6 Mayıs 2022 Cuma

Başkasını Hedef Gösterme Hastalığımız (1) *

Bir lisede çalışırken bir 11.sınıfta hırsızlık olayları peyda oldu. Babası market çalıştıran, ekonomik durumu iyi olan ve okula bol harçlıkla gelen bir kız öğrenci, bir gün “Hocam, çantamda şu kadar param vardı, alınmış” şikayetiyle geldi. Şüphelendiğin biri var mı dedim. Yok dedi. O zaman kimin aldığını nereden bileceğiz? Sonra paranın çantanda ne işi var. Niye cebinde taşımıyorsun? Üstelik bu kadar paranın sende ne işi var? Bir daha çantanda defter, kitap dışında önemli bir şey bırakma” dedim. Düşürürüm diye cebimde taşımıyorum dedi. Bundan sonra fazla para getirme. Getireceksen de sabah gelince bana verir, ihtiyacın olduğu zaman benden alırsın dedim. Tamam, dedi öğrencimiz. Sınıfına geçti.

Tamam dedi ise de kızımız diğer günlerde de harçlığın ötesinde para ile gelmeye devam etti. Birkaç defa daha çantasından yine parası çalındı. Sınıfına gidip “Gençler, bugüne kadar diğer sınıflarda bir hırsızlık vuku bulmadı. Nedense hep sizin sınıfta oluyor hırsızlık. Hepiniz pırıl pırılsınız. Tüm bu olup bitenlerden hırsızın bu sınıftan olduğu anlaşılıyor. Şu andan itibaren nazarımda sınıfınız potansiyel suçlu. Ama şahit ve kişinin kendi itirafı olmadan hiçbirinizi suçlamıyorum. Eğer sınıfınızın lekelenmesini istemiyorsanız, ne olur hırsıza da iyilik yapın bundan sonra çantanızda para bırakmayın” dedim. Birkaç öğrenci, bizden kimse almaz, sınıfa dışarıdan kimin geldiğine kameralardan bakabilirsiniz hocam dediler. Çocuklar, sınıfımızdan kimse almaz diyorsunuz ama başkasının çantası karıştırılmıyor. Nedense hırsız eliyle koymuş gibi her defasında paranın hangi çantada olduğunu biliyor. Ummadık taş baş yarabilir ve hırsız en yakınınızdan çıkabilir. Size hırsızlığın ne kadar kötü olduğunu herhalde anlatmama gerek yok dedim ve ayrıldım.

Defalarca hırsızlık vakası olan bu sınıfın aynı zamanda dersine giriyorum. Bu sınıftan bir öğrenci zaman zaman odama gelir, kameralara bakalım, şöyle yapalım, böyle yapalım, şundan şüpheleniyoruz dedi durdu. Oğlum, sen git işine dedim. Bir gün sınıfa girdiğimde, aynı öğrenci sınıfın en cılız bir öğrencisini duvara yaslamış, sıkıştırıyor. “Bu paraları sen alıyorsun, sınıfın hırsızı sensin, itiraf et” gibi şeyler söylerken gördüm. Öğrenciye, oğlum, nerden biliyorsun onun aldığını? Gözünle gördün mü? Arkadaşına iftira atma. Suç bastırırcasına arkadaşlarının önüne bu arkadaşını atıyorsun. Kim bilir, belki de sen çalıyorsun dedim.

Bir gün parası çalınan kız öğrenciyi çağırdım. Kızım, al şu elli lirayı. Başkası görecek şekilde parayı çantana koy. Ara ara yokla. Para alındığı zaman yanıma gel. Çünkü paranın seri numarasını aldım dedim. Birkaç gün hırsıza böyle tuzak kurduk ama hırsız bizden daha akıllı çıktı ve faka basmadı.

Günler böyle devam ederken, mangalda kül bırakmamasına dürüstlük görüntüsü veren, hırsızı bulmak için cansiperane mücadele eden, okula servisle gelmesine rağmen okula gelmeyip kendinden büyüklerle kahvehaneye gidip okey oynayan, fırsat buldukça İstiklal Marşı törenlerinden kaçan, okul binasının arkasına geçerek sigara içen, dersleri pek de iç açıcı olmayan bu öğrencinin anne ve babası, çocuklarının durumunu öğrenmek için okula geldi. Ne kadar harçlık verdiklerini sordum. Söyledikleri rakam kahvehaneye gidecek, oyun oynayacak ve içtiği sigaranın parasını karşılayacak kadar değildi. Sözü sınıftaki hırsızlık vakasına getirdim. Akabinde çocuğunuzun okul ve çevre değiştirmesinde fayda olabileceğini, belki bu şekilde kendisini toparlayabileceğini, değilse sınıfta kalabileceğini söyledim. Aile, çocuklarının okulu sevdiğini, arkadaşlarından ayrılmak istemediğini belirtince, çok emin değilim ama çocuğunuzun sınıfında bir hırsız var. Büyük bir ihtimalle bu hırsızın çocuğunuz olabileceğini, şayet öyle olursa okuldan uzaklaştırılacağını, bu durumun sicilini lekeleyebileceğini ifade ettim. Bunun üzerine aile çocuğunu nakil yoluyla okuldan aldı.

Aileyi aylar sonra Konya’da gördüm. Çocuklarını sordum. Biraz toparladı dediler. Çocuk adına sevindim. Bir sevincim daha oldu. O öğrenci nakil gittikten sonra o sınıfta ve okulumda bir daha hırsızlık vakası olmadı.

Bu anekdotumla ilgili kıssadan hisse sadedinde değerlendirmeyi diğer yazımda yapmak isterim.

*13/05/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır. 

5 Mayıs 2022 Perşembe

Borç mu Öncelikli, İkram mı?

Adana'da bir öğrencim, "Hocam, ben beş vakit namaz kılmıyorum. Ama öyle zaman olur ki içimden gelir, aynı anda bolca nafile namaz kılıyorum. Benim bu kıldığım namazlar kılamadığım beş vaktin yerine geçer mi?" dedi. Ben de kendisine nafile namaz kılman güzel. Yalnız senin durumun, farz edelim ki başkasına borcun var. Borcunun günü geldiği halde ödemiyorsun. Borçlu, borcunu beklerken sen gidip başkasını lokantaya götürüyor, bol keseden yemek yediriyor, ağalık yapıyorsun. Halbuki sana düşen, başkasına ikramdan önce borcunu ödemendir. Beş vakit namaz da zamanında yerine getirilmesi gereken bir borçtur. Önce borcunu yerine getireceksin. Sonra istersen nafile kılarsın, dedim. Ki beş vakit namazın; uykuda kaçırdıklarının, unuttuklarının ve baskı altında iken yerine getiremediklerinin dışında kazası yoktur. Yani sonraya bırakılamaz.

Bu anekdot, borcu paçasından aktığı halde -başkasının sırtından- izzet-ikramda bulunan ve ağalık yapanlara gelsin.

Sonu -YON ile Biten Kelimelerde Var Bir Şey *

Otururken sonu -yon ile biten kaç kelime sözcük olduğunu, bunların kaç tanesinin olumlu anlam içerdiğini merak ettim. 261 tane varmış. Bu kelimelerin birkaçı hariç hepsi Fransızcadan dilimize geçmiş. Daha doğrusu Fransız hayranlığını yaşadığımız devirde bir Fransız sözlüğünden dilimize aynen aktarılmış. Bu kelimelerin çoğunu dilimizde kullanıyoruz. Türkçesi diye türetilenlerin/uydurulanların kullanılmadığını, kullanılacaksa da ne anlama geldiğini bilmek için sözlüğe bakmak gerekiyor. Kısaca bu Fransızca kelimeleri özümsemişiz, Türkçe gibi olmuş. Yerine TDK tarafından önerilen karşılığı ise bize yabancı ve pek kullanılmıyor. Biz de elimize hacmi büyük ve bol sayfalı TDK sözlüğünü alınca ne zengin bir dilimiz var diye övünüyoruz durmadan.

Dilimize başka dillerden geçmiş, söylendiği zaman anlaşılabilen yabancı kelimelere karşı değilim. Türkçe olmasa da bunları Türkçeleşmiş olarak görürüm. Çünkü dil dediğin anlaşmak için kullanılan bir araçtır. Yabancı kelimelere karşı olmasam da diller arasında bu şekil kullanım olsa da bir dil Türkçe kadar bu şekil yolgeçen hanı olmamalı diye düşünüyorum. Maalesef Büyük Türkçe Sözlüğü elimize alsak, “Haydi tüm yabancı kelimeler, memleketine desek, orta yerde Türkçe olan kaç kelime kalacağının bilgisini sizlere bırakıyorum. Maalesef Türkçemiz bakir ve sığ kalmış. Bu demektir ki diğer alanlarda üretim adına doğru dürüst bir gelişmemiz olmadığı gibi dilimizde de öp öz kendi mahsulü kelime sayımız çok az. Haliyle Türkçe diye başka dillerin kelimelerini kullanıyoruz. Bu fiili durum, gurur duyduğumuz dilimiz adına üzücü bir durum maalesef.

Kelimelerde önemli olan içerdiği anlam ve bu anlamın anlaşılması olsa da aşağıya aldığım sonu -yon ile biten kelimelere bir göz atarsak, çoğunun anlamı olumsuz anlam içermektedir. Bana ilginç geldi. Sizinle paylaşmak istedim.

DEMORALİZASYON: Moral çöküntüsü.

DEZENFORMASYON: Bilgi çarpıtma.

HİPERTANSİYON: Yüksek kan basıncı.

DEJENERASYON: Yozlaşma, Soysuzlaşma.

HALÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri oluyormuş hissine kapılıp koyuverme durumu.

KANALİZASYON: Lağım döşemi.

KAPİTÜLASYON: Ülkede yurttaşların zararına olarak yabancılara verilen ayrıcalık hakları.

ASİMİLASYON: Özümleme, benzeşme

DEFORMASYON: Biçimi bozulma, biçimsizleşme.

DEVALÜASYON: Değer düşürümü.

PROVOKASYON: Kışkırtma.

SPEKÜLASYON: Vurgunculuk, saptırma.

SÜBVANSİYON: Destekleme.

MANİPÜLASYON: Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme.

MASTÜRBASYON: Cinsel bölgelere dokunarak orgazm sağlama

ENFEKSİYON: Vücutta hastalığa yol açan mikrop, virüs, parazit vb. etkenlerin yayılması.

ENGİZİSYON: Katoliklerde din inançlarına karşı gelenleri cezalandırmak için kurulan mahkemeler.

ENJEKSİYON: İğne yapma.

TELEVİZYON: Halk nezdinde faydasından çok zararı konuşulan sesli ve görüntülü aygıt. Bağımlılık yapmada üstüne yoktur.

AJİTASYON: Körükleme, duygu sömürüsü yapma.

DEPRESYON: Bunalım, çöküntü.

ENFLASYON: Para şişkinliği, pahalılık. Namı diğer canavar.

İMİTASYON: Taklit.

SANSASYON: Dalgalanma.

ATMASYON: Uydurma.

İLLÜZYON: Yanılsama.

TANSİYON: Kan basıncı, gerilim.

EROZYON: Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmeleri veya bir yerden başka bir yere taşınması olayı, aşınma, aşınım; değer veya saygınlık kaybetme.

MİNYON: İnce, küçük, çıtı pıtı.

PAVYON: Geceleri geç vakte kadar açık, içkili eğlence yeri.

PİYON: Bir çıkar sağlamak için yararlanılan, istenildiği gibi kolayca kullanılabilen kimse.

*16/05/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.