16 Aralık 2021 Perşembe

Ağustos Böceği ve MEB

Karınca ile ağustos böceğinin hikayesini bilmeyenimiz yoktur. Hoşgörünüze sığınarak kısaca değinmek isterim: Karınca yaz boyunca çalışır, kışlık hazırlığını yapar, evini ve yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği ise yaz boyunca gününü gün eder, yan gelir yan yatar. Yarını düşünmeden yattığı gibi hummalı bir şekilde çalışan karınca ile de dalga geçer. Günler, aylar böyle geçerken kış bastırır. Yazın biriktirmediği için yiyeceksiz kalan ağustos böceği, yiyecek istemek üzere karıncanın kapısını çalar ama yazın kendisiyle alay eden ağustos böceğini eli boş döndürür. Ağustos böceği amansız kışı nasıl geçirdi bilmiyoruz. Çünkü fabl burada bitiyor. Ama kışı iyi geçirmediği kesindir. 

Bu kıssadan hisse çıkarırsak, herhalde bizim için örnek olacak olan, ibadet aşkı ile çalışan ve  kimseye muhtaç olmayan karıncadır. Ağustos böceğinin örnek alınacak bir tarafı olmasa da onun yolundan giden çok aramızda. İnsan bazında çok olsa da kurumlar bazında da bu böceği örnek alan kurumlarımız vardır. Hangisi derseniz, MEB derim. MEB, ağustos böceği gibi yatmasa da uzun oturur ve ağır aksak çalışır. Yani eğitim ve öğretime önceden ve uzun soluklu plan yapmaz. Mesela öğretmen atamalarını ele alalım. 

Sıra No

Atama Çeşidi

Başvurular

Sonuçlar

Ayrılma

1

Bölge hizmetine tabi şube müdürlerinin yer değiştirmesi

12-16/07//2021

30/07/2021

 

2

İsteğe bağlı şube müdürü atamaları

09-08/08/2021

20/08/2021

 

3

İl içi isteğe bağlı yer değiştirme

08-14/2021

16/07/2021

02/08/2021 itibariyle

4

İller arası isteğe bağlı ve zorunlu çalışma yükümlülüğü

29/07/2021-02/08/2021

03/08/2021

04/08/2021 itibariyle

5

Özür atamaları

09-13/08/2021

19-23/08/2021

24/08/2021

25/08/2021 itibariyle

6

Sözleşmeli öğretmen (ilk atama)

31/08/2021

01-02/09/2021

03/09/2021

06/09/2021 itibariyle

5

Sözleşmeli öğretmen (ek atama)

21-26/01/2022

31/01/2022

 

6

Eğitim kurumlarına yeniden yönetici görevlendirme

02-08/06/2021

02-15/06/2021

16-18/06/2021

21/06/2021 itibariyle

7

Eğitim kurumlarına ilk defa yönetici görevlendirme

26/08/2021

03/09/2021

06-10/09/2021

 

8

Ek yönetici görevlendirme

13-17/09/2021

 

 

15 Aralık 2021 Çarşamba

Bakkal Dükkanı *

Atın, arabanın lüks olduğu, şehre pek gidilmediği, sabit gelirli insanın yok denecek kadar az olduğu eski yıllarda, köylerde yaşayanlar, gaz yağına varıncaya kadar her türlü alışverişin bakkaldan yapıldığını bilir. Alışveriş yapan köylünün fiyat sorma, ürün seçme, marka beğenme hakkı pek olmazdı. Bakkal hangi ürünü verirse kaliteli, kalitesiz denmez, o alınırdı. Yapılan alışverişler genelde deftere yazdırılır. Harmandan harmana borçlar ödenirdi. Bakkal deftere kaç lira yazar, yazarsa da alınan ürünün fiyatını mı yazar yoksa ürünün kendisini mi yazar, bunu bilmek ve bakkala sormak pek mümkün değildi. Zira bakkalın hışmına uğramak da vardı işin ucunda. 80 öncesi zam gelecek diye stokçuluğun bol olduğu, sigara ve çayın her zaman bulunmadığı zamanlarda bakkalla arayı iyi tutmak fayda sağlardı. Çünkü herkese yok dediği çay ve sigarayı pekala sana verebilirdi.

Bakkal bana kötü davrandı, pahalı veriyor, bu ürün şehirde şu kadar diye sağda solda dert de yanamazsın. Çünkü küçük yer olunca bakkalın kulağına giderdi. Bu durumda bakkalın kara listesine girmek de vardı. Hiçbir şey yapmasa bile bundan sonra sana satış yok dese, köy yerinde nere gidilir ya da şu borcunu öde dese, cepte para ne gezer. Yine de her şeyi göze alıp bakkalın davranışından, ürünleri pahalı verdiğinden, kaliteli ürün getirmediğinden, ürün çeşidi bulundurmadığından, müşteriler arasında ayrımcılık yaptığından çoğunluk dert yansa, hemen birileri, “Bu dedikleriniz aynıyla vaki. Tamam, almayalım almaya. Ama bakkalımızın alternatifi mi var? Gösterin bir alternatif. Hep beraber oradan alışveriş yapalım. Hem eskiden bakkal mı vardı? Bugünümüze de şükür. Eski günleri de biliyoruz. Sonra kim yazar veresiye. Baba, oğluna yazmaz. Ayrıca bakkal, bizim çocuğumuz, bizim insanımız. Sağ olsun, pahalı-mahalı, ucuz-kaliteli istediğimizi alabiliyoruz. Sonra bakkalın paraya mı ihtiyacı var? Bizim için şehre gidip mal getiriyor. Bugün ben bakkalı kapatıyorum dese, biz ne yaparız bakkal olmadan. Hangi birimizin arabası var? Varsa da bu pahalılıkta kim gidebilir şehre. Gittik diyelim. Benzin parasıyla aynı fiyata gelir. O yüzden bakkalın kıymetini bilelim” diyerek lafı ağzına tıkar.

Kazara biri köyde bakkal açmaya kalksa, o da eski bakkal gibi yazsa, sermayesi fazla olmadığı için eski bakkalla rekabet edemezdi. Yeni bakkal, müşterilerinden bir ay sonra para istese, o zamanlarda para ne gezer. Yeni bakkalın bu işi bu sermaye ile ne kadar götüreceği de meçhul. Çünkü benden bu kadar deyip kapatıverse, eski bakkala nasıl dönülürdü tekrar. Hasılı, köyün her şeyi ve tek bakkalından herkes alışveriş yapmak zorunda idi.

Özel arabaların çoğaldığı, insanların şehre daha fazla gidip geldiği, sabit gelirli insanların sayısının arttığı, önce mini sonra süper daha sonra zincir marketlerin açıldığı, kredi kartlarının alışverişlerde yaygın bir şekilde kullanılmaya başladığı zamanlarda ise millet, köy ve mahalle bakkalı yerine büyük alışveriş merkezlerini tercih eder oldu. Çünkü hem geniş hem aradığın her şey, çeşidiyle birlikte var hem kredi kartı geçerli hem bakkalın satışına göre hesaplı hem de ürünlerin altında veya üzerinde ürünün fiyatları yazılı. Alternatifsiz bakkallar sinek avlar oldu. Vatandaş sadece ekmek, sigara vb. fiyatı belli alışverişler için bakkalına gider oldu. Bir de kredi kartı kullanmayıp yazdıranlar bakkalları tercih etti. Bakkallar, marketlerle rekabet edemez oldu. Çünkü bakkal bir üründen üç koli alıyorsa market aynı üründen yüzlerce aldı. Haliyle alış fiyatları da farklı olduğu için marketlerle rekabet edemeyen bakkallar zor günler geçirmeye başladı. Çoğu kapattı. Kapatmayıp duranların da kar marjları epey düştü. Güç bela ayakta tutunmaya çalışıyorlar.

Yazımın içeriğinden bakkalları öcü gibi göstermeye çalıştığım anlaşılmasın.  Zincir marketlerin açılması ve yaygınlaşmasıyla birlikte birçok bakkal son günlerini yaşasa da zamana ayak uydurup ticaretin gereklerini yapan bakkallar da eksik değil. Tüm olumsuzluklara rağmen mahalle aralarında, cadde üzerlerinde bir market gibi işleyen bakkallar da yok değil. Bu hakkı da burada teslim etmek isterim. Bakkalların, geçmişte olumsuz bir imaj vermesinin ve bırakmasının temelinde, alışverişlerde alternatifsiz olmaları yatar. Bu durum sadece bakkal dükkanlarında değil, başta siyaset olmak üzere hayatın her alanında geçerlidir. Kim bir alanda alternatifsiz kalırsa, nasılsa alternatifim yok diyerek yozlaşmaya başlar. Bundan da insanımız zarar görür. Bu yüzden, her alanda her şeyin, herkesin bir alternatifi olmalıdır. Rekabet hayatı normalleştirir. Bu, kişilerin kendilerini bulunmaz Hint kumaşı görmelerinin önüne geçer.

*20/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

14 Aralık 2021 Salı

Modern Hırsızlık *

Hırsızlık, bir başkasının malını, eşyasını kişinin haberi ve rızası olmadan kişinin kendi zimmetine geçirmektir. Kimse hırsızlığı tasvip etmez. Çünkü haksız kazançtır. Toplum ve kanun bu eylemi yüz kızartıcı ve adi bir suç kabul eder. Toplumun tasvip etmemesine ve hukukta cezası olmasına rağmen hırsızlık hız kesmeden devam ediyor. İnsanımız, evine ve işyerine hırsız girmesin diye ne kadar tedbir alırsa alsın ne kadar masraf ederse etsin maalesef hırsızlık, Türkiye’nin bir gerçeğidir ve hırsıza kilit dayanmıyor.

Hırsızların iç dünyasını bilmiyorum ama bir kısmı ihtiyacından hırsızlık yapsa da büyük bir çoğunluğu bu işi meslek haline getirmiş ve geçim kapısı olarak görmektedir. Cezalar da caydırıcı olmayınca hırsızlığın önüne bir türlü geçilemiyor.

Şimdi bildiğimiz hırsızlığa rahmet okutan bir başka hırsızlık türüne değinmek istiyorum. Malumunuz 2018 yılından beri bu ülkede döviz dalgalı bir seyir izliyor. Bu üç yıl içerisinde zaman zaman döviz inişli ve çıkışlı bir seyir izlese de bu aylarda dövizin inişine ve yerinde saymasına hasret kaldık. Döviz yükselince haliyle paramızın değeri düşüyor ve her geçen gün paramız pul oluyor. Böyle giderse paramıza pul bile alamayız. Ağzı alışkanlığı olarak döviz yükseliyor diyoruz ama aslında döviz yükselmiyor. Bizim paramızın alım gücü ve değeri düşüyor yoksa döviz de aynı, paramız da aynı. Burada faizi de bu işin içine katmak lazım. Faiz düşse de faiz yükseltilse de olan paramıza oluyor, Nasıl bir paramız varsa, böyle para düşman başına. Çünkü birileri öksürse, dünyanın öbür ucundan bir devlet faiz oranlarını yükseltip indirse, iki devlet arasında basit bir kriz çıksa, bir devlet diğer devlete ambargo uygulasa, yurtdışından veya yurt içinden bir yetkili hakkımızda konuşsa, tepetaklak giden para bizim paramız. Onların öksürüğü bizi komaya sokuyor. Karşılığında da karşımıza zam ve hayat pahalılığı olarak dönüyor. İster faiz ister döviz ister kriz ister cari açık ister kötü yönetim ister güvensizlik ne varsa ceremesini bu millet ödüyor.  Bu bedel ödemenin de sonu yok. Ömrümüz enflasyonla mücadele adına kemer sıkmakla geçti hala geçiyor ve ne zaman kurtulacağımız da meçhul.

Paramızın pul olmasıyla hırsızlığın ne alakası var derseniz, tıpatıp aynısıdır. Hatta hakiki hırsızlıktan daha beter ve tehlikelidir. Ben buna modern hırsızlık diyorum. Üstelik bu hırsızlık yapılırken birileri hakiki hırsız gibi bir emek bile sarf etmiyor. Aldıkları karar ve çıkardıkları sansasyonel haberlerle cebimizdeki paraya dokunmadan, birileri oturduğu yerden paramızın değerini düşürüyor. Yani çalıyor. Cebimizdeki 100 lira bir ay öncesinin aynı 100 lirası. Ama alım gücü yönünden bu para aynı değil. Bunu test için bir ay önce 100 liraya aldığımızı bugün alamadığımızı hepimiz biliyoruz. Bunun gerçek hırsızlıktan ne farkı var?  Bu tip modern hırsızlığı görünce ihtiyaçtan veya meslek edindiğinden dolayı yapılan gerçek hırsızlık çok masum geliyor.

Cebimizdeki bir ay önceki 100 lira ile bugünkü 100 lira aynı değil ama değer bakımından aynı olmadığına, yaşanmış şöyle bir örnek vermek istiyorum. Paraya ihtiyacı olmayan dört lise öğrencisi bir maceraya girer. Okullarının bilgisayar laboratuvarına girerek bilgisayar kasalarının içindeki parçaları sökerler. Kasayı tekrar kapatırlar. Değeri, paramızdan 6 sıfırın atılmadığı dönemde 1 milyar eden bu parçaları bir bilgisayarcıya 50 milyona satmak isterler. Bilgisayarcı bunları oyalayarak polisi arar. Polis tüm okulları arar. Çalıntı bilgisayar parçaları var. Okulunuzun bilgisayarlarına bir bakın. Sizin olabilir diye. Çocukların bu parçaları aldığı okulu da arar. Okul, kasalara bir bakar. Hepsi yerinde. Bizim değil der. Sorguda çocukların hangi okulda okudukları ortaya çıktıktan sonra az önce bizim değil diyen okula polis gelir. Sağlam görünen kasaların içini açınca bu parçaların bu okula ait olduğunu tespit eder ve parçalar okula teslim edilir. Görüleceği üzere nasıl ki bilgisayar kasası aynı ama bu kasa, içindeki parçaları çıkarıldığı için aynı işlevi görmüyorsa cebimizdeki eski yüz lira da bugün aynı ama aynı değerde değil.

Hasılı, nasıl ki gerçek hırsızlık toplum ve devlet nezdinde çok kötü bir eylem ise döviz ve faizle oynayarak piyasayla oynayan, vatandaşın cebindeki paraya, elini sürmeden pul eden modern hırsızlık da çok kötüdür. Vatandaşın alın terleterek biriktirdiği parayı pul edenler her kim iseler, Allah onları bildiği gibi yapsın.

*17/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.