29 Aralık 2021 Çarşamba

Biri Bana Bu Faiz İndirimini Anlatsın *

 

Banka Adı

Faiz Oranı

(%)

Şekerbank

13.50

Halkbank

13.75

Vakıfbank

16.00

Ziraat Bankası

17.00

Yapı Kredi

17.25

Turkish Bank

17.50

ICBC

17.75

Burgan Bank

18.75

Odeabank, TEB, Fibabanka

19.00

Alternatif Bank

19.25

Akbank, ING Bank

     20.00

Merkez Bankası'nın açıkladığı kur korumalı TL vadeli mevduat sisteminin devreye girmesiyle birlikte parasını mevduat hesaplarında değerlendirmek isteyen müşterileri çekmek için bankalar, kesenin ağzını açmış görünüyor. Tabloda, 32 günlük vadeli mevduat hesabı, aralık ayı faiz oranlarını görmektesiniz.

Bankaların müşterilerine duyurduğu faiz oranları, yüzde 13.50 ila 20.00 arasında değişiklik göstermektedir. En düşük faiz veren banka ile en yüksek faiz veren banka arasında 6.5’luk bir fark söz konusu.

Bankaların bu farklı oranlarını görünce, MB’nin belirlediği faiz oranına uygun faiz veren bankaların Şekerbank ve Halkbank olduğu, diğerlerinin MB’ının faiz oranını sollayıp geçtiği dikkatinizden kaçmamıştır. Bildiğiniz gibi Merkez Bankası faiz oranlarını 16 Aralıkta % 14’e indirmişti.

Buradan Merkez Bankası’nın birkaç aydır periyodik olarak indirdiği faiz oranlarına gelmek istiyorum. Ekonomiden ve ekonomiye dair olup bitenleri anlamadığım gibi faizin indirilmesini ve çıkarılmasını da çok anlamış değilim. Anlamasam da bu konuda yazacağım. Olur ya biriniz bana bu faiz indiriminin künhünü açıklar da cehaletim gider. Yine niyetim siyaset değil, sadece olup biteni anlamaya çalışıyorum. Bunu da burada belirtmek isterim.

Bildiğiniz gibi Türkiye “Düşük faiz, yüksek kur” modelini uyguladı kısa bir süre. Bundan gaye faizle mücadele etmek, yatırımcının uygun kredi alıp yatırım yapmasının önünü açmak; sıcak paraya dayalı bir ekonomik modelden üretime dayalı bir ekonomik modele geçmek ve cari açığı kapatmak için ihracatı parolamız olarak belirlemiştik. Sadece yeni bir model denemek değil, aynı zamanda bu konuda nas var diye faize savaş açtık ve bir kurtuluş savaşı başlattık. Her faizi indirdiğimizde döviz fırladı, piyasa allak bullak oldu. Fiyatlar aldı başını gitti. Döviz her gün bir önceki günün rekorunu kırdı. Bundan dolayı millet yediden yetmişe dolarizasyon oldu. Bankalarda yabancı para üzerinden açılan mevduat hesapları yüzde 60’ı geçti. TL’den kaçan kaçana birkaç ay yaşadık.

“Kur garantili TL” modeli ile birlikte şu anda devletin kendisi ve bankalar, var gücüyle vatandaşı TL cinsinden bankalara para yatırmaya teşvik ettiğine, bankalar MB’nin belirlediği faiz oranlarından yüksek faiz verdiğine göre  “Düşük faiz, yüksek kur“ modelinden yani faizle mücadeleden hızlıca vazgeçtiğimiz ve faizi teşvik ettiğimiz görülüyor. Faizle kalınsa yine iyi. Bir de kur garantisi veriyoruz. Bunu bir tarafa bırakalım ve faiz oranlarına bir bakalım:

MB, faiz oranlarını kasım ayında yüzde 15’e indirdiğinde, basından okuduğumuza göre MB, % 15 ile bankalara para veriyor. Hazine ise MB’nin % 15 ile verdiği parayı bankalardan yüzde 22-23 ile borçlanıyor.  Bu demektir ki devlet verdiği faizden yüzde yedi daha pahalı borçlanıyor. Aynı bankalar mevduat sahiplerine yüzde 13.5-20 arasında faiz veriyor. Yine bankalar kredi verirken ihtiyaç sahiplerine yüzde 27-30 arasında faiz yansıtıyor.

Görüleceği üzere bu faiz oranlarından kaybedenler, devlet ve kredi çekenler. Kazananlar ise parasını mevduata yatıranlar ve bunlara faiz yansıtan bankalar. Burada kazanan hep bankalar oluyor. Her yıl kazanç bakımından bankaların niçin başı çektiği daha iyi anlaşılıyor. İnsanın banka kurası geliyor.

İşte benim anlamadığım bu oranlar. Burada faizle mücadele mi ediliyor yoksa yüzde 30’larda dolaşan oranlar ile faize teşvik mi yapılıyor? Görüntü teşvik edildiği yönünde. Burada soralım: Mademki yüzde 20’lere varan oranlarla mevduat sahiplerine faiz, yüzde 30’lara varan oranlarla kredi verilecekse biz MB’nin faizini niçin yüzde 14’e indirdik? Madem bu noktaya gelecektik. Altı dolu olmayan ve piyasa şartlarına uymayan faiz indirimiyle niçin dövizi fırlattık? Şimdi ne yapıyoruz? Dövizi kur garantisiyle indirdik. Dövizin yükselmesiyle beraber çıkan fiyatların aşağıya indirilmesini bekliyoruz. İner mi? Haydi indirin baskısına rağmen fiyatlar inmediği gibi çıkmaya devam ediyor. Sonunda bir soru daha sorup bu nahoş yazıyı sonlandıralım:  Sonunda yine başa dönmüş isek bu kadar acı reçeteyi biz niye içtik? Her şey yine eski tas, eski hamam ise burada faizle mücadele ve nas nerede? 

*31/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

28 Aralık 2021 Salı

Kumar

Toplum olarak kumarı ve kumar oynayanları sevmesek de içimizde kumar oynayanlarımız var. Niçin sevmeyiz? Çünkü ocakları söndüren bir yönü var kumarın. Kötülükleri pek çok olsa da ailelerin dağılmasına da sebebiyet veriyor. Ki bugüne kadar kumardan ihya olan olmamasına rağmen bu yolun yolcuları yine kumar oynamaya devam ediyor. Dinimiz de haksız kazanç olduğu için kumarı yasaklar. Gerekçe olarak içkiyle beraber kumarın araya düşmanlık ve kin soktuğu, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoyduğunu Allah belirtiyor Maide 91.ayette. Çünkü kumarda gözleri kör edecek şekilde daha fazla kazanma ve kaybettiğini yerine koyma inadı vardır.

Kumar derken belirli platformlarda, mahzenlerde ve dijital ortamlarda para karşılığı oynanan, ütme ve ütülmeye dayalı oyunları kastetmiyorum. Günümüzde kumarın alanı o kadar geniş ve çeşitli ki say say bitmez. Nerede alın terletmeden elde edilen haksız bir kazanç varsa orada, o şeyde kumarın izlerine rastlamak mümkün. Son birkaç aydır ülkenin yabancı para ile imtihanı da bana göre kumardan başka bir şey değil. Bu yazımda da bunu işlemeye çalışacağım.

Son birkaç ay içerisinde döviz karşısında paramızın pul olduğu hepimizin malumu. Döviz günbegün bir önceki günü egale ederek kendi rekorunu kırdı. Her yükseliş ve rekor başta petrol ürünleri olmak üzere vatandaşa iğneden ipliğe her türlü ürüne zam olarak döndü. Ürüne zam gelecek düşüncesiyle parası olan daha fazla ürün alarak stok yapma yoluna gitti. Kimse aldığı bir ürünü ikinci gidişinde aynı fiyattan bulamadı. Zamlardan dolayı kah 5’li marketler zincirine kızdık kah fahiş zam yapan firmalara kah stok yapanlara kah dış güçlere.

TL'nin pul olduğunu, devletin de bir şey yapmadığını/yapamadığını toplum olarak yaşadık ve bunun sonu nereye varacak diye endişe içerisinde izledik. Herkesin sabahtan akşama gündemi, ne olacak bu dövizin, altının durumu ve memleketin hali oldu. Bu olağanüstü durumu görüp endişe içerisinde olup biteni izleyen, elinde üç beş kuruşu olan vatandaşın çoğu, doların ateşinin sönmediğini görünce, bari paramın değerini koruyayım diyerek döviz ve altına yöneldi. Bu kesim yüksek rakamlardan altın ve döviz aldı. Parasını dövize çevirenlerden bir tanesi de burnu iyi koku olan, piyasayı takip eden para babalarıdır. Bu kesim borsa-faiz ve döviz üçgeni içerisinde döner dolaşır. Çünkü onlar parasını yatırıma dönüştürmeyen, sürekli paradan para kazanan tiplerdir. Bunlar paraya para demezler ve daima kazanan olmalarına rağmen gözleri paraya da doymaz. Bu tiplerin ülke diye bir dertleri de yok. Bunlar, dövizi düşükken alıp yüksekken bozduranlardır. Şu anda döviz düştü. Bunlar piyasadan yine döviz alma yoluna giderler. Döviz düşse de yükselse de her daim bunlar kazanır. Dövizi anormal bir şekilde köpürtenler de bu kesimdir. Kaybeden kesim ise dövizin ateşinin bir türlü sönmediğini gören ve üç beş kuruş parasını erimesin diye bir panik ve endişe içerisinde, altın ve döviz yüksek iken parasını altın veya dövize yatıran kesimdir. Çoğu elindeki sermayesini de kaybetti.

Dövizin birkaç ay içerisinde yükselmesi ve bir gece aniden düşmesi kumardan başka bir şey değildir. Kumardan da öte bir şey olsa gerek. 20 Aralık gecesi olup bitenler fiili olarak kumar oynamaya rahmet okutur türdendir. Kumarda, oynuyorsun ve sonucunda kazanıyor veya kaybediyorsun. Haksız kazanç da olsa en azından burada bir emek var. Döviz ve altın ile oynamada ise bir emek yok. 20 Aralık gündüzünde bir değer ifade eden paranın, üzerinde herhangi bir işlem yapmadan bir bakmışsın ki hesaptaki para eriyivermiş.

Bu nahoş durum gelip geçti. Bu olup bitenlerden hem devlet hem de millet olarak oturup bir düşünmemiz lazım ki bundan sonra bir daha böyle durumlarla karşılaşmayalım. Burada işin en sevindirici yanı, dövizin ateşinin sönmesi. Üzücü yanı ise Hazine Bakanı’nın da ifade ettiği gibi küçük yatırımcının bu oynanan oyunda kaybetmesidir. Sosyal medyada paylaşım yapanlardan bir kısmının, parasını kaybedip üzülenlere sevindiğini görünce, bunların bu yaptığına üzüldüğümü ifade etmek isterim. Çünkü üzüntü ve dertli insanların mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmak, oh olsun demek hoş değil.

Allah bize bir daha böyle kumar oynatmasın.

Kur Garantili TL *

—"Kur Garantili TL" konusunda ne dersin?

—Dövizin ateşinin söndürülmesi bakımından devlet böyle bir tedbir almış olmalı. Ama gecikmiş bir karar. Devletin bu gecikmiş adaletine "ba'de harabil-Basra" denir. Buna da adalet denmez.

—Ne zaman almalıydı bu kararı? 

—Merkez Bankası faiz kararı vermeye başlamadan alınmalıydı. 

—Gecikmiş de olsa iyi oldu değil mi? 

—Ümit ederim ki alınan bu karar sürekli olmaz, üç ayla sınırlandırılmalı. 

—Niye ki? 

—Dünyanın hiçbir yerinde parasını faize yatırana artı kur garantisi verilemez. Ki bu karar yeni değil. Öncesinde bu ülkede denenmiş. Hazineye ilave yük getirdiği için vazgeçilmiştir. 

—Devlet garanti verdiğine göre bu demektir ki yükselmeyecektir. 

—Mesele iç piyasadan ibaret olsa tamam diyeceğim. Çünkü devlet iç piyasaya hakim olabilir. Ama ekonominin küreselleştiği günümüzde en ufak bir dış müdahale kuru uçurur. Ki zaman zaman bu durumu yaşadık, yaşıyoruz. Böyle bir durumda hazine kur farkının altından kalkamaz.

—Devletin hesabı tutarsa, yani kur yükselmezse.

—Kur yükselmezse sorun yok. Bu demektir ki devlet isabetli bir karar almıştır. Ülke ekonomisi bundan dolayı rahat bir nefes alır.

—Daha ne?

—Yalnız devlet bir karar alırken olası en kötü ihtimali de göz önünde bulundurmalıdır. Ya kur yeniden fırlarsa o zaman ne yapacak? Devlet böyle bir riske giremez. Girdi diyelim. Bu yaptığı devlete artı yük getirmeyecek mi? Sonra devlet çok mu zengin ki mevduat sahiplerine fazla para verecek? Fazla parası varsa versin diyelim. Hepimizin bildiği gibi devlet iç ve dış borç almak suretiyle ekonomiyi yürütmeye çalışıyor. Borçlu iken başkasına ağalık yapmak, “hibe” bahşetmek ne derece doğru? Sonra devlet kimin parasını kime veriyor? O hazinede 83 milyonun hakkı var. Soruldu mu millete “Biz mevduat hesabı açtırmak suretiyle faizden para kazanmak isteyenler, aldıkları bu faizi yeterli görmezlerse üzerine biz para vereceğiz. Siz ne dersiniz bu konuda” diye. Devlet faiz + kur garantisini başka kime veriyor? Buradan hareketle diğer vatandaşlar mesela ticaretle uğraşanlar, işçi çalıştıranlar ya da faiz almadıkları için parasını bankalarda vadesiz hesapta tutanlar biz de kur garantisi istiyoruz derlerse, bu isteklerinde haklı olmazlar mı? Bence devlet paradan para kazanmayı alışkanlık haline getirenlerin yatırımlarına garanti verdiği kadar ülke ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla yatırım yapanlara da vermelidir.

—Bu durumda ne yapmak lazım?

—Burada tüm dert kurun yükselmesini önlemek ve parası olanların dövize yönelmesini önlemek ise devlet başka yollar bulmalıdır. Mesela, kanuni bir engel yoksa döviz alımına sınırlama getirebilir. “Dövizi sadece yurt dışına çıkacaklar, ihracat yapacak olanlar vs. alabilir. Bankalarda döviz hesap açtıranlar şu kadar vergi vermekle yükümlüdür” şeklinde geçici bir karar alabilir. Hasılı, devlet her ne karar alırsa alsın ama paradan para kazanmak isteyenlere teslim olmasın. Vatandaşın tümüne ait olması gereken olmayan hazine parasını kur garantili mevduat adı altında birilerine peşkeş çekmesin. İnan bu oynanan, kumardan başka bir şey değildir.

*05/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.