3 Şubat 2022 Perşembe

MEB’in Özrü *

Eğitim ve öğretimin önünde aşmamız gereken engeller çoktur. Bunların başında da en büyük engel MEB’in kendisi. Çünkü aşağı yukarı tüm yıla yaydığı öğretmen atamaları, eğitim ve öğretimi sekteye uğratan en büyük etkendir. Şu iki atama bile problemin kaynağının MEB olduğunu gösterir. Bunlar, öğretmen özür atamaları ve ilk atamalar. İzninizle bu iki atamayı ele alacağım bu yazımda.

Bu ülkede özür atamaları ikisi yaz, diğer ikisi de yarı tatilde olmak üzere dört defa idi. Sonradan biri yaz, diğeri de şubat olacak şekilde ikiye indirildi. Ömer Dinçer’in bakanlığa gelir gelmez çıkardığı 652 sayılı KHK’nin 37.maddesinin 3.fıkrası da özür atamalarına ayrılmış ve şu şekilde düzenlenmişti: "Öğretmenlerin Bakanlıkça belirlenen hizmet bölge veya alanlarında en az üç eğitim öğretim yılı görev yapması esastır. Bunların yer değiştirme suretiyle atamaları her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır. Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yaz tatillerinde yapılır”. Buna göre senede iki defa yapılan özür atamaları sadece yaz döneminde yapılacak şekilde teke indirilmişti. Bu düzenlemeden dolayı Dinçer, sesi çok çıkanlar tarafından çok eleştirilmişti. Bu tepkileri göğüslemek ve tarafları ikna için Ömer Dinçer, değişik platform ve TV konuşmalarında bu maddeyi savundu: "Şubat döneminde özür ataması olduğu takdirde özürden giden öğretmenin yerine öğretmen veremiyoruz. Çocuklarımız öğretmensiz kalıyor. Burada çocuklarımız mağdur oluyor. Ara dönemde öğretmeni gittiğinden dolayı çocuğunun gözü yaşlı kalmasını hangi biriniz ister? Bu yüzden atamaların yaz döneminde yapılmasını önemsiyoruz. Aynı zamanda aile birliğini de önemsiyoruz. Bunun için eşin gideceği yerde norm yoksa veya puanı yeterli gelmiyorsa üç yılı geçmeyecek şekilde aylıksız izne ayrılmak suretiyle bu öğretmenimizi valilik emrine verebiliriz. Tayin istenen eşin, şehrine atanma durumu yoksa illa o şehre değil, onu eşinin bulunduğu şehre nakledebiliriz. Bu da mümkün olmazsa, iki eşi alıp ihtiyaç olan üçüncü bir şehirde birleştirebiliriz” şeklinde izahatta bulundu. Ama kimseyi özellikle eş durumuna ihtiyacı olanları ve kendi partisini memnun edemedi. Siyasi iktidar, şubat özrü vermesini istedi. Dinçer, çıkardığı KHK’nin arkasında durdu. 7 Haziran 2015 seçimlerine doğru giderken bu madde delindi. Partisiyle belki de ilk kırılganlığı bu zaman başladı. Sonrasında da partisinden kopup gitti.

Şu anda hatırlamıyorum ama bildiğim kadarıyla Dinçer’in özür atamaları ile ilgili 37.maddenin üçüncü fıkrası hiç uygulanmadı. Yine şubat döneminde özür atamalarına devam edildi. Sonrasında Anayasa Mahkemesinin 6/02/2013 tarihli yazısına binaen yeniden düzenleme yapılarak 3.fıkranın sonuna “…Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yarıyıl ve/veya yaz tatillerinde yapılır” ilavesi yapıldı. Hala da şubat özür atamaları yapılmaya devam etmektedir.

Aile birliği önemli, şubat atamasında ne sakınca var diyebilirsiniz. Aile birliğinin önemine kimsenin diyeceği olamaz. Ama aile birliği önemli diye eğitim ve öğretimi engellemeye hakkımızın olmadığını düşünüyorum. Bu şubat döneminde yapılan özür atamalarıyla birlikte taşradaki birçok ilçe milli eğitim müdürlüğü, ilçesinden öğretmen göçü verdiğinden dolayı çoğu branşlarda öğretmene ihtiyaçları var ve yerine atama yapılmadığı için ücretli öğretmen arayışına girdi ve çoğu da ücretli öğretmenlik yapacak personel bulamıyor. Bulsa da ehil değil. Ne de olsa geçici. Halbuki öğretim yılı başında yapılan planlama yaz dönemine kadar devam etseydi, eğitim ve öğretim sekteye uğramayacaktı. Üstelik eşinden ayrı yerlerde çalışan ve gidiş geliş yapamayan birçok öğretmene il milli eğitimler, geçici görevlendirme yapmak suretiyle yardımcı olmuştu. Bence bir şeyi yaparken bir başka şeyi yıkmamak gerekirdi.

İlk atama konusuna yerimiz kalmadı. Bunu da bir başka yazımızda ele almak isterim.

*23/02/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

Şivlilik

—Baba, bugün de elin boş geldin.

—Nasıl gelmem gerekirdi.

—Yarını unuttun galiba.

—Ne var oğlum yarın?

—Şivlilik. 

—Deme ya!

—Unuttun mu yoksa?

—Ne unutması evlat. Baban, 1975 yılında ablasına dünürlüğe gelenlerin içerisinde müstakbel enişte adayının abisinin nasıl su içtiğini bile unutmadı daha.

—O zaman niye almadın?

—Boş ver evlat. Zaten Şivlilik adı altında üretilenler çok da kaliteli değil.

—Tamam, kaliteli olmadığını ben de biliyorum. Ama önceki yıllar alırdın.

—Doğru, alırdım almaya ama fiyatların yanına varılmıyor evlat bugünlerde. Bundan Şivlilikler de nasibini almış. Daha bu iyi günlerimiz. Bugünlerin kıymetini iyi bilmek lazım.

—“Bu daha iyi günlerin" sözü bir başkasına söylenmemiş miydi?

—Ben de öyle sanmıştım. Ama kızım sana söylüyorum, oğlum, sen dinle hesabı hepimiz kastedilmiş sanırım. 

—Bu durumda ne yapacağız Şivlilik için kapıyı çalanlara? 

—Sabah Şivlilik için gelenlere kapıyı açmayacaksın. Onlar, çalar çalar giderler. Herhalde biliyorum, içeridesiniz. Açın kapıyı demez biri. 

—Ayıp olmaz mı böyle yaparsak? 

—Niye ayıp olsun evlat. Ayıbı biz işlemedik. Utanılacaksa başkası utansın. 

—Tamam, böylesi içine siniyorsa benim için hava hoş. Ha içinden birkaç tane yiyordum, onu da yemem, olur biter. Ama senin yüzün gülmüyor hala.

—Nasıl güleceksin evlat. Üç aylar, Regaib derken bir bakmışsın, iki ay sonra ramazan. Babanı düşündüren de bu.

—Orucun neyini düşüneceksin baba? Orucumuzu tutup bir de üzerine sevap kazanacağız.

—Sevap kazanmaya kazanacağız ama evlat ramazan bu. Zor mu zor. İşte şimdiden beni düşündüren de bu.

—Ama daha iki ay var.

—Var da sayılı günler çabuk geçer sözü bunun için söylenmiş sanki.

2 Şubat 2022 Çarşamba

Benden Siyasetçi Olur mu?

Düz yoldan gitmekten sıkıldınız. Şöyle kasisi bol bir yerde macera arıyorsunuz. Ama bulamadınız. Size  yardımcı olmak isterim:

Konya Beyşehir Yolundan, Alemdar Caddesine giriniz. Kanal boyuna kadar ilerleyiniz. Alın size istemediğiniz kadar kasis. Yolun bir iyiliği var. Hiç ışık yok. Bu arada her kasise çıkışınızda bu hizmeti yapan belediyeyi ve bu hizmeti önerenleri de hayırla yâd edersiniz.

Size bir hatırlatma daha. Kavşağın birinde kasis yok. Sanırım unutulmuş. Ama hangi kavşak söylemiyorum. Onu da siz bulacaksınız. Zira yaptığım bu iyilik yeter de artar bile. Ayrıca bu kadar iyiliği size kimse yapmaz. Çünkü giderken içiniz dışınız kasis olur ve kasis özleminizi gidermiş olursunuz.

Bu güzergahta daha önce kasisler vardı ama ilaveleri yapılmış.

Tam menzilim olan Kanal Boyuna yaklaşmıştım ki bende bir merak başladı. Acaba kaç kasis geçtim dedim durdum. Dönüşte saymaya karar verdim.

Yanıma birini aldım arabama. Ona, araba sürerken unutabilirim. Kaç kasis geçeceğiz bir say dedim. O da kasis sayma yerine şu fıkrayı anlattı:

İsmet İnönü, Demirel’e “Yıllardır Meclistesin. Girip girip çıkıyorsun. Sana bir soru: Mecliste kaç basamak var, biliyor musun” der. “Bilmiyorum” der Demirel. İnönü, “İyi bir siyasetçi kaç basamak olduğunu bilir” deyince, ertesi günü Demirel, Meclisteki basamakları sayar ve İnönü ile karşılaşınca kaç basamak olduğunu söyler. İnönü: “Doğru evet. O kadar basamak var.” İnönü tekrar “Basamakları yoksa kendin mi saydın” diye sorar. “Evet” cevabını alınca, “İyi bir siyasetçi, o basamakları kendi saymaz. Bir başkasına saydırır” demiş İnönü.

Hasılı, yanımdaki bu fıkrayı anlatınca basamakları kendim saymak zorunda kaldım. Tamı tamına 11 tane kasis saydım. Bir 11 kasis de yolun karşısında var. Etti mi 22 kasis. Çünkü bölünmüş yol.

Bu durumda bir soru da ben sorayım: Benden iyi siyasetçi olmaz değil mi?