7 Nisan 2021 Çarşamba

Bildiğim ve Gördüğüm Diplomasi *

Diplomasi nedir?

—Hangisini istersin?

—Ne demek hangisi? Birden fazla diplomasi mi olur?

—Olmaz olur mu? Ben en azından iki tanesini biliyorum. Birincisi, bildiğim ve olması gereken diplomasi, bir de gördüğüm diplomasi var. Hangisini istersin?

—İyi valla! O zaman bildiğin ve olması gereken diplomasiden bahset önce.

—“Uluslararası ilişkiler ve bu ilişkileri düzenleyen anlaşmalar bütünü, yabancı bir ülkede ya da uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme eylemi ve sanatı” şeklinde tarif edilir. Yani uluslararası ilişkilerin müzakereler yoluyla yürütülmesi demektir. Gerçekten diplomasi bir sanattır. Üstelik yabana atılır, görmezden gelinir bir sanat değil. Her devlet yöneticisinde ve devlet yönetimine talip yöneticilerde, dışişleri bakanlarında ve devleti iç ve dışarıda temsil eden hariciye temsilcilerinde bu sanat olmalı. Çünkü devletin haklarını diğer devletlere karşı savunma, devletin menfaatini gözetme söz konusu bu temsilde. İşi gerilim ve savaşa götürmeden sorunu çözmek gerekiyor.

—Bunun için bahsettiğin yöneticilerin ve liderlerin ne yapması gerekir?

—Devletlerarası ilişkilerde bilgi, birikim, denge gözetmek ve çok yönlü düşünmek gerekiyor. Çünkü olaylara vakıf olmak için bilgi ve birikim önemli. Aynı zamanda devletlerin kırmızıçizgisi olur, bu hassasiyeti de göz önünde bulundurmalı. Bir devletle bir anlaşma imzalarken başka devletler de hesaba katılmalı. Burada asıl olan, işi gerilim ve savaş ortamına getirmeden ve ilişkileri kesmeden yürütmektir. Yanı başımızda veya dünyada bazı devletler arasında herhangi bir gerilim olduğunda ve savaş çanları çaldığında veya bir ülkede bir iç karışıklık zuhur ettiğinde hemen meydana çıkılmaz ve taraf olunmaz ve endişe dili kullanılır. Yapılan açıklamada “Tüm olup bitenleri endişe ile izliyoruz. Bu sorunun barışçıl bir şekilde çözüme kavuşturulmasını istiyoruz” denir. Dış ilişkilerde herhangi bir sebeple ipler gerildiğinde bu mesele iç siyaset malzemesi yapılmaz. Çünkü kişilerin kadar devletlerin de onuru vardır. Bunun gözetilmesi gerekiyor. Tüm bunların yanında, konuşmalarda diplomatik bir dil kullanılması esastır. Kırıp dökmeyen ve gerilimi yükseltmeyen bir dildir bu. Bu bazen teknik terimler kullanılarak yapılır bazen de ortaya söylenir. Hatta bazen öyle bir dil kullanılır ki yoruma açık bu dilden taraflar kendi payına düşeni aldıkları gibi bazı cümlelerle de kendi lehlerine ifadeler olduğu hissine kapılmalı.

—Anladım; kırmadan, dökmeden ve işi savaş boyutuna getirmeden uluslararası ilişkileri müzakere yoluyla yönetme işidir bu diplomasi. Peki, gördüğün diplomasi nedir? Biraz da ondan bahset.

—Yukarıda dediklerimin tersini yapmak gördüğüm diplomasidir. Önü, arkası düşünülmeden meydan okumak, gerilimi iç siyaset konusu edinmek; asmak, kesmek, meydan okumak, bunu temcit pilavı gibi her platformda dile getirmek gördüğüm diplomasiye bir örnektir. Bu tür diplomaside en son söyleyeceğini en başta söylüyorsun, gerilimi yükseltiyor, ilişkileri kesme noktasına getiriyorsun, hatta kesiyorsun. Büyükelçini çekiyorsun. Bu, yıllar yılı böyle devam ediyor. Ardından alttan alta görüşmeler yaparak bozup kırdığın ilişkileri normalleştirmeye çalışıyorsun. Yani bu diplomasi, önce bozuyorsun sonra ilişkileri düzeltmeye çalışıyorsun.

—Hangisi iyi sence?

—Bana sorma hangisinin iyi olduğunu. Belli değil mi ayrıca hangisinin iyi olduğu. Tabii ki olması gereken diplomasidir istenen. İkincisini yani gördüğüm diplomasiyi tercih ettiğin zaman “Madem düzelteceksin, o halde ne diye bozdun ilişkileri” diye adama sorarlar. O yüzden devlet yönetimi kadar uluslararası ilişkileri yönetme ciddiyet ister, bir satranç oyunu gibi birkaç hamle sonrasını düşünmek gerekiyor. Çünkü birkaç hamle sonrası düşünülmeden yürütülen diplomasiden tüm millet zarar görür.

*30/04/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

AST Kurye *

20 Ocak olsa gerek. Bir evrak için devletin bir kurumuna normal/adi mektupla müracaat ettim. Evrakımın işleme alınıp alınmadığını e-devletten zaman zaman takip ediyorum. Evrakımın işleme alınmadığını tespit edince verilen iletişim numarasını arayarak evrakımın kurumlarına gelip gelmediğini sordum. Henüz ulaşmadı bilgisini aldım. Birkaç gün sonra tekrar sordum. Yine ulaşmamış. Bu çağda meramını adi mektupla giderilmesini istersen olacağı buydu. Adı üzerinde adi mektup. Postacı veya kurumdaki görevli alıp çöpe atmış da olabilir.

Aynı evraka bu sefer 15 Şubat günü APS ile müracaat ettim. E-posta yoluyla "Evrakımın işleme alındığı ve teslimi için 16 Şubat günü x kuryeye verildiği, evrakın takibi için oluşturulan gönderim numarası ile evrakımı takip edebileceğim" bilgisi verildi. Evrakımın aynı gün içerisinde işleme alınması beni fazlasıyla memnun etti. Helal olsun, bu ne hız, dedim.

Gönderim numarası ile gönderilen evrakımın akıbetini sorguladım. Evrakımın en geç 02 Mart günü mesai bitimine kadar teslim edileceği bilgisine ulaştım. Geç bir tarihti ama beklemekten başka çare yoktu. Sonra 16 Şubattan 2 Marta şunun şurasında ne kalmıştı. En geç tarih verildiğine göre kurye o günü beklemez, erkenden teslim ederdi ayrıca.

2 Marttan önce teslim edilmesinden geçtim. 3, 4, 5 Mart geçmiş olmasına rağmen eskilerin hacı yolu bekledikleri gibi kuryenin, adıma hazırlanmış evrakı teslim edeceğini bekledim durdum. Ses seda yoktu. Kuryeyi aradım. Müşteri hizmetleriyle görüşmek için beklemeye koyuldum. 19. 18. 17. 15. vs. sıradasınız kaydını dinlettiler bana. Epey bir bekledikten sonra “İsterseniz müsait oldukları zaman yetkilimiz sizi arasın” uyarısıyla birlikte dedikleri tuşa basarak telefonu kapattım. Birkaç saat sonra kurye temsilcisi döndü. Durumumu anlattım. Evrakınız teslimat için beklemede. Tam açık adresinizi alabilir miyiz” dedi. Adresi yazdırdıktan sonra “Dağıtım ve teslimatta bana öncelik verilmesi kodu geçtiğini” söyledi. Bir sevinç bir sevinç. Ne de olsa benim için işlemler hızlandırılacaktı. Aklıma geldi, ertesi günü evrakımın akıbetini sorguladım. Adıma oluşturulan önceliği görünce şaşırıp kaldım. Pes doğrusu, dedim. Çünkü evrakımın teslimi için en geç 22 Mart akşamına kadar beklemem yazıyordu.

İlk işim, üç harf kısaltmasıyla markalaşmış kuryenin açılımına; kimdir, necidir diye baktım. Açılımı ve anlamı “Aynı Gün Teslim” demekmiş. Şükrettim buna. Ya bir de açılımı “Aynı Yıl Teslim” olsaydı dedim. Kuryenin verdiği iletişim numarasından kuryeyi aradım. Her zaman olduğu gibi tüm müşteri hizmetleri yoğundu. Dönüş yapmaları için verdikleri tuşa basıp kapattım. Bekledim, dönüş yapılmadı. Bu sefer kuryenin verdiği “şikayet, öneri ve eleştiri” kısmına “2 Marta kadar teslim edilmesi gereken evrakımın bu tarih geçmesine rağmen hala şahsıma teslim edilmemesi, firma adınızın açılımına uygun mudur?  Lütfen evrakımın teslimini hızlandırın” yazdım. Bir gün bekledim, firmadan şikayet ve talebime bir cevap verilmedi. Sonunda evrakımı hazırlayıp ilgili kuryeye teslim eden devlet kurumuna e-posta yoluyla meramımı anlattım. Aynı gün ve saatlerde “Adınıza hazırlanmış evrakınızın hala teslim edilmediğiyle ilgili talebiniz anlaşmalı kuryeye iletilmiş, size dönüş yapılacaktır” cevabı verildi. Gerçekten kurye temsilcisi aynı gün arayarak “Evrakınız 12 Mart Cuma günü teslim edilecektir” dedi. En azından belirledikleri tarihten 9 gün önce teslim edecekler. Buna da şükür dedim.

12 Martı iple çektim. Çünkü beklediğim evrak olmadığı için adıma bir işlem yapamıyorum. Benim yapmam gereken işlemleri bir başkası yapmak zorunda kalıyordu.

12 Mart günü akşamına kadar evrakım yine teslim edilmedi. İnşallah 15 Martta teslim edilir. Nasılsa araya hafta sonu tatili girdi dedim.

Sizce 12 Martta teslim edecekleri evrakımı, kurye, 15 Martta teslim etmiş olabilir mi?  İnanmayacaksınız ama 14 Mart Pazar akşamı teslim etmiş. Benim de bu teslimattan, kaymakamlıkta çalışan bir personelin telefonla beni aramasıyla haberim oldu. Böylece ertesi gün işe gelince yani 15 Mart günü evrakıma ulaştım. Gördüğünüz gibi ikili tüm görüşme ve yazışmalarımın semeresini evrakımı teslimat gününden 9 gün önce almış ve muradıma ermiş oldum.

Tüm bunları niye anlattım? Firmanın reklamını yapayım ki kurye tercihiniz bu firmadan yana olsun. Gerçi bu evrak için kurye seçme hakkınız yok. Paşa paşa dağıtım için kuryenin keyfini bekleyeceksiniz. Merak ettiğim, kendisi evrakı bir günde dağıtıma hazır hale getiren devlet, bu firmayı bulmak için çok mu aradığı. Bu arada anladığım kadarıyla firma çok yoğun olmalı ki belirlenen tarihte bile evrakını teslim edemiyor ve telefonla görüşmek için bile sıra bekliyorsun. Acaba devlet, bize göndereceği her evrak için bu kuryeyle kaç paraya anlaştı? Bu işte para varsa bir de nasılsa aynı gün aynı hafta ve aynı ay teslim şartı olmadığına göre ben de bir kurye firması mı kursam, diyorum. Adını da şimdiden hazırladım: “Aynı saatte Teslim”. Siz buna kısaca AST diyebilirsiniz. Bu aşamadan sonra artık gelsin paralar. Bunun için bir de para sayma makinesi alırım, olur biter.

*24/04/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Kurumların İtibarı *

Kişilerin olduğu kadar kurumların da itibarı vardır. İtibarın kazanılıp ve kaybedilmesinde başka saiklerin etkisi olsa da en büyük pay kişilerin yaptıkları, tasarrufları ya da yapması gerekenleri yapmamaları birinci derece etkilidir. Çünkü kimse kimseye itibar elbisesi giydirmez, kişi ve kurumlar kendi itibar elbiselerini kendileri giyer ve çıkarırlar.

Bu kısa girişten sonra yazımın bundan sonraki kısmında aynı mevzuata tabi olmalarına rağmen bazı kurumların işleyişinden bahsederek kurumlar arasındaki farklılığa dikkat çekeceğim. Bildiğiniz gibi İçişleri, MEB, Hazine ve Maliye bakanlıkları bünyesinde çalışan personel, 657'ye tabi personel iken vekalet ve geçici görevlendirmeler, kurumdan kuruma farklılık göstermektedir. Ne demek istediğimi bazı örnekler vererek açıklamak istiyorum. Sonra itibar konusuna geleceğim.

Eskiden bir ilçe kaymakamı izne ayrıldığında veya bir başka yere nakil gittiğinde ya yazı işleri müdürüne ya da ilçedeki bir daire amirine vekalet bırakabiliyordu. Son yıllarda vekaletler bir başka yakın ilçe kaymakamlığına bırakılır oldu. Yani kaymakamlık vekaleti yine bir kaymakama bırakılıyor. İlçeden çıkması gereken bir evrak, kaymakam tarafından imzalanması gerekiyorsa ilçenin yazı işleri, evrakı, imza için vekaletin bırakıldığı kaymakama götürmektedir. Bu evrak rutin bir evrak olsa da durum böyledir. 

Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı olarak çalışan saymanlıklarda; maliye, gelir idaresi, malmüdürlüğü, muhasebe, milli emlak gibi bölümler var. Buralarda çalışan memurlardan biri izinli, raporlu veya karantinada olduğu zaman ildeki saymanlıktan sorumlu kişi tarafından, ilden ilçeye, ilçeden bir başka ilçeye geçici süreliğine memur görevlendirmesi yapılmaktadır. Görevlendirme yapılırken görevlendirilen yerin belediye sınırları dışında olmasına ve mesafesine bakılmamaktadır. Anlatmak istediğim, saymanlıklarda bir memura ihtiyaç olursa dışarıdan bir görevlendirme yapılmıyor, kurum içinden görevlendirme yoluyla karşılanmaktadır. Görevlendirilen kişi de ben oraya gitmem, buna hakkınız yok demiyor. 

Milli Eğitim Bakanlığına gelince il, ilçe veya bir mahallede bir öğretmene ihtiyaç olduğu zaman MEB buralara kadrolu veya sözleşmeli bir öğretmen vermemişse veya atanan öğretmen doğum izni, hastalık gibi nedenlerle raporlu ise MEB, milli eğitim müdürlükleri vasıtasıyla ihtiyaç olan yere aynı eğitim bölgesinde norm fazlası veya 21 saatin altında derse giren öğretmen varsa onu görevlendiriyor. Merkezde norm fazlası olan bir öğretmen varsa ihtiyaç olduğu halde onu belediye sınırları dışına geçici de olsa görevlendiremiyor. Böylesi durumlarda ilçe milli eğitim müdürlükleri ücretli öğretmenlere görev vermektedir. Ücretli öğretmen görevlendirmesi yapılırken sırasıyla eğitim fakültesi, fen-edebiyat fakültesi, diğer fakülte mezunları, açık öğretim fakültesi, iki yıllık ön lisans ve lise mezunu olma sırası tercih edilmektedir. Öncelik, ihtiyaç olan dersin maaş karşılığı okutabileceği branş olmakla beraber bu tür ücretli görevlendirmelerinde branş dışı öğretmene hatta mesleği öğretmenlik olmayana bile görev verilmektedir. Bugün farklı alan ve işkollarında çalışan çoğu kimse, ihtiyaç olan okullarda ücretli öğretmenlik yapmıştır. Söz arasında ben vekil/ücretli öğretmenlik yaptım sözünü duymanız mümkün. İl merkezlerinde ve büyük ilçe merkezlerinde aşağı yukarı tüm branşlarda fazlalık varken çok cazibe merkezi olmayan taşrada bu şekil ücretli öğretmenlik görevlendirmesi hala yapılmakta ve yaygındır.

Verdiğim üç örnekte görüldüğü gibi kaymakamlık ve saymanlıklarda dışarıdan bir görevlendirme yapılmıyor iken MEB'de harici görevlendirme yolu açıktır. Elbette bu üç kurumun şartları ve işleyişi farklıdır. Kaymakamlık ve saymanlıktaki vekalet ve geçici görevlendirme işini, Türkiye'nin her bir yerine yayılmış büyük bir aile olan MEB'de uygulamak zordur. Saymanlıkta olduğu gibi MEM'ler de belediye sınırları dışında ihtiyaçtan dolayı geçici görevlendirme yapmaya kalksa, görevlendirilen öğretmen de görevlendirmenin durdurulması ve iptali için idari mahkemelere başvursa, mahkemeler öğretmeni haklı bulur ve görevlendirme iptal edilir.

Yine burada saymanlık teknik bir iştir, para-pul hesabı döner, herkes yapamaz ve herkese teslim edilemez. Öğretmenlik böyle değil, herkes yapabilir denebilir. Doğrudur, ehil veya değil, çoğu kimse ücretli öğretmenlik yapıyor. Genellemeyelim ama bu öğretmenliği masaya yatırmakta fayda var. Faydalı veya değil, ders doldurulmuş oluyor. Bunun da çok faydalı olduğunu düşünmüyorum. Bunun da en büyük zararı çocuklarımıza olmaktadır ve bu çocuklar ders öğretmeni olan diğer çocuklarla eşit şartlarda yarışa  sokuluyor.

Tüm bunlardan geçtim. Bu ücretli öğretmenlik yoluyla öğretmenliğin bir gizemliliği kalmadığı gibi öğretmenlik itibar kaybına da uğruyor. Çünkü ilgili-ilgisiz, bilgili-bilgisiz, ehil veya değil, herkes ben de öğretmenlik yaptım diyerek asıl mesleği öğretmenlik olanları sorguluyor. Bu durumun da öğretmenliğin itibarını düşüren önemli faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum. Öğretmenliğin itibarının düştüğü kadar saymanlıkta çalışanların itibarı düşmüyor. Çünkü çalışmadığı için saymanlığın işleyişine çoğu kimse vakıf olamıyor. MEB, eğitim ordusunun itibarını yükseltmek istiyorsa işe ücretli öğretmenliği kaldırarak başlayabilir. Çünkü kurumun itibar kaybı öğretmenlere, öğretmenlerin itibar kaybı da kuruma fatura edilmektedir.

*09.04.2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.