23 Ocak 2022 Pazar

Memnuniyet Araştırması ve Enes KARA (2) *

Ardından bir video ve yazı bırakan Enes, intihar gerekçesinde; “okuduğu okuldan ve çalışmaya başladıktan sonra görevinden çok memnun olmayacağını, ömrünün çalışmakla geçeceğini ve kaldığı yurtta gördüğü baskıdan şikayetçi olduğunu” belirtse de intihar bu kadar basit olmamalı. İzninizle burada bazı sorular ve açıklamalara kısaca yer vermek istiyorum:

1.      Çoğu gencin kazanmak ve okumak istediği tıp fakültesini kazanan bir genç niçin intihar eder?

2.      Cemaat yurdunda namaz kıldırılması, sohbet yaptırılması ve ders çalışmasına vaktinin kalmaması gibi nedenler intihar sebebi olmasa gerek. Belli ki Enes, psikolojik sorunlar yaşayan bir genç. Çoğu insan bu veya başka sebeplerden dolayı böyle sendrom yaşayabilir. Kimininki geçici olur kimininki de kalıcı. Allah kimseyi bu şekil imtihan etmesin ama Enes burada yanlış yapmıştır. Çünkü hiçbir sebep ve neden bize emanet vücudu yok etmeyi gerektirmez.

3.      Bu genç, bu iki konuyu ailesine açamamış, yurtta kalmak istediğini ailesi ile konuşamamış, konuştu ise de ailesi bunu kabul etmemiş. Burada iletişimin her halükarda açık olması gerektiğini ve buna imkan verilmediği takdirde böyle üzücü olaylara kapı aralayabileceğimizi başta anne ve babalar olmak üzere tüm toplum olarak zihinlerimize iyice yerleştirmemiz lazım.

4.     Her yaştan insanın intiharı bu toplumda zaman zaman görülür. Her intihar gerekçesi bundan sonraki intiharların önüne kesme adına bize ibret olması gerekirken bir cemaat yurdunda bu olay zuhur etti diye niçin cemaatleri tefe koyuyor ve tu kaka yapıyoruz? Bir cemaat yurdunda bir olay olduğunda bir tepki veya iddia dile getirildiğinde, İslamcı kesim niçin hop oturur hop kalkar, bu yapılanlar ve saldırılar, cemaatler üzerinden İslam’a bir saldırı diye niçin harekete geçer? Böyle bir anlamı nereden çıkarırlar, insanların niyetlerini nasıl böyle okuyabilirler? İnanın bunu anlamakta zorlanıyorum. Aynı şekilde laik ve seküler kesim de tüm kötülüklerin anası bu cemaatler, psikolojisinden kurtulmalı artık.

5.     Hoşumuza gitse de gitmese de nefret de etsek, bu cemaatler ve cemaat yurtları olmaya devam edecek. Burada cemaatlere atış yapacağımıza bu cemaatlerin ve yurtlarının şeffaf olması ve buraların sıkı bir denetime tabi tutulması için öneriler getirsek ne olur. Herhalde kıyamet kopmaz. Burada cemaatler konusunda üç maymuna oynayan siyasi partileri masaya yatırabiliriz. Bu yapıları oy deposu olarak görmekten vazgeçip çağın gerekleri ne ise bunları yasal bir statüye geçirmek, bu yapıların alabildiğine şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir olmalarını sağlamak, neyi yapıp neyi yapamayacaklarını devletin belirlemesi lazım. Cemaatler de “Biz bir gücüz. Nasılsa arkamızda sevenlerimiz ve bizi şeksiz şüphesiz savunanlar var” deyip üç maymuna oynamayı bırakmalı. Kendilerini alabildiğine topluma açmalı, şeffaf olmalı ve gizli ajandaları olmadığını açık etmeliler. İnsan ahlakına katkı vermenin ve iyi insan yetiştirmenin ötesinde, insanları kendilerine bende yapmaktan vazgeçmeliler. İkili oynamamalılar.

6.     Cemaatler eğer yurt ya da ev açacaklarsa yapacakları en büyük hayrın, o çocukların okul derslerinde başarılı olmalarını sağlamak, o çocukların nezih bir ortamda barınma ve beslenmelerine imkan vermek olduğunu bir görev bilmeliler. O çocukları cemaatin bir kölesi gibi toplumdan kopuk yetiştirmemeliler.

7.     Cemaat yurdu yetkililerinin, sebep her ne ise yurtlarında kalan bir canın, canına kıymasından dolayı kendilerini sorguladığını, demek ki metotlarında bir yanlışlık olduğunu hesaba kattıklarını, bu olaydan bir çıkarım elde ettiklerini duymadım. En azından böyle bir yüzleşmeyi ben okumadım. Bana göre en azından insan sarrafı değiller. Çocuk, açıklamasında ateist olduğunu söylüyor. Böyle bir çocuğun inanç problemi varken bunlar bu çocuğa namaz kıldırmaya devam ediyorlar. Hiç mi bu çocuğun isteksiz tavrını görüp konuşma ve bu çocuğu anlama yoluna gitmediler?

8.     Anne ve babanın, vah biz ne yaptık, bir fidanımızı kaybettik diye üzüldüğüne şahit olmadım. Hele babanın, oğlunu bırakıp cemaati savunmaya kalkması bir facia. Benim bildiğim baba, cemaatinden önce evladının ölümüne üzülmeli önce. Bunu maalesef baba da göremedim.

9.     Bu çocuğun sınıf arkadaşları bu çocuğun hal ve hareketlerinden şüphelenip acaba bu arkadaşı bu badireden nasıl kurtarabiliriz üzerine hiç mi kafa yordular? En azından ailesine ve fakülte görevlilerine bu durumu açabilirlerdi. Bunu da okumadım. Her ne kadar intiharların çoğu aniden gerçekleşse de bu çocuğun intiharı mektup ve videodan anlaşılacağı üzere nicedir geliyorum demiş.

10.  Üniversite yönetimi veya devletin görevlendireceği kişiler, bu olayın ardından bir güzel inceleme başlatmalı. Çocuğun ailesi, okul-yurt arkadaşları ve yurt yönetiminin bilgisine başvurmalı. Tarafları bir güzel dinlemeli. Çocuğun davranışları ve yurdun işleyişi hakkında  bilgi edinmeli. Hazırladığı raporu aynı zamanda kamuoyu ile paylaşmalı. Niçin paylaşmalı? Bundan sonra başka Enesler intihara yeltenmesin diye bunu yapmalı. Raporu okuyan bizler de en azından şu özellikleri taşıyan kimseler içinden intihar olayları görülebilir deyip çevremizdeki tanıdıklarımız hakkında tedbir almaya çalışabiliriz.

*29/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Memnuniyet Araştırması ve Enes KARA (1) *

2010-2011-2012 ve 2016

62

2003 ve 2007

60

2013

59

2004-2005-2006 ve 2017

58

2008-2014-2015

56

2009-2018

54

2019

52

2020

48

Tabloda, 2003 yılından itibaren TÜİK’in düzenli olarak yaptığı “Yaşam Memnuniyet Araştırmasına” göre “18 yaş ve üzeri bireylerin” memnuniyet oranlarına küsuratsız olarak yer verilmiştir. Çok detaylı bir araştırma olan bu araştırmanın detaylarını merak edenler, TÜİK’in sayfasına girerek araştırmanın sonuçlarına ulaşabilir.

Tabloda görüleceği üzere memnun olma durumu yıllara göre inişli-çıkışlı bir seyir izlemiş; 2003 yılında yüzde 60 ile başlayan memnun olma durumu bazı yıllarda 2 puan yükselerek 62’ye çıkmış, diğer yıllarda 59-52 arasında değişiklik göstermiş. Bu da gösteriyor ki 2020 yılına gelinceye kadar bu toplumun yarıdan fazlası hayatından memnun iken 2020 yılında bu oran yüzde 48’e gerilemiş. Yani 2020 öncesi hayatından memnun olanlar toplumun yarısından fazla iken 2020’de ise yarının altına düşmüş. 2021’de memnuniyet durumumuz ne olur, bunu da birkaç ay içerisinde görebileceğiz.

Memnuniyet araştırması ne derece gerçeği yansıtır, bilinmez. Çünkü mutluluk dediğimiz daimi değildir. Kişi bir günde hem mutlu hem de mutsuz olabilir. Araştırmanın yapıldığı zamanki bireylerin o anki psikolojileri burada önemli olsa gerek. O zaman mutlu olmadığını söyleyenler birkaç gün sonra mutluyum diyebilirken mutluyum diyenler de mutsuzum diyebilir. Kimin beklentileri ne kadar gerçekleşmedi de mutsuzum dediğini bilemesek de mutlu ve mutsuzluk yıllara göre değişiklik gösterse de elimizdeki verilere göre hareket edersek, bu toplumun yarısından fazlası mutsuz. Toplumun yarısı mutsuz ise bunun üzerinde düşünmeye değer. Çünkü mutsuz insana hiçbir şeyi beğendiremediğimiz gibi ondan bir verim de alınamaz. Yine mutsuz kişiler hayata pozitif bakamadıkları için çevresine pozitif enerji veremezler. Bunları yaşayan bir ölü gibi değerlendirebiliriz.

Bu açıklamanın ardından tıp fakültesi 2.sınıf öğrencisi iken 7.kattan atlayarak canına kıyan Enes Kara’ya gelmek istiyorum. Çünkü Enes Kara da yüzde 48’in içerisinde yer alan mutsuzlardan biri. Burada her mutsuz intihar eder anlamı çıkarılmasın. Şayet öyle olsaydı, tüm mutsuzların yani bu toplumun yarıdan fazlasının intihar etmesi gerekirdi. Böyle bir iddiam yok ama şu var ki yaşadıklarını kaldıramadıkları için intihara yeltenenlerin, mutsuzlardan çıktığını söylersek herhalde yanılmış olmayız. Her intihar eden ve intihara kalkışanın intihar gerekçesi farklı ve bireysel olduğu gibi Enes’inki de bireyseldir. Bireysel olsa da Enes üzerinde konuşmaya değer ama biz konuşamadık. Çünkü Enes üzerinden taraftarlar atışmaya başladı. Savunma ve saldırı gırla gitti. Bizim ülke insanımızın da kumaşı bu maalesef. Ne hayatının baharında gepegencecik bir gencin hayatına kıymasına üzülebildik ne ailesinin üzülmesine fırsat verebildik ne intiharın sebep ve gerekçeleri üzerine en azından bundan sonra böyle intiharlar olmaması adına bir inceleme yapabildik. İzlediğimiz tamamen bir tiyatroydu. Taraflar bu olay üzerinden birbirlerine olan kinini boşalttı. Kimi, “Bu cemaat yurtları hep böyledir. Niceleri böyle kapatıldı” dedi. Kimi de “Cemaatler üzerinden İslam’a saldırıyorlar. Bunu görenler şu intiharları niye görmez” dedi. Maalesef her konuda olduğu gibi bu konuda da toplum olarak iyi bir sınav vermedik. (Devam edecek)

*28/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

19 Ocak 2022 Çarşamba

Ne İsteyeceğimi Biliyorum *

Yazıma hepinizin bildiği Timur ile Nasrettin Hoca fıkrası ile başlamak istiyorum. Sadede de sonra geleceğim.

Timurlenk, Nasrettin Hoca‘nın bulunduğu şehre bir fil hediye etmiş. Fil, şehirde bağ, bahçe ne var ne yoksa silip süpürmüş. Bununla kalsa iyi, şehirdekiler fili beslemek için ambarda, kilerde ne varsa tüketmişler.

Bakmışlar ki böyle olmayacak, şehrin ağaları Nasreddin Hoca’ya gelerek: "Aman hocam nedir bu filden çektiğimiz. Hünkâr seni dinler. Hünkârla konuş da şu fil belasını başımızdan alsın." demişler.

Hoca; sakalını sıvazlayıp bir yol düşünmüş ama bulamamış. "Hadi o zaman hep beraber gidelim Timur’a: Bu fil başımıza dert oldu, geri almanızı rica ediyoruz diyelim, en iyisi böyle olacak" demiş.

Hoca önde, ağalar arkada, huzura çıkmak için yola düşmüşler. Otağın kapısına gelindiğinde hoca, durumu tekrar görüşmek üzere arkasına dönmüş bakmış bir de ne görsün, ağalardan eser yok, arkasında in cin top oynuyor.

Hoca, "Ben yapacağımı bilirim size. Hem söz verirsiniz hem de kaçarsınız ha" demiş.

Timur, bir süre sonra Hoca’yı huzuruna kabul etmiş ve aralarında şu konuşma geçmiş.

Hayırdır Hoca, yine ne istiyorsun?

Devletlim, şehrin ağaları beni size ricaya gönderdiler. Hediyeniz olan filden çok memnun kaldılar. Garibim yalnız kalıyor bir tane daha fil istiyoruz.

Hay hay! Ne demek hoca. İstediğiniz fil olsun. Var git müjdeyi hemen ver.

Nasreddin Hoca, otağın kapısından çıkınca, ağalar hemen hocanın etrafını sarmış. "Müjde bekleriz Hoca, fil ne zaman gidiyor?" demişler.

—Alın size müjde, dişisi de yarın geliyor, demiş Hoca. (haberturk.com/esra-sasmaz)

Gelelim gündemimize. Malumunuz hayat pahalılığından başımız dertte. Zam üstüne zam görüyoruz bugünlerde. Akaryakıta aşağı yukarı gün aşırı zam geliyor. Zaten akaryakıta zam geldi mi her şeye zam geliyor. Gelen zamlar da öyle böyle değil, insanın cebine dokunur türden. Gördüğüm kadarıyla özel sektörün, devlet kurumlarının elinde zamdan başka bir sermaye yok. Bugünden yarına bu zamların duracağı da ufukta görünmüyor. Herkes bu durumdan şikayetçi ve dertli. Kapalı kapılar ardında bu derdini dile getirenler, dışarı çıkınca ağızlarını bıçak açmıyor. Çünkü kim ağzını açsa, korumacı ve savunmacı ekip konuşanların ağzına lafı tıkıyor. Aslında dediklerine kendileri de inanmıyor ama dedim ya korumacı refleksle hareket ettiklerinden gülünç duruma düşüyorlar ama bunun farkında değiller. Bence bu atmosferde sussalar, dertlenen insanı dinleyerek haklısınız, diyebilseler daha erdemlice hareket etmiş olurlar. Neyse bu da ayrı bir konu.

Biz gelelim fıkraya, fıkradan hisse almaya. Bir gün bana gelip şu zamlarla ilgili derdimizi üst mercilere anlatalım, bize eşlik edin, başı da siz çekin derlerse, onların önünde üst makamlara gitmeye hazırım. Üst makama varıncaya kadar ardımda kimse kalmazsa, ben de Hocanın dediğini yapacağım. “Efendim, zamlardan çok memnunuz. Daha fazla zam istiyoruz” diyeceğim. Başka isteğin var mı denirse, “Efendim, korumacı refleksle hareket edenler var. Bunların gördüğüm kadarıyla durumu iyi ve tuzları kuru. Bu hayat pahalılığı bunlara dokunmuyor. Bu kardeşlerimiz gelen zamlardan daha fazla nasiplensinler. Böyle bir çalışma yaparsanız, memnun olurum” diyeceğim.

*22/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.