12 Şubat 2022 Cumartesi

YÖK'ten Eğitime Kibrit Suyu *

Onca sıkıntının arasında boğuşurken, sevindirici haber YÖK'ten geldi: "2022 Yükseköğretim Kurumları Sınavından (YKS) itibaren ön lisans ve lisans programlarını tercihte 150 ve 180 olan TYT ve AYT baraj puanları uygulaması kaldırıldı". 135 dakikalık sınav süresi de yarım saat artırılarak 165 dakika oldu.

Anne-babalar ve gençler, alınan bu karara çok sevinecekler. Çünkü 150 ve 180 barajı haksız bir uygulamaydı. Çocuklarımız kıl payı baraj altı kalabiliyor ve tercih yapamıyordu. Bu haksız uygulama yüzünden Anayasa'nın eğitim ve öğretim engellenemez, fırsat ve imkan eşitliği ayaklar altına alınıyor, çocuklarımız üniversite imkanından yararlanamıyordu. Haliyle üniversitelerin gelecek vadeden bölümleri de tercih edilemiyor ve bölümler boş kalıyordu. Boş kalınca da o bölümlerin öğretim görevlileri ders veremediği için boş bekliyordu. Bina boş, öğretim görevlisi boş, öğrenci ise üniversite kapısında kalıyordu. 

Bu yeni kararla;

Üniversitelerin boş bölümlerini sıfır çeken öğrencilerimiz tercih edebilecek. 

Sınıflar öğrenciyle dolacak. 

Yıllardır öğrencisi olmadığı için kürsüye çıkmayan öğretim görevlileri kürsüye çıkacak. 

Üniversite okuyan çocuklarımız, genç işsizlik istatistiklerinde görünmeyecek. 

Aileler, çocuğum üniversite okuyor diye sevinecek. 

Gençler, üniversite kazanamadım üzüntüsü yaşamayacak. 

Üniversitenin kantinini işleten, etrafındaki esnaf, öğrenciye kiralık ev veren insanımız, yurt çalıştıranların her biri bu yerinde karar sonrası sevince gark olacak. 

Gördüğünüz gibi YÖK'ün aldığı bu karar herkesi mutlu edecek. Bu mutluluk için YÖK bunca yıl niye bekledi denebilir ama şimdi bunun sırası değil. Önemli olan bu sevinci boş yere berhava etmemek. 

YÖK aldığı bu kararla yetinmemeli. Bir sonraki aşama için planlama yapmalı. Mesela neler yapabilir? Hükümete şu önerilerle gelebilir: 

Zorunlu eğitim 12 yıldan en az 16 yıla çıkarılmalıdır. Yani 4+4+4+4 eğitim sistemine geçilmelidir. 

YKS kaldırılmalıdır. Burada, sınavsız olmaz diyebilirsiniz. Haklısınız. Sınav yapılsın ben de isterim. Bu sınav sözlü mülakat yoluyla yapılsın. Test usulüne dayalı yazılı sınav kaldırılsın. Böylece çocuklarımız iş hayatına atılacağı zaman gireceği mülakatlar için tecrübe kazanmış olur. 

En iyi okul evine en yakın okuldur sözü gereği, çocuklarımız şehrindeki üniversiteye otomatik kayıt olmalı. Otomatik kaydı ve bölümü beğenmeyen, mülakat yoluyla başka şehir ve bölümleri tercih edebilmeli... 

*14/02/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

11 Şubat 2022 Cuma

Din Ulemasının Siyaset ve Güçle İmtihanı *

Birbirine benzer gibi görünse de imtihanlar farklı farklıdır ve bundan tüm insanlar nasibini alır. Kimse gücü üzerinde bir imtihana tabi tutulmasa da kimi bu imtihanın altında kalır kimi de yüzünün akıyla bu sınavı geçer. Kimin sınavı geçip geçemeyeceğini Allah bilir. Bu da öbür dünyada belli olacak. Zira yaptıklarından ve yapamadıklarından dolayı herkes hesabını orada verecek.

Referansı din ve dini değerler olan din uleması da imtihana tabi tutulanlardan. Çünkü sarığı beyazdır. Kir götürmez. Pek azı hariç ulema da sınıfı geçemeyenlerdendir. Her ne kadar kimin sınavı geçip geçemediğinin karnesi mizanda belli olacaksa da alametlerini bu dünyada iken görebiliriz. Bunu da toplumda bir karşılığı ve ağırlığı olup olmaması ile ölçebiliriz.  Toplumun çoğu, dinini tam yaşayamasa da din adına söz sahibi olanlardan beklentisi büyüktür. Toplum din ulemasından;

-Özü ve sözü bir; söz ve eylem birliği içerisinde, yaşantısıyla örnek olmasını,

-Doğru bilgi vermesini, hakikatleri haykırmaktan çekinmemesini, her halükarda doğru ve doğrucu Davut olmasını,

-Gizemi bırakıp ayakları yere basan bir din anlatmasını, halkın seviyesine inmesini ve sorunlarına çözüm bulmasını,

-Makam, mevki ve şöhret içerisinde yok olup gitmemesini,

-Giyimine-kuşamına, yediğine-içtiğine, üslubuna dikkat etmesini; oturmasını-kalkmasını, yol-yordam ve metot bilmesini, ağır-azam olmasını, gönüllere dokunmasını, meseleleri analiz etmesini ve çözüme sağlam delillerle katkı sunmasını,

-Siyaset ve gücü elinde bulunduranlarla arasına mesafe koymasını, aradaki ince çizgiyi iyi ayarlamasını, onların dümen suyuna girmemesini, gücün karşısında eğilmemesini ve boyun eğmemesini, zorluklara karşı pes etmemesini, güçle paralel yürümemesini, gücün tasdikleyicisi olmamasını, gücün icraatlarına kılıf bulmamasını, kimseye eyvallah dememesini vs. ister.

Ulema bunlara dikkat ettiği oranda halk nezdinde itibarı olur ve ağırlığı kabul edilir. Tersi olana ise temkinli yaklaşır, yanında bir ağırlığı olmaz, fetva ve görüşlerine kuşkuyla yaklaşır. Bu da ulema için itibar kaybı demektir. Bu demek değildir ki ulema siyaset ve güçle ile iletişim halinde olmayacak. Elbette olacak ama siyasetin tasdik makamı gibi çalışırsa bu tip ulemanın, siyaset ve güç yanında bir itibarı olsa da halk nezdinde bir itibarı olmaz. Çünkü halk ulemayı her yönüyle kabul eder ama siyasetin icraatına kılıf bulmasına asla tahammülü yoktur. Çünkü siyaset icraat yaparken bu dine uygun veya değil diye bakmaz. Halkta karşılık bulsun dini kılıf bulmaya çalışır. Bunun için de ulemayı kullanmak ister.

Kısaca halk, ulemadan İmamı Azam gibi olmasını ister. Çünkü Ebu Hanife büyük imam unvanını bedel ödeyerek almıştır. Devrinde ne Emevilere ne de Abbasilere boyun eğmiştir. Ödediği bedel canına mal olmuştur ama halkta ve o günden bugüne sair ulemaya göre hep bir itibarı olmuştur. Büyüklüğü de buradan gelmektedir. Darısı günümüz ulemasına.

*16/02/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

9 Şubat 2022 Çarşamba

İLKSAN Üyeliği *

Açılımı, “İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı” olan İLKSAN’ı ilk defa Süleyman Demirel’in “Verdimse ben verdim” sözüyle işitmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam, maddi olarak sıkıntıda olan Kemal Ilıcaklara ait satılamayan bir arsanın İLKSAN’a satılması olayı patlak verdiği zaman gelen tepkiler üzerine Demirel bu sözü söylemişti. “Kime ne” anlamına gelen bu skandaldan dolayı ne Demirel ne de başkası bir bedel ödedi. Skandalın ardından bu mesele konuşuldu konuşuldu ve tarihteki yerini aldı. Bugün bu mesele ne hatırlanıyor ne de mesele ediniliyor. Zaten “Meseleleri mesele edinmezsen, ortada mesele kalmaz” sözü de Sayın Demirel’e ait.

Neyse konum bu değil. Demirel’in dediği gibi “Meseleleri mesele edinmezsen, ortada mesele adına bir şey olmaz” ise de izninizle İLKSAN’la ilgili bir meseleyi mesele edineceğim. Bilenler bilir, 4357 Sayılı Kanunun 7117 sayılı Kanunla değişik 11. Maddesine göre şu kişilere İLKSAN üyeliği zorunlu. Bunlar doğal üye statüsünde. Kimmiş bunlar bir bakalım: Sınıf öğretmenleri aday sınıf öğretmenleri, özel eğitim kurumları sınıf öğretmenleri, maarif müfettişleri ve maarif müfettiş yardımcıları, Temel Eğitim Genel Müdürlüğünde görev yapan memurlar (İlköğretim Genel Müdürlüğü kadrosunda görev yapan memurlar), Genel İdare Hizmetleri ve Teknik Hizmetler Sınıfında görev yapan; millî eğitim müdürleri, millî eğitim müdür yardımcıları, milli eğitim şube müdürü ve millî eğitim müdürlüklerinde çalışan şef, memur,   teknisyen, tekniker, uzman, mühendis ve  mimarlar  ile sivil savunma uzmanları.
(Yardımcı Hizmetler Sınıfında olanlar hariç). (İlksan.gov.tr)

Bu yardım sandığına karşı mıyım? Değil. Olsun hatta daha da geliştirilsin, genişletilsin ve sınıf öğretmenlerinin dışında tüm branş öğretenleri de bu yardım sandığından faydalanacak şekilde sandığın kapsamına alınsın.

Bu doğal üyeler, bu sandığın imkanlarından ve yardımlarından ne kadar faydalanıyor, kaç kişi yararlanıyor, yararlanıyorsa sadra şifa oluyor mu bilmiyorum. Merak edenler, İlksan’ın sayfasına girerek detaylı bilgi edinebilir. Dikkatimi çeken bir şey var, üyeler bu sandıktan ne kadar memnun bilmiyorum ama seçimle gelen İLKSAN yönetimi kolay kolay gitmiyor, gitmek istemiyor. Bazıları bu sandığın yönetime gelmek için çok çaba sarf ettiğine göre burada imkanların çok olduğu anlaşılıyor.

Meselem, yönetime gelerek imkanlardan yararlananlar da değil. Zira bu benim meselem değil. Zira haklı veya kılıfına uydurularak haksız yere yenenlerden dolayı herkes ahiretteki payından yer. Meselem, bu doğal üyelerin üyeliğinin zorunlu olması. İşte benim derdim bu. Adı üzerinde yardım sandığı ise bu sandığa girmek de çıkmak da ihtiyari yani kişinin kendi isteğine bağlı olması gerekir. Bu konuda yani üyeliğin zorunlu olması konusunda epey bir talep var ki memurların toplu sözleşme metninde “MADDE 25- (1) Mevcut üyeler dahil olmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarına atananlardan 13/1/1943 tarihli ve 4357 sayılı Kanunun 11 inci maddesi kapsamında bulunanların, İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı (İLKSAN) üyeliğine girmesi ve üyelikten ayrılması ihtiyaridir.” denmesine rağmen bu sandıktan çıkmak isteyen bir üye üyelikten çıkamıyor ve üye istemese bile maaşından her ay zorunlu kesinti yapılmaya devam ediyor.  Toplu Sözleşmenin 25.maddesindeki ihtiyari sözünden hareketle bir üye “İLKSAN üyeliğinden çıkmak istiyorum, bundan sonra maaşımdan kesinti yapılmasını istemiyorum. Bundan önceki kesintilerin hesabıma yatırılmasını istiyorum” dese dahi İLKSAN Genel Müdürlüğü, “Üyeliğin ihtiyari olması için bu konuda kanuni düzenleme gerekir. Bizi Toplu Sözleşme bağlamaz” cevabı veriyor. Yani bir üye istese dahi bu üyelikten çıkamıyor. İşin garibi Toplu Sözleşmenin 25’e 1. maddesi yani üyeliğin ihtiyari olması uygulanmıyor ve buna rağmen her toplu sözleşmede bu maddeye yer veriliyor. Buna da kazanımlarımız deniyor.

Bu konuda ne yapılabilir? Mademki İLKSAN üyeliğinden ayrılma gibi talepler söz konusu ve bu talep yerine getirilmiyor. Burada yapılacak olan, Meclisi harekete geçirmektir. Bunu da kazanımı yerine getirilmeyen yetkili sendikanın yapması daha uygundur. Yeter ki bu sorunla ilgili bir vekil kanun teklifi versin. Vekillerin bu konuya sıcak bakacağını düşünüyorum. 

*26/02/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.