17 Aralık 2021 Cuma

Benim Oğlan Evlenmek İstiyormuş!

Baba, ben evlenmek istiyorum.

Aklının ucundan bile geçirme.

Niye? Zamanım geldi diye düşünüyorum.

Zamanın geldi gelmeye ama zaman evlenme zamanı değil. Bence sultan ol.

Ne alaka? Evlilikten bahsediyorum.

Ben de onu diyorum. Çünkü bekarlık sultanlıktır.

Yapma baba. Şimdi şakanın zamanı değil.

Hiç olmadığı kadar ciddiyim.

Bana ne. Ben evlenmek istiyorum.

Var mı aday?

Var bir tane.

Şimdi siz düğün de istersiniz. Ayrı bir ev. O ev döşenecek. Kıza mihr vereceksin değil mi?

Tabi. Olması gereken ne ise biz de istiyoruz.

Oğlum, senin piyasadan haberin var mı?

Ne oldu da?

Bir düğün kaça yapılır, bir ev kaça kiralanır ve düzülür, haberin var mı? Haydi bundan geçtim. Mihrin ne olduğunu biliyor musun?

Ne demek?

Kıza vereceğin para.

Tamam verelim.

Oğlum, para derken altından bahsediyorum. Mihr olarak altın vereceksin. Öyle üç-beş gramla olmaz. Şimdi kızın babası 200-300 gram altın isterse ne yapacağız?

Yapıp vereceğiz.

Ulen oğlum, altının gram fiyatından haberin var mı? Altının yanına mı varılır şimdi?

İyi de ben ne olacağım? Kıza da söz vermiştim.

Oğlum, sen evlenmeyi gerçekten istiyor musun?

Evet.

Bu kızı seviyor musun?

Evet.

Evet evet evet. Sen evetten başka bir şey bilmiyor musun. Evet evet diyerek nikah masasındaki evete mi hazırlanıyorsun? Oğlum, evlilik bu. Şakaya gelmez. Bu zamanda evlilik yapmak akıl karı değil. Zira bu evlilik bizi bitirir. Altından kalkamayız. Zaten birileri vurdu. Düğüne kalkışarak bir de sen vurma.

E biz ne yapacağız bu durumda?

Kız da seni seviyor mu?

Seviyor.

Senin her dediğini yapar mı?

Yapar.

O zaman kızı kaçır. Kaçırırken sizin şoförlüğünüzü bile yaparım. Bu da benim size düğün hediyem olsun.

Baba, ciddi misin?

Hem de nasıl.

Kızı kaçırdığım için adliyeye düşmek istemiyorum.

Oğlum, bunu yaptığın için hakim sana aferin, en iyisini yapmışsın der ve seni berat ettirir. 

Ömer'in Yolundan Gidelim

Dindar, mütedeyyin insanlar ve İslamcılar dört halife içerisinde adaletiyle nam salmış Hz Ömer'i ayrı bir yere koyarlar. Tüm sahabeyi severler ama Hz Ömer'i daha bir fazla severler. Çok sevmelerinden olsa gerek, çocuklarına Ömer ismini de verirler. Türkiye’de 541.475 kişi ile Ömer ismi en fazla konan 13.isim olarak istatistiklerde yerini almıştır. Yarım milyondan fazla kişi demektir bu. Ömer isminin bu kadar çok konmasında bu milletin adalete susadığının bir göstergesidir.

Çocuklarımıza Ömer ismini vermenin yanında dindar camia, referanslarında mutlaka Hz Ömer’e atıf yaparlar. “Ben yanılırsam, ne yaparsınız” sorusuna, sahabenin, “Seni şu kılıcımla düzeltiriz” dediği, bunun üzerine Hz Ömer’in Allah’a şükrettiği belirtilir kaynaklarda. Akif’in “Kocakarı ile Ömer” piyesi, 80 öncesi kapalı gişe olarak izlenmiştir. Ki bu piyeste torunlarına bakmakta zorlanan, yiyecek ekmeğe muhtaç bir kadının “Adli ilahide Allah, Ömer’e soracak bunu” sözünü hatırlamayanımız yoktur. “Diyarı Dicle’de bir koyunu bir kurt kopsa, sorar onu adli ilahide Allah Ömer’den” sözü de Hz Ömer ile ilgili söylenir. Mihrin alıp başını gittiği, yüksek rakamların telaffuz edildiği bir ortamda, mihre sınır getirmek isteyince bir kadının Kur’an’da yazmayan, peygamberin yasaklamadığı bir durumla ilgili hangi hakla sınır getirmek istiyorsun itirazı üzerine Hz Ömer bu tasarrufundan vazgeçer. Ki koysa iyiymiş. Bu da ayrı bir mesele. Bir ganimet paylaşımı sonrasında herkese eşit bir şekilde paylaşılan bir kumaşı Hz Ömer’in üzerinde görenler, “Kimseye bir elbise çıkmayan bu kumaştan kendine nasıl elbise çıkardın” sorgusu yapılmış. Buna oğlunun, “Ben kendi payımı babama verdim” şeklinde cevap verdiği belirtilir.

Hz Ömer’le ilgili anekdotlar anlatmakla bitmez. Zaten niyetim de Hz Ömer’i ve hayatını anlatmak değil. Burada değinmek istediğim, Hz Ömer üzerinde bu kadar çok durmamızın temelinde, devlet başkanı olarak Hz Ömer’in, adaleti yerleştirmeye çalıştığı, onca azametine rağmen eleştiriye açık olduğu, sahabenin ondan hesap sorabildiği, devlet başkanı olması hasebiyle her şeyden sorumlu olduğu bilincini taşıdığı yatmaktadır. Bundandır ki hepimiz Ömerler arıyoruz. Zaten çocuklarımıza isim vermedeki amacımız da Ömer gibi olsun isteğidir. Çünkü insan ad aldığına çeker denir bizde.

Peki, Hz Ömer her işini adalet üzerine oturtmaya çalışıyorsa biz bugün adaletin neresindeyiz? Hz Ömer eleştiriye açık ise biz bugün eleştiriye ne kadar açığız? Hz Ömer’den hesap sorulabildiğine göre biz bugün hangi idareci ve sorumlumuzdan hesap sorabiliyor ve hesap verebiliyoruz? Başımıza gelen onca olumsuzluğun ne kadarının sorumluluğunu alıp özeleştiri yapabiliyoruz?

Bence Ömerler aramayı bırakmak lazım. Çünkü işin kolaycılığı bu. Mademki Hz Ömer bizim için rol modeldir. O zaman Ömer arama yerine Ömer olmayı denememiz lazım. Şu kokuşmuşlukta Ömer olmanın da bu ülkede bir bedel olduğunu söylemek isterim. Böyle bir Ömer’e ilk karşı çıkacaklar da Ömer arayanlar olacaktır. Çünkü Ömer üzerinden ekmek yemeyi seviyoruz vesselam. Tıpkı dinin muhabbetini sevdiğimiz gibi Ömer’in de muhabbetini seviyoruz. Bu da zor ise Ömer gibi olamıyorsak, bari onun yolundan gitmeyi deneyebiliriz.

16 Aralık 2021 Perşembe

Ya Tutarsa *

Nasrettin Hoca, Akşehir Gölü'nün kıyısına oturmuş. Helkesinden çıkardığı yoğurdu kaşık kaşık göle boşaltıp karıştırdığını gören gelip geçen, bu duruma şaşırır ve Hoca’ya ne yaptığını sorarlar:

– Hocam, böyle ne yapıyorsun?
– Göle yoğurt çalıyorum.
– Göl hiç yoğurt tutar mı?
– Ya tutarsa?

(Olmayacak duaya amin demek gibi bir şey olan bu fıkrada; akıl, mantık ve bilimin olmadığını Hoca da bilir bilmeye ama bu durumu yine de fiili olarak göstermek ister. Hoca herhalde sakın böyle bir şey yapmayın. Akıl, mantık, bilim ve makulden ayrılmayın mesajı vermek istemiştir.)

*

Eşeği açlıktan bir deri bir kemik kalmış. Hoca yattığı yerden kalkamayan eşeği için çok üzülmüş ve “Ölme eşeğim ölme. Kış çıkacak, bahar gelecek, yağmur yağacak, yonca bitecek, o zaman söz veriyorum karnını doyuracaksın.” Demiş ama eşeğini ölmekten kurtaramamış.

(Umut, fakirin ekmeğidir. Elinde imkanı olmayan, sıfırı tüketmiş naçar kimselerin, geleceğe işaret ederek günü kurtarmaya çalışmasından başka bir şey değildir. Bu tür maceraların sonu hep hüsran olmuştur.)

*

Eski zamanlarda yolculuk yapan biri, nevalesinde kalan en son karpuzunu çıkarıp kesmiş. Yarısını yiyebilmiş, diğer yarısı kalmış. Kalkıp yola koyulacak. Yola çıkmadan karpuzla beraber gelen tuvalet ihtiyacını gidermek ister. Arazide her yer tuvalet olmasına rağmen nasılsa gideceğim, bu karpuzun üzerine çişimi yapayım der ve karpuzun üzerine bir güzel işer. Gitmeye hazırlanırken yaptığı hesap tutmuyor. Orada kalması gerekiyor.

Beklerken acıkmış. Sağına soluna bakınıyor. Yiyecek bir şeyi kalmamış. Alışveriş yapacak bir yer de yok. Sadece kalan yarım karpuz var. Onun da üzerine işemişti.  Olmaz dediyse de zaman zaman karpuza gözü ilişiyor. Sonunda oturuyor. Çiş şurasına gelmemiştir, burasına gelmemiştir diyerek kalan yarım karpuzun tamamını afiyetle yiyor.

(Karpuzun üzerine işeme işi, bir şey bana yar olmayacaksa başkasına da yar olmasın zihniyetinden başka bir şey değildir.)

*

Karınca yaz boyunca çalışır, kışlık hazırlığını yapar, evini ve yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği ise yaz boyunca gününü gün eder, yan gelir yan yatar. Yarını düşünmeden yattığı gibi hummalı bir şekilde çalışan karınca ile de dalga geçer. Günler, aylar böyle geçerken kış bastırır. Yazın biriktirmediği için yiyeceksiz kalan ağustos böceği, yiyecek istemek üzere karıncanın kapısını çalar ama yazın kendisiyle alay eden ağustos böceğini eli boş döndürür. Ağustos böceği amansız kışı nasıl geçirdi bilmiyoruz. Çünkü fabl burada bitiyor. Ama kışı iyi geçirmemiş olsa gerek.

(İşini zamanında yapmayıp gününü gün edenlerin akıbeti. Ceremesini kendisi çektiği gibi başkasına da çektirir.)

*18/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.