9 Şubat 2022 Çarşamba

Biz Bu Filmi Çok Gördük *

Dindar, mütedeyyin nesilden olup da 90'lı yıllarda Şevki Yılmaz'ın kasetlerini izlemeyen yoktur. Yılmaz'ın etkileyici konuşmaları elden ele dolaşır, uygun yerlerde toplanılarak birlikte dinlenirdi. Bu kasetlerden ve içeriğinden basının da devletin de haberi vardı. Bir el 28 Şubat sürecini başlatmak için düğmeye basınca, Şevki Yılmaz'ın kasetlerinin önü ve arkası kesilerek ve  bağlamından koparılarak yazılı ve görsel medyaya servis edildi. TV'lerde günlerce Yılmaz'ın kasetleri gösterilip konuşuldu ve bir linç kampanyası başlatıldı. Ardından, yıllardır içimizde yaşayan Aczimendiler meydanlarda boy gösterdi. Fadime Şahinler ortaya çıktı. Sonunda 28 Şubat aktörleri post modern darbe yaparak hükümeti indirdi ve hedeflerine ulaştılar. 

*

Nurettin Yıldız, ardında binlerce seveni olan, fetvalar veren, konuşmalar yapan, konuşmaları videoya çekilen ve herkesin izleyebileceği şekilde konuşmaları sanal aleme yüklenen biri iken, bir el eski fetvalarını kırpıp kırpıp piyasaya sürdü. Oluşturulan algı ve gelen tepkiler üzerine Nurettin Yıldız'ın kalemi kırıldı. Şimdi kendi halinde sesi duyulmaz biri oldu. Belki hayata belki birilerine gönül koyarak kabuğuna çekildi. 

*

Entelektüel birikimi, duruşu, konuşması, bilgisi, bilim adamlığı ve yaptıklarıyla farklılığını ortaya koyan, çalıştığı kuruma itibar kazandıran, okuttuğu hutbelerle Müslüman bir duruşa katkı sunan Mehmet Görmez'in Diyanet İşleri Başkanlığından, birileri haz almadı ve ipini çekti. Siyasi irade bu güçlere boyun eğdi ve en verimli çağında Görmez'e yol verdi. Buna rağmen Görmez gittiği yerde de kalitesini konuşturuyor, çektiği videolarla gönüllere su serpmeye ve gençlere yönelik çalışmasını devam ettiriyor. 

*

Türkiye’nin her ilinde olmasa da Konya gibi bazı illerde Mehmet Okuyan’ın konuşmasına bir kesim pek sıcak bakmadı. Gelen tepkiler üzerine, kiralanan ve katılımcılara duyurulan salonlar değişik gerekçelerle bir bir iptal edildi. Konferans düzenleyicileri zaman zaman salon bulmada zorlandı. Anlatmak istediğim, Mehmet Okuyan’ın konferans için her Konya’ya gelişi bir kesimin tepkisini çekti ve bunların da sesi gür çıkıyor. Bu gür sese de çoğu salon sahibi boyun eğmek zorunda kalabiliyor.

*

Tarihselci görüşleri ile bilinen Mustafa Öztürk, zaman zaman tepkilere muhatap olsa da öğretim üyeliğine devam ediyordu. Bir gün birileri düğmeye bastı. Bir yıl önceki bir özel sohbette tarihselcilik üzerine yaptığı bir konuşmasının önü ve arkası kesilerek sosyal medyada topa tutuldu. Bu girişimin öncekilerden farklı olduğunu gören Mustafa Öztürk ani bir kararla emeklilik dilekçesi vermiş oldu.

*

Geleyim Azimli’ye. Çünkü sırada Mehmet Azimli var. Bilmeyenler için kısaca değineyim: Azimli, 2008 yılında yayımlattığı “Siyeri Farklı Okumak” isimli kitabının 44.sayfasında, peygamberimizin babasına ait bazı rivayetlere dipnotunda kaynak göstererek yer verir. Dördüncü baskısından sonra okuyucularından gelen eleştiriler üzerine 2011 yılında 5.baskısı yapılan kitabında bu tepki çeken rivayetleri kaldırır. Okuyucuları rahatsız eden bu bilgilerden dolayı da Azimli zorunlu açıklama adı altında özür beyan ediyor. Şu anda sosyal medyada kitabın tashih edilmiş 5.baskısı ve sonraki baskılarından ziyade ilk baskılardaki bilgiler servis ediliyor. Sosyal medyada tepkiler dinmiyor. Ölüm tehdidinde bulunanları mı ararsın, hakaret edenleri mi, ailesine küfredenleri mi, yok ihraç edin diyenleri mi... Zira fazlasıyla ne ararsan var: Üniversitesi inceleme başlatıyor. İslamcı camianın entelektüeli diye söylenen Yusuf Kaplan bile “atın bunu üniversiteden” paylaşımları yapıyor. Kaplan bile böyle ise varın diğer insanların paylaşımlarını.

Yukarıda verdiğim örnekler, bu topraklarda zaman zaman olan, rutin ve olağan hale gelen linç girişimlerine verilmiş bazı örneklerdir. Azimli bu konuda ne ilk ne de son olacaktır. Sonuç alınıyor ki aynısının, benzerinin tıpkısı olan bu filmleri bıkıp usanmadan seyretmeye devam ediyoruz. Yeter ki görünen ve görünmeyen bir el tarafından düğmeye basılmış olsun. Belki de birileri gündem saptırarak bir şeyleri böyle gizliyor, bayatlamış bilgileri yersen dercesine cambaza bak deyip önümüze koyuyor ve bizler de soframıza konan bu bayat yemeği bıkıp usanmadan -taptaze- yiyoruz. Öyle zannediyorum, böyle yiye yiye içimizde farklı düşünen kafa yapısına sahip kimse kalmayacak. Belki de istenen bu.

Son örnek Azimli’ye başlatılan bu linç girişimi benim için sürpriz olmadı. Yazıp çizdiklerinden, konuştuklarından ve savunduklarından dolayı nicedir baskı altında olduğunu seziyordum. En son baskı da İslam tarihine ait 5 dakikayı geçmeyen video paylaşımları dolayısıyla baskı görmüş ve bu baskılardan dolayı paylaşımlarını kaldırmak zorunda kalmıştı. O zaman da ihraç silahı önüne konmuştu.

Linç konusunda daha önce birkaç yazı yazdım. Hepsinde işaret etmek istediğim nokta, farklı fikre tepki gösterebiliriz. Bundan doğal bir şey yok. Hatta yazılıp çizilenlere geleneğimizde reddiye dediğimiz cevap verme de yapabiliriz. Ama tüm bunları yaparken insanları yargısız infaz yapmaktan uzak durmamız lazım. Bir diğer husus da bir fikir veya görüşe, sıcağı sıcağına tepki gösterilse, tepkinin dozajı kaçsa bile dersin ki olayın sıcaklığında bunlar olabilir ama bizde linçler böyle başlatılmıyor. Bir şey yazılıp çiziliyor, konuşuluyor ve videoya yükleniliyor. Tüm bunlara zamanında bir tepki yok. Bir ara kullanırız denerek raflara kaldırılan video, kaset ve kitaplardan kısa bölümler kırpılıp kırpılıp servis ediliyor. İnanın anlamakta zorlanıyorum. Hele son örneğe bakarsak, 2008’de yazılan, 2011’de çıkarılan kitabın tepkisini 2022 yılında yani olaydan 14 yıl sonra veriyoruz. Bu şekil tepki ortaya koyan ve linçe tabi tutan insanların niyetini sorgulamıyorum ama ben burada bir iyi niyet göremiyorum. 2008’de neredeydiniz mübarekler. Ne olur, kendiniz olun, bir başkasının oyuncağı olmayın. Bıkıp usanmadınız mı bu filmleri izlemekten. Unutmayalım ki Müslüman bir delikten iki defa sokulmaz. Bu kaçıncı deliğe sokuluşumuz. Ne olur bir düşünelim.

Not: Yaklaşık iki yıl önce bir akademisyenden “Yakında farklı üniversitelerde görev yapan bazı akademisyenlere ‘Bunlar zındık’ denerek bir operasyonun başlatılacağı ve öğretim üyeliğinden ihraç edilecekleri duyumunu aldım” endişesini işitmiştim. Ardından Mustafa Öztürk olayı patlak verdi ve Öztürk ihraç edilmeden apar topar emekliliğini istemek zorunda kalmıştı. Arkası gelmedi, kesilmişti. Aslında aba altından sopa gösterilmişti farklı düşünen akademisyenlere. Sanırım bunun fitili uzun bir aradan sonra Azimli ile yeniden başlatıldı. Bundan da sonuç alırlarsa sıra diğer akademisyenlere gelecek.

*11/02/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

8 Şubat 2022 Salı

Bazılarının Ederi *

Bir sendikaya giriyorum.

Hayırdır, nereden çıktı bu sendika üyeliği şimdi?

Aklın varsa, sende gir.

Fikirlerini destekleyen, özlük haklarını koruyan bir sendika mı çıktı ortaya?

Değil.

Değilse ne? Çünkü sen sendikaları sarı sendikacılık olarak değerlendiriyordun,  yaptıklarından ve yapamadıklarından dolayı eleştiriyordun daima. Yoksa hatır için mi giriyorsun ya da kafa yapına uygun bir sendika mı buldun.

Hiçbiri değil.

O zaman ne değişti hayatında?

İşin doğrusunu söylemek gerekirse 400 lira için gireceğim. Biliyorsun, 2022-2023 sözleşme dönemi için sendika üyelerine sözleşme ikramiyesi olarak devlet üç ayda bir bu parayı verecek ve bu paradan sendikalı olmayanlar faydalanamayacak. Bence sen de gir.

400 lira bu zamanda iyi para. Kim kime verir bu zamanda bu kadar parayı. Sendika kesintisinden sonra arta kalan para önemli ama para her şey değil. Yani bu para ve daha fazlası için bir sendikaya girmem.

İşin ucunda 400 lira var diyorum. Bu parayı duyanın çoğu gidip bir sendikaya üye oldu.

Anladım kardeş. İsteyen girer. Ben ise para için bir sendikaya girmem. Prensiplerime aykırı. Bir sendikaya girecek olsam bile para ön planda değil benim için.

Üye olanlar için ne dersin?

Herkesin kararını kendisinin verebileceği bir şey bu. Kimseye bir şey demem. Yalnız bu 400 lira gündemde değil iken bir sendikaya üye olanlara saygı duyarım. Sendika üyesi değil, bir sendikaya girmem deyip de 400 lira ikramiyeyi gördükten sonra gidip bir sendikaya üye olanlara ise kusura bakmasınlar ama saygı duymam. Çünkü sebep her ne olursa olsun, bu tip kimselerin para için sendikaya girdiği anlaşılır. Bu tipler, yarın kim daha fazla verirse oraya giderler. Bir insan miktarı ne olursa olsun, para için gidip bir sendikaya üye olmaz. Üstelik ortada 400 lira da yok. Üyelik kesintisinden sonra kişinin kendisine kalacak olan para, aşağı yukarı 270-280 lira dolaylarında. Yukarıda demiştim, tekrar söyleyeyim. Para önemli ama her şey değil. Kişi inanmadığı yere sırf parası için girmemeli.

Nasıl bir sendika istiyorsun?

Sendika dediğin hangi işkoluna hitap ediyorsa;

*O işkolunun çalışma imkanlarının daha iyi olmasına, çalışanlarının ve üyelerinin özlük haklarını iyileştirmeye yoğunlaşmalı.

*Siyasi partilerin arka bahçesi gibi bir işlev üstlenmemeli, çalışanların hakkını korumak için gerekirse siyasi partilerle mücadele etmeyi göze alabilmeli, onlarla paslaşmamalı. Önceliği, bir siyasi partiyi değil, üyelerini memnun etme olmalı.

*Üyeleri ile arasında bir aidiyet duygusu aşılayabilmeli.

*Üyelerinin makam ve mevki beklentilerine kulak asmamalı. Burası atama yeri değil, yanlış yere geldin diyebilmeli.

*07/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

MEB İlk Atama *

MEB, eylül ayında ilk atama yoluyla aldığı 20 bin öğretmenin ardından şubat ayında da çeşitli branşlardan 15 bin öğretmenin atamasını yaptı. Öncelikle atanan öğretmenlere ve öğretmenlerin atandığı okullara hayırlı olsun.

İlk atamalarda dikkatimi çeken, birkaç seferdir MEB, 2021-2022 öğretim yılı hariç, şubat ayında yani eğitim ve öğretimin yarısında öğretmen alımı yapar oldu. Bu alımlar niye eğitim ve öğretimin başladığı eylül ayında değil de şubat ayında yapılıyor? Acaba öğretimin başında öğretmen ihtiyacı yoktu da bu ihtiyaç şubat ayında mı ortaya çıktı? Eğer şubat ayında ihtiyaç ortaya çıktı ise MEB’in bu şubat ataması doğru ve yerinde. Şayet bu ihtiyaç eylül ayından beri vardı da MEB, 4-5 ay sonrasında bu atamaları yapıyorsa, burada oturup bir düşünmek lazım.

35 bin öğretmen ihtiyacı olmasına rağmen MEB'in, 20 binini eğitim ve öğretimin başında, geri kalan 15 binini ise dönemin ortasında atamasında, öyle zannediyorum, Hazine ve Maliye Bakanlığının 35 bin kadroyu aynı anda vermemesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Çünkü bütçe imkanları elvermemiş olabilir. Bu anlaşılabilir ama 4-5 ayda ne değişiyor? Pekala, iyi bir planlama ile zamanında bütçe ayrılarak bu öğretim yılında ihtiyaç duyulan 35 bin öğretmenin ataması aynı anda, eğitim ve öğretimin başında yapılabilirdi.

Burada, öğretmen ihtiyacının bir kısmının şubat ayına sarkmasının ne zararı var diye düşünebilirsiniz. Bence şubat atamaları başlı başına bir sorundur ve eğitim ve öğretimin mantığına terstir. Çünkü eğitim ve öğretim demek; hedef, amaç, plan, program ve uygulama demektir. Daha işin başında öğretmen, derslik, donatım, ders malzemelerinin hazır olması gerekir.

15 bin öğretmen zamanında yani eğitim ve öğretimin başında atanmadığına göre bazı okullar eğitim ve öğretime öğretmensiz başlamış demektir. Öğretmen ise bir inşaatta kullanılan harç gibidir. Harç yoksa inşaat paydos olur. Okullar inşaat gibi paydos olmamıştır ama bu ihtiyaç çoğu okullarda ücretli öğretmen görevlendirilmek suretiyle giderilmiştir. Ücretli öğretmenlere verilen ücret ise girdikleri her bir dersten aldıkları ders saati ücretinden ibarettir. Yani bugünün şartlarında asgari ücretin altında bir rakama çalışıyor bu ücretliler. Hem ücretleri yetersiz hem geçici çalışıyorlar. Üstelik haydi deyince taşrada branşında ücretli öğretmen bulmak da zor. Çoğu zaman branş dışı kişilere görev verilmek suretiyle eğitim ve öğretim devam ettirilmeye çalışılıyor. Öğretmen atandı mı işlerine son veriliyor. Ek ders ücreti karşılığında ve geçici olarak çalışan bu ücretli öğretmenlerin -istisnalar hariç- girdikleri derslerde ne kadar ehil ve verimli oldukları tartışılır. Bunu ancak sahada olanlar bilir.

Ehil olmasından geçtim, ücretli öğretmenlere nöbet ve sınıf öğretmenliği görevi de verilemiyor. Düşünün ki bir okulda az sayıda öğretmenle eğitim ve öğretim yapmaya çalışan bir okulda birden fazla ücretli görevlendirilmişse bu okul müdürü nöbeti kime tutturacak, sınıf-rehberlik görevini kime verecek?

Burada olan kime oluyor? Üzerinde titrediğimiz öğrencilerimize oluyor. Sonra da bu çocuk niye başarılı değil diye çocuklarımıza kızıyoruz. Çocuklarımıza kızmaya hiç hakkımız yok. Çünkü bu çocuklar çoğu yerlerdeki çocuklar gibi eşit şartlarda yarışmıyorlar.

*25/02/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.