6 Temmuz 2021 Salı

Kazanmanın ve Kaybetmenin Yolu *

Kur’an-ı Kerim’de iki profil örnek olarak verilir. Bunlardan biri topraktan yaratılan Hz Adem, diğeri de ateşten yaratılan İblis. Bu ikisinin ortak özelliği, kötülük/yanlış/hata yapmaya meyilli olmaları.  Her ikisi de sınava tabi tutuluyor: İblis’ten Hz Adem’e saygı göstermesi, Hz Adem’den de eşiyle birlikte yasak ağacın meyvesinden yememeleri isteniyor. İblis Hz Adem’e saygı göstermeyerek Hz Adem de yasaklanan ağacın meyvesinden yiyerek kaybediyor. Her iki varlığın da hata ve yanlış yapmaları doğaldır. Çünkü nefis taşıyorlar.

Hata ve yanlışa rağmen yani imtihanı geçememelerine rağmen kazanan Hz Adem olurken İblis kaybediyor. Nedir bu kazanmanın ve kaybetmenin nedeni ve yolu? Hz Adem ile Havva;

Yaptıkları hatanın farkına varıyorlar,

Hatalarında ısrarcı olmuyorlar,

Yaptıkları hatadan dolayı “Şundan dolayı böyle yaptık” veya falan bizi kandırdı” gibi bir mazeretin, gerekçenin arkasına sığınmıyorlar,

Yaptıkları hatadan dolayı Allah’a özür beyan ediyorlar.  

İşte kazanmanın yolu budur. Zira insan olup da hata ve yanlış yapmayanımız yoktur. Hatasına rağmen hatasından ısrarcı olmaması ve bir gerekçe üretmemesinden dolayı Hz Adem affedilmekle kalmıyor, aynı zamanda çoğu kimseye nasip olmayacak şekilde peygamberlikle ödüllendiriliyor.

İblis’e kaybettiren ise;

Hz Adem’e saygı göstermemekle kalmayıp yanlışında ısrarcı olması,

Büyüklük taslaması,

“Ben ondan daha üstünüm, o topraktan, bense ateşten yaratıldım” diyerek bir gerekçe üretmesi, bir bahanenin arkasına sığınması ve yaptığını savunmaya kalkmasıdır.

İşte İblis’e kaybettiren de budur.

Kur’an-ı Kerim’de kısaca değinilen bu iki profilden çıkaracağımız sonuç; yaptığı hatadan dolayı kendisiyle yüzleşen, özeleştiri yapan, hatayı kendisinden bilen veya pay çıkaran ve bu hatadan dolayı özür dileyen/tövbe eden kazanıyor aksine suçu kendinde bulmayan, kendisine pay çıkarmayan, kendisiyle yüzleşmeyen, özeleştiri yapmayan, hata ve yanlışında burnunun dikine gidip ısrarcı olan, bu hata ve yanlıştan dolayı hep bir mazeretin, bahanenin ve gerekçenin arkasına sığınan, hep başkasını suçlayan ve sürekli savunma refleksi içerisine giren ise kaybediyor.

Gerekçe ve mazeret üreterek savunma yolunu seçenlere, bu yolun faydaları yok değil. Bu yolla;

Kendini avutmuş,

Egosunu tatmin etmiş,

İnsanları kandırdığını sanmış,

İnanmasa da kendi vicdanını rahatlatmaya çalışmış oluyor.

Kazanan mı yoksa kaybeden mi olmak istersiniz? Seçin beğenin. Hatta seçip beğenmekle de kalmayın. Aynı yolla çevrenizdeki insanları, siyasileri de gözlemleyin.

* 09/07/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

Kitabın Ortasından Bir Hutbe *

Son yıllarda düğünler, yılın her ayında yapılmaya başlansa da yaz ayları, ülkemizde düğün sezonu olarak bilinir ve düğünler de çoğunlukla yaz aylarında yapılır. Salgın nedeniyle gelen yasak ve kısıtlamalar dolayısıyla yapılamayan ve ötelenen düğünler de yasak ve kısıtlamaların kalktığı 1 Temmuzdan itibaren yapılmaya başlandı.

Diyanet İşleri Başkanlığının 2 Temmuz tarihli “Düğünlerimizde Nebevi Ölçüye Riayet Edelim” başlıklı Cuma hutbesi de düğünler üzerineydi. Cumaya gidenlerimiz ilgili hutbeyi dinlemiş olsalar da hutbede verilmek istenen mesajlardan kısaca bahsetmek isterim:

Çeyiz, mihr ve düğünde verilecek yemeğin sade olması gerektiği,

Evliliğin dinin yarısını tamamlamak olduğu,

Günümüzde yapılan düğünlerde ölçünün kaçırıldığı, tarafların haddinden fazla masraf yaparak borca girdikleri, tarafların ödemede zorluk çektikleri, bunun da huzursuzluğa sebebiyet verdiği, bundan dolayı evliliklerden uzak durulduğu,

Düğünlerimizi Allah’ın rızasına ve peygamberimizin sünnetine uygun yapmayı,

Evlilikleri kolaylaştırmayı, düğünlerimizde israf ve gösterişten uzak durmayı,

Meşru ölçüler içerisinde eğlenilmesi, helal ve harama riayet edilmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Hutbede ele aldığı bu konudan dolayı Diyanet’i tebrik etmek lazım. Çünkü hem seçtiği konu hem içerik hem de zamanlama yönünden kitabın ortasından bir hutbe idi okunan.

Hutbenin vermek istediği bu mesajlara öyle zannediyorum, itiraz edenimiz olmaz. Olması gereken de bu deriz ama yine de bildiğimizi okuruz. Çünkü evlilik ve düğünler konusunda âdet ve geleneklerimiz daha baskın çıkıyor ve sadelikten çok uzak. Öyle zannediyorum, peygamberimizin zamanındaki gibi sade düğünler çok eskilerde kaldı. Belki de X nesliyle beraber son buldu bu sadelik. Çünkü eskilerin çoğu -Konya için söylüyorum- 12 duvar yastığı, bir karyola, bir çift de Demirci halısı ile evlendi. Evinin ihtiyaçlarını bütçesine uygun bir şekilde zamana yayarak evlendikten nice yıllar sonra tamamlama yoluna gitti bu nesil.

Günümüz düğün maliyetleri ise ailelerin ve evleneceklerin belini büküyor. Maliyetlerden dolayı çoğu aile düğünlerini erteliyor. Ben çok sade bir düğün yaptım/yapacağım diyen bile büyük bir borcun içerisinde buluyor kendini. Çünkü aileler, “elâlem ne der, ele karşı ayıp olur, başkası yapıyor, biz niye yapmayalım, bizim çocuğumuzun neyi eksik, insan bir defa evlenir” deyip çocuklarının mutluluğu için içine sinmese de mihrinden ayrı ev tutulmasına, evin içinin tepeden tırnağa döşenmesinden nişan, kına ve düğün için salon tutulmasına ve düğün yemeğine varıncaya kadar bir düğün için dudak uçuklatan masraflar yapılıyor. İnanın bir düğün için harcanan para ile bir evi geçindirecek işyeri açılabilir. Yani koskoca bir sermaye harcanıyor düğün ve evliliklerde. Bunu zenginimiz de yapıyor, fakirimiz de. Maalesef kimse yekdiğerinden geri kalmak istemiyor. Bunca masraf bari huzur ve mutluluk getirse helali hoş olsun deyip hiç gam yemeyeceğim.

Merak ettiğim, evlenen eşlerin evlenirken her şeyi tastamam olacak da bunlar evlendikten sonra ne yapacaklar? Kazandıkları parayı nereye kullanacaklar? Bence borcun altına girerek her şeyimiz eksiksiz olup düğün sonrası borç ödemek için kara kara düşüneceğimize, zaruri ve temel ihtiyaçlarla düğünü yapıp evlendikten sonra imkanlar ölçüsünde ihtiyacımızı peyderpey karşılasak çok daha iyi olur. Bu tür evlilik insanı daha mutlu eder.

Hasılı evlilik ve düğünler konusunda din ve Diyanet ne derse desin, sosyal hayatımızda örf daha hakimdir ve gidişatımız da pek iç açıcı değildir. Maalesef imam bildiğini okur misali, biz bildiğimizi okumaya/yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu hutbe içeriği ve vermek istediği mesaj bir kulağımızdan girecek, diğerinden çıkacaktır.

* 07/07/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

4 Temmuz 2021 Pazar

Bilemezsiniz benim Neye Sevindiğimi?

İçim içime sığmıyor bugün. Sevinçliyim çünkü. Nasıl sevinmem ki. Dünyalar benim oldu zira. Nedir seni bu kadar mutlu eden derseniz? Neye sevindiğimi ben biliyorum da siz nereden bileceksiniz. Çünkü ülke olarak bugünlerde bizi mutlu edecek o kadar çok olay cereyan etti ki görmeye alışkın olmayınca hangi birine sevineceğimizi şaşırdık. Bilin bakalım bugün beni mutlu eden nedir?

-Tosuncuk’un yakalanması,

-Temmuzdan geçerli elektrik, doğal gaz, LPG ve bazı içki çeşitlerine değişik oranlarda zam gelmesi,

-Bugünün pazar olması yani tatil…

Bir çırpıda bunlar saydınız bana.

Doğrusunu isterseniz, ver elini gurbet eller dedikten sonra Tosuncuk’un Türk adaletine teslim olması beni pek sevindirmedi. Zira böyle müteşebbis ruhlu kardeşlerimizin önünü açmak gerektiğini düşünüyorum. Tamam, bir kısım insanımızın parasını dolandırmış, paralarını iç etmiş ve gününü gün etmek için yurtdışını mesken edinmiş ve kazandığı parayı har vurup harman savurmuş ve bugün meteliğe kurşun atar hale gelmiş ve bari Yüce Türk adaletinin şefkatli ellerine sığınayım demiş olabilir. Tüm bunlar ve daha fazlasını yapamaz mı? Yapar zira insanlık hali. Her birimizin başına gelebilir. Ümit ediyorum ki Türk adaleti, 4 gün gözlem altında tuttuktan sonra onu “adli kontrol şartı” ile serbest bırakacaktır. Çünkü burada kendiliğinden teslim olma durumu var, mahkemede iyi hali olacak. Öyle zannediyorum, mahkeme bunları göz önünde bulunduracak ve “Haydi kardeşim, bu ülkede kanmaya namzet insanlar ve senin gibi gözü açıklar olduktan sonra sen onları kandırmaya devam et ve öyle para biriktir ki kaçarken Karun gibi parayla git. Bu para seni ölünceye kadar beslesin. Yoksa oralarda sersefil olursun” diyecektir.

Elektriğe yüzde 15, doğal gaza yüzde 12, LPG’ye 50-60 kuruş, bazı içki türlerine yüzde 3-4 arası zam gelmesi de elbette bizi sevindirmeli. Kullanıyorsak bedelini ödemek zorundayız. Döviz TL karşısında değer kazanırken bu ülkenin yöneticileri bunu seyredecek değildir elbet ve gereğini yapacaktır. Ki geçmiş hükümetlerimiz de bunu daha fazlasıyla hep yapmışlardır. Burada geçmişten günümüze gelen bir temayül yerine getirilmiştir. Durum bu kadar basit. Buna sevinmeyen nankörler olursa onlara tek diyeceğimiz, kimse elektrik kullanmak zorunda değildir. Pekala eskisi gibi gaz lambasına dönebilir. Doğal gazı bırakıp soba kurabilir. LPG zammından etkilenmemek için özel araç yerine toplu taşıma araçlarını tercih edebilir. Yok öyle hem keyfimden ödün vermeyeceğim hem de zamlardan şikayet etmek. Keyfin ve zevkin bir bedeli olmalı değil mi? Devlet de bunu yapıyor. Burada beni tek düşündüren içkiseverler için içki türlerine gelen zam. Bu ürünlere zam yapılmasa iyiydi ama oldu bir kere. Bereket zammın oranı pek yüksek değil.

Pazar tatiline siz sevinebilirsiniz ama benim için pazar tatilinin pek bir anlamı yok. Zira sevinsem de tadı olmaz. Çünkü pazartesi sendromu pazar günden başlar.

Neyse siz bunlara sevinedurun. Beni sevindiren esas bunlar değil. Nedir seni bu kadar sevindiren derseniz, gözlüğümün bulunmasına sevindim efendim. Ne alaka demeyin. Bu kadar basit bir şeye sevindim anlayacağınız. Sabah kalktıktan sonra her zaman koyduğum ve koyma ihtimali olan her yere dönüp dönüp baktım hatta gözümde olabilir mi diye elimi gözüme bile götürdüm. Yoktu. Sanki uçup gitmişti benim gözlük. Sonunda buldum. Meğersem merdivenin sağına koyduğum gözlüğü bu sefer sol tarafa koymuşum. Gözlüğümü bulunca sevincim ikiye katlandı. Birincisi gözlüğü bulmama, ikincisi bu sefer gözlük aradığımdan anamın haberinin olmamasına. Şayet gözlük aradığımdan anamın haberi olsaydı, onun teşhisi belliydi çünkü. Oğlum, sende tansiyon var da ondan unutuyorsun der hep. Anamın teşhisi bu iken sizin teşhisiniz de öyle zannediyorum ihtiyarlığın alameti bunlar dersiniz. Siz ne derseniz deyin, ben gözlüğümü buldum ya ötesi benim için hiç önemli değil.