içi savaş alanına döndü. Konuş da göreyim. Evi aradım, hoparlörü dışarı verdim. Siz konuşun diye elimle işaret ettim. Kendisini tanıtıp ağrı kesici olup olmadığını sordu. Ağrı kesici olunca tek antibiyotik yazdılar. Ardından neler yapmamam gerektiğini söyledi: Sigara içiyorsam, üç gün içmezsem iyi olurmuş. Ağzımdaki kanı tükürmeyip yutmalıyım. Sıcak çay içmemeliyim. Üç saat bir şey yememeliyim. Bir hafta sonra dikişi aldırmak için gelebilirmişim. Akşam akşam size zorluk çıkardım. Emeğinize sağlık deyip teşekkür ederek çıktım.

İki haftaya yaklaşırken gidip dikişleri aldırdım. Hala sol tarafımla yemiyorum. Bir iki hafta da iki köşesinden yara olan ağzımın iyileşmesini bekledim.

Diş hekimliği gördüğüm kadarıyla zor. Hem ayakta çalışmak zorundalar hem de küçücük bir alanda çalışıyorlar. Harekat alanları sınırlı. Çok da dikkat ister. Zira en küçük bir dikkatsizlik diğer dişlere, dile, damaklara ve ağzın içine zarar verebilirdi. Bir de kendimizin bakmaya çekindiği ağzımızın içine bakıyorlar. Zira dünyaları orası. Allah emeklerini yağlı etsin. Yolları açık olsun.

Dişin mi Var, İşin Var (2)

Diş hekimi adayı kızımız, dişlerimle ilgili şikayetlerimi sordu. Birkaç dişi işaret ettim. Röntgene gönderdi beni. Bu arada diş koltukları mükemmel. Uzanıp yatıyor, kendini sere serpe atıyorsun. Tam yatılacak yatak. 

Okuduğuma ve kabul ettiğime dair bir formu masanın üstünde doldurup imzalamama sekreterler yardımcı olması gerekirken muayene eden kızımız ardımdan gelip yardımcı oldu. Elimdeki barkodu formun üzerine yapıştırdı. 

Dışarı çıkar çıkmaz yan tarafta ismim yandı. İki ayrı röntgenimi çektiler. 

İlk muayene olduğum yerden çağıracaklar diye beklemeye koyuldum. Ha şimdi, biraz sonra derken ismimin yanması gecikti. Sanırım daha çağırmayacaklar derken bahçeye çıkıp sizin meret dediğiniz şeyden bir tane içtim hızlı hızlı. İçeri girer girmez, çağırdılar. İçince çağırırlar demiştim içimden. Dediğim gibi de oldu. Keşke daha önce içseymişim. Güya temiz olmayan dişlerimi kirletmeyecektim muayene öncesi. 

Muayeneye girince, amca, beklettim, kusura bakma dedi. Kusur önemli değil de gecikince bir tane içtim. Fırçalamadan da girdim. Esas siz kusura bakmayın dedim. 

O beğendiğim koltuğa uzandım yine. Kızımız ekrandan röntgeni açıp bir güzel inceledi. Ara ara sorular sordu. Sonra bir de ağzınızın içine bakayım dedi. Epey bir yerleri ekrandan işaretledi. Bir de hocam baksın deyip hocasını çağırdı. Kızın gelecek vadettiği, yapılır dediği sol azı dişimin çekilmesine karar verdi hocası.

İşlevini yitirmiş denen dişi 2018 yılında özelde yaptırmıştım. Pandemi döneminde kırıldıkça kırıldı. Salgın olunca resmi dişler bildiğim kadarıyla çalışmamış, özeller hiç olmadığı kadar mesai yapmıştı. Oğlana söyledim. Baba diş zamanı değil, risk var dedi. Öyle kalmıştı. 

Muayenem bitince ayakta çalışmasına rağmen ilgi, alaka ve güler yüzünden bir şey kaybetmeyen kızımız, tedavi olmam gereken dişleri ve diş numaralarını da yazan bir çıktının, girişteki sekreterler tarafından verileceğini ve ne yapmam konusunda yardımcı olacaklarını söyledi. 

Sıra beklerken 4-5 civarında sekreterlik yapan hahaha, hihihi gülen, bu arada sakız çiğnemekten başka bir iş yaptıklarını görmediğim kızlardan biri, ağzındaki sakızı çıkarmadan bana yardımcı oldu. Allah vere de bana yardımcı olurken sakızı şişirmeye kalkmasa dedim içimden. Önce A5 kağıdının 2.sayfasına taşan iki sayfalık bir bilgisayar çıktısını, oturduğu masanın üzerine koydu kızımız. Amca, şunlar için 3.4.5. kattan bilgi alabilirsin. Diş çekimi için yine 4.kata çıkıp cerrahi bölümden dosya açtıracaksın deyip işimin hangi katta olduğunun numaralarını yazdı. Diğer geri kalanları tedavi olmak için İnternetten randevu alacaksın dedi. Hepsinin karşısına da İnt. İnt. İnt yazdı bolca. 

Cerrahi bölümüne çıkıp dosya açtırdım. Beklemeye koyuldum ayakta. Hemen yerinden bir kızımız kalktı. Buyur amca otur dedi. Israr etti. Lütfen oturur musun kızım? Ben oturmayacağım. Çok teşekkür ediyorum dedim.

Az sonra cerrahide beni neyin beklediğini bilmeden, ayakta beklemeye koyuldum. Bana yer veren kızımıza da o değilden bir göz attım. 20’li yaşlardaki gönlümü fetheden kızımızın giydiği pantolon, mevsimin kış ve havanın soğuk olmasına rağmen günümüz modasıyla yırtıktı. Hem öyle böyle yırtık değil, iki tarafında da geniş yırtıklı bir pantolon giymişti. Sevgim düştü kıza. Aferin kızım dedim içimden. Bu giyimine rağmen saygısından bir şey kaybetmemişti. Yaptığı davranışla, evet böyle giyiniyorum ana ben öp öz bu toprağın çocuğuyum, bu ülkenin değerlerine bağlı biriyim mesajı verdi bana. İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır misali, giyimiyle olmasa da davranışıyla bir yüz puan aldı kızımız benden. Giyim kuşamına ve tipine bakarak bir kişi hakkında olumsuz düşünceye kapılmanın yanlış olduğunu bir kere daha anlamış oldum. Giyim kuşamı böyle olsa da büyüklerine saygısını eksik etmeyen bu tiplerin sayısı umarım çoktur. Bazen gençlik nereye gidiyor diye soru soran bizlere bu açık giyimli kızımız kapak olsun derken içeriden çağırıldım.