15 Ocak 2022 Cumartesi

Yazmak mı İstiyorsun? (2)

(Dünden devam)

—Anladığım kadarıyla sen içini dökmek ve halkın derdine tercüman olmak istiyorsun. Bence kendine tercüman ol, bildiklerini kendine sakla, içine at ve sır küpü gibi ol ya da yazdıklarını bilgisayara dök ve bu döktüklerini paylaşma. Bilgisayar senin sırdaşın olsun. Eski yazdıklarını döner döner okursun. Ne yazmışım be! Ta ne zaman demişim bunları dersin. Yok, bu beni kesmez diyorsan, bildiğim kadarıyla geniş bir evin var. Kimsenin olmadığı odalardan birine geç. Kapıyı, pencereyi kapat. Avazın çıktığı kadar bağır. Derdin ne ise bu odada, karşında birileri varmış gibi kendi kendine konuş. Burada, sesinin dışarıdan duyulmamasına dikkat edeceksin. Bunun için müziği sonuna kadar açmanda fayda var. Deşarj olduktan sonra kapıyı aç, insanların içine gir. Bugünlerimize ne kadar şükretsek azdır, de.

—Biraz abartmıyor musun?

—Ne abartması. Sana hayatı anlatıyorum. Sen bana abartıyorsun diyorsun. Mesela sen yaşadığımız ve etkisini her geçen gün hissettiğimiz hayat pahalılığından, kurdan, kur garantisinden vs. memnun musun?

—Değilim. Bundan kim memnun ki…

—Dert edindiğini yazacağına göre bundan da bahsedeceksin o zaman?

—Elbette. Yazmamın ne sakıncası var, söyler misin?

—İşte bu, senin tehlikeli sularda yüzeceğinin göstergesidir.

—Diyelim ki yazdım. Başıma neler gelir? Kim, ne yapabilir?

—Her şeyden nem kapan savunmacı tipler seni topa yani kurşun yağmuruna tutar. Görürsün Hanya’yı Konya’yı.

—Mesela?

—En hafifiyle hain, nankör ilan edilir, muhalif görülürsün ve kara listeye alınırsın. Herkesin tu kaka yaptığı bir terör örgütüyle bağın kurulmaya çalışılır. İstediği ve beklentisi gerçekleşmediği için böyle yazıyor denir. Bunların yanında mevcut durumu savunmak ve gerekçe üretmek için seni ikna etmeye çalışırlar. Bunda problem yok. Keşke dediklerine önce kendileri inansalar, hiç gam yemezsin.

—Ne derler?

—Enflasyondan dert yandın mesela. “Sadece biz miyiz efendim. Dünya kırılıyor enflasyondan. Üstelik dünya tedarik sıkıntısı bile çekiyor” denir. Efendim, bizdeki biraz fazla değil mi? Deprem üssü gibiyiz. Bizdeki enflasyona göre onlarınki enflasyon bile sayılmaz dersin. “Tamam, bizi biraz fazla etkiliyor ama salgını göz ardı etmemek lazım. Bu salgın döneminde esnafa yardım edildi. Bunu da hesaba katmak lazım” denir. Başka ülkelerde salgın yok mu, onların devletleri kapanma esnasında mağdur olanları desteklemedi mi dersen, “Geçmiş yapılanları unutmamak lazım. Çünkü bu ülkeye çok şey yapıldı. Say say bitmez. Hele savunma sanayiine bir bak” denir. Döviz çıktı dersin, ah şu dış güçler yok mu denir. Başlarına taş düşse dış güçlerden bilen ve buna inanan yığınlar var. Başlarlar hemen “Efendim, faizle mücadele ediyor. Bu faiz değil mi bizim belimizi büken” denir. Yahu burada faizle nasıl mücadele ediliyor diyorsun. “Bu birden olur mu? Zaman tanımak lazım” denir. Devlet faizi indirdi ama piyasa kendisini dinlemiyor. Bak, bankalar daha yüksek faiz veriyor. Kendisi de indirdiği faizden daha fazlasına borçlanıyor. Hazırında faizler yükseldi diyorsun. “Tamam, istediğiniz faizin yükselmesi değil miydi? İşte dediğiniz oldu. Daha ne istersiniz” deniyor. Ülke ülke ülkelerin 10 yıllık borçlanmasını veriyor, kıyaslıyorsun. “Sen hiç pazarda limon sattın mı? 80 öncesi sen hiç kuyruklara girdin mi deniyor. Buna sadece pes doğrusu diyorsun. Zamlardan ders yanıyorsun, her ülkede var. Biz diğer ülkelere göre daha ucuz yiyor, içiyor ve kullanıyoruz. Bak Almanya’daki petrol fiyatlarına. Biz bedava kullanıyoruz. Üstelik zam ve enflasyon bu ülkede hep var vs. deniyor.

—Ne yapayım bu durumda?

—Ne yapacağımı yok. Gördüğüm kadarıyla yazmada kararlısın. Hamama giren terler. Allah yardımcın olsun demekten başka diyeceğim yok.

14 Ocak 2022 Cuma

Yazmak mı İstiyorsun? (1)

—Bir gazetede köşe yazarlığı yapmak istiyorum. Yazdıklarımı da sosyal medyada paylaşmayı düşünüyorum. Tecrübelerinden faydalanmak isterim. Ne önerirsin?

—Estağfurullah. Benimki koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler misali bir yazarlık. Buna köşe doldurmaca da diyebiliriz.

—Neyse ne. Sizi dinliyorum.

—Hangi konuda yazmak istiyorsun?

—Siyasi, ekonomik, sosyal, dini vs. diyebiliriz. Daha doğrusu gündeme dair güncel konulara değinmek isterim. Kısaca neyi dert ediniyorsam onu konu edineceğim.

—Pek gündeme dair yazmasan iyi olur. Derdini yazarsan sadece dertlenirsin.

—Niye ki?

—Başlayınca görürsün. Bana kalırsa yazma ve paylaşma. Yok, illa yazıp çizeceğim diyorsan, etliye sütlüye karışmayan, havadan-sudan bahseden, renk vermeyen yazılar yaz ki kimsenin tepkisini çekme. Fincancı katırlarını ürkütme. Beğen veya beğenme, kimsenin düzenine çomak sokma. Mesela bamyanın faziletinden bahset. Zira bizim millet bamyayı sever. Sen de fazileti üzerine yazarsan, millet de bu vesileyle sevdiği bamyanın faziletini de öğrenmiş olur.

—Niye tepki olsun ki?

—Yazınca görürsün. Hele bir yaz. Seni anandan doğduğuna pişman ederler. Demedi deme.

—Bana yol gösterip moral vereceğini sanıyordum. Görüyorum ki yazmayı aklının ucundan bile geçirme diyorsun.

—Kardeş, kaybedeceğin bir savaşa hazırlanıyorsun.

—Nereden belli?

—Dert edindiklerimi yazacağım diyorsun. Dert edinmede eleştiri vardır. Doğruya doğru, yanlışa yanlış deme vardır. Buna bu toplum ve gücü elinde bulunduranlar hazır değil. Seni bir kaşık suda boğarlar.

—Doğruya doğru, yanlışa yanlış dedikten sonra kim ne diyecek?

—Sorun da burada zaten. Bil ki herkesin doğrusu aynı değil, yanlışı da. Madem yazacaksın, bari sırtını bir güce ve sesi çok çıkanlara daya. Bunları öv dur. Böylece taltif bile görürsün. Bizim adam muamelesi görür, mukarrabünden olursun. Böylece kimse sana bir şey diyemediği gibi hatta bu yazman sonucunda maddi ve manevi menfaat bile elde edebilirsin.

—Böyle bir şeye gelemem. Zira bu benim fıtratıma aykırıdır. Ben halkın derdine tercüman olmak ve içimi dökmek istiyorum. Böyle yapmayacaksam niye yazayım? (Devam edecek)

13 Ocak 2022 Perşembe

İlk Defa Biri Bana Hak Verdi *

Marketten kaçtım kaçtım. Ama bu kaçış nereye kadar. Elim mahkum ve ellerine düştüm. Alışveriş listesi ve acil ihtiyaçlar kabarınca marketin yolunu tuttum. Hiç sağa sola bakmadan kafama kazınan listeye göre hangi ürün nerede ise o tereklere gittim. Gördüğüm fiyat etiketlerine dönüp dönüp bir daha baktım. Sonunda aldım alacağımı. 

Ödeme yapmak için kasaya geçtim. Baktım kasiyerler dahil kimse yok. Akşamın bu kalabalık saatinde kimse de olmaz mıydı? Geçip gidiyorum. Hiç şakam yok diye seslenince sırtı dönük bir kasiyer kızımız belirdi ve aramızda şu diyalog geçti:

Alayım amca”

Kızım, almadan şu kapıdan geçip gideyim.

Olurdu amca. Niye olmasın. Sırtım da dönüktü üstelik. Ama siz çağırdınız. Ben de geldim. Fırsatı kaçırdınız. 

Neyse, kaçan kaçtı artık. Ben koydum, kızımız okutup okutup önüme koydu. Aldıklarımı poşete yerleştirirken kasiyer:

Amca, indirimde peynirimiz var. Bundan bir tane alır mısın? 500 gramı 19.00 lira.

İstemez.

Niye amca? Bir tane alsaydın. Fiyatı da çok uygun. Buna rağmen kimse almıyor.

Kızım, bugünlerde indirim bize ters geliyor. Biz indirimleri görmeyeli çok oldu. Nasıl bir şeydi, onu bile unuttuk. Bindirime alıştık. Durum böyle iken kim inanır indirim dediğine. Ama bu peynirin fiyatı yarın değişecek. Fiyatına zam gelecek de. Bu biraz inandırıcı olur.

Haklısın.

Kızın haklısın demesine bir sevindim bir sevindim. Bir an için ödediğim yüklü faturayı bile unuttum. Sevincim, beni ilk defa haklı bulan biri oldu. Nasıl sevinmem buna. Çünkü nice zamandır aynı dili konuştuğumu sandıklarımın bana Fransız kaldığını ya da benim onlara Fransız kaldığımı görüyorum ama son yıllarda bana hak vereni hiç görmemiştim. Bu arada ikinci bir sevincim daha vardı. Güncellenmesine rağmen poşetin fiyatının onca maliyete rağmen değişmemiş olmasıydı. Diğer aldıklarımın fiyatını hesaba katarken poşetin ücretini hiç hesaba katmadım. Gel de sevinme buna.

*04/02/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.