12 Temmuz 2020 Pazar

Danıştay'ın Ayasofya Kararı *

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneğinin, Ayasofya'nın müze statüsüyle ilgili 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması ve kararın iptali için yaptığı başvuruyu 2 Temmuzda görüşen Danıştay, 10 Temmuzda kararını açıklayarak müze kararını veren 34 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Aynı gün Cumhurbaşkanı, mahkeme kararının gereğini yaparak Ayasofya'nın cami statüsünün gereği için Diyanet İşleri Başkanlığını bir yazısıyla görevlendirdi. Ayasofya 24 Temmuzda ilk cuma kılınacak şekilde cami olarak hazır hale getirilecek.

Ayasofya'nın müze statüsünden camiye dönüşmesi için yıllardır hukuk mücadelesi veren ilgili dernek yetkililerine, 34 tarihli kararı iptal eden Danıştay 10.Dairesi üyelerine, mahkeme kararının gereğini yerine getirmek ve cami olarak açılması için aynı gün Diyanet'e görev Cumhurbaşkanına teşekkür ediyorum. Yeniden cami statüsüne kavuşan Ayasofya'nın da hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Yazımın bundan sonraki kısmında idari yargı ve yargı kararlarının uygulanması üzerine birkaç hususa işaret edeceğim. Şunu buradan söyleyeyim. Danıştay’ın iptal kararını önemsiyorum. Olması gereken ve halkın beklentilerini karşılayan bir karara imza attı. Keşke aynı Danıştay, bu davayla ilgili daha önce açılmış iptal davalarında bu yönde bir karar verseydi de bu mesele bu kadar sürüncemede kalmasaydı. Ayasofya ile ilgili yargısal sürece baktığımız zaman 34 tarihli kararın iptali için 2005 ve 2016 yıllarında dava açılmış ama Danıştay, hukuka bir aykırılık görmediğinden açılan davaları reddetmişti.

İdari yargı bir konuda bir karar verdiği zaman gereğini 30 gün içinde yürütme yerine getirmekle yükümlü. Sayın Erdoğan da Danıştay’ın verdiği kararı yerine getirmek için jet hızıyla hareket etti. Bu da çok güzel bir tasarruf. Ki olması gerekendir. Yargı kararları içimize sinse de sinmese de yürütmeye düşen, yargı kararlarının gereğini yerine getirmektir. Bundan sonra da yürütmeden beklenen, her türlü idari yargı sonuçlarını yerinde ve zamanında harfiyen yerine getirmek olmalıdır. Maalesef bu konuda gelmiş ve geçmiş hükümetlerin sicili pek iyi değildir. Mahkemenin verdiği karar hoşa gitmeyince yükümlülüğü ve müeyyidesi olmasına rağmen hükümetler tarafından zaman zaman keyfi davranılmıştır.

Burada üzerinde duracağım bir diğer husus, ülkeyi yöneten ve yönetmeye talip siyasilerin özellikle tartışmalı konularda -Ayasofya konusunda olduğu gibi- işi bağımsız yargıya havale etmeleri ve yargı sonucuna göre hareket etmeleridir. Bu, hükümetlerin elini güçlendiren bir yöntemdir. Çünkü yargı kararları eleştiri konusu edilse de yargının gereği yapılır ve tartışma biter. İçeriden ve dışarıdan bir baskı geldiği zaman hükümetler, özellikle diplomaside “yargı kararını yerine getirdim” diyerek yargının arkasına sığınır. Bunu birçok gelişmiş ülke çok iyi yapıyor. Aynı yol ve yöntem bizim ülkemizde de niçin yapılmasın. Mahkeme kararı beklenmeksizin siyasetin aldığı kararlara gelince, bitmez tükenmez bir tartışmayı beraberinde getirebiliyor. Hükümetler değiştiği zaman uygulamaya konan kararlar yeni gelen hükümet tarafından yürürlükten kaldırılabiliyor ve tekrar başa dönülebiliyor.

Hasılı,
1.Önemli konularda karar alınacağında son merci yargının karar vermesi beklenmelidir.
2.Yargının verdiği karar içimize sinse de sinmese de hatta aleyhimize de olsa yerine getirilmelidir.
3.İster idari ister adli yargı, bir konuda karar alırken bağımsızlığından ödün vermeyecek, kamuoyunda, baskıdan böyle karar verdi şeklindeki değerlendirmelere pabuç bırakmayacak şekilde mevzuat çerçevesinde, kamuoyunun beklentilerini de gözeterek vicdanlarına göre karar verdiği hissini vermeleri gerekir. Yargıya güven için bu elzemdir. Güç odakları ve siyaset bırakın baskıyı, yargılama esnasında ihsası reyde dahi bulunmaktan kaçınmalıdırlar. Yargı ne siyasetin yanında ne de karşısında bir rol üstlenmelidir. Ne siyaseti kilitlemeli ne de siyasetin noteri olmalıdır. Herkesin hakkını aldığı, adalet dağıtan güven kapısı olmalıdır.

Bu konularda alacağımız epey mesafe var diye düşünüyorum.

*13/07/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Yeni Usul Düğün Yemeği

Konya'da yeni usul düğün yemeği (tabildot)
Kişiye özel yemek menüsünde:
1.Yoğurt çorbası,
2.Bamya,
3.Etli pilav
Ağzı kapalı plastik kabın içinde:
1.Zerde,
2.İrmik helvası.
3.Aromalı meyve suyu.
Bir ambalajın içinde:
1.Plastik kaşık,
2.Kağıt mendil,
3.Islak mendil
4.Su ve
Ekmek.
Bu yemek menüsünde:
1 Her masaya 10 kişi oturacak kuralı yok. Bir masaya en fazla 6 kişi oturacak şekilde sandalye konmuş.
2.Masaya oturan her kişiye 6 kişi beklenmeden yemek servisi yapılıyor.
3.İlk servisi yapan görevliler ilave yemek isteyenlere tekraren ilave yemek getiriyor.
4.Masamda oturan bir kişi dışında ilave yemek isteyen olmadı.
5.Gelen menü herkesi doyurdu.
6.Plastik bardakta çay.

Karışıklık yok, kargaşa yok, ardında bekleyen yok, yemek artığı yok, ortak kaba kaşık sallamak yok, tıka basa yemek yok, aç kalkmak yok...

Nasıl buldunuz bu yeni usul Konya yemeğini?

Not: Konya düğünlerinde ortak yemeği birçok yazımda eleştiri konusu yapmış, tabildot usulü yemeği önermiştim. Sakalım olmadığı için Konyalılar beni dinlemedi ama küçücük virüs bizi yola getirdi.

10 Temmuz 2020 Cuma

Ayasofya Camii ve İmamı

Ayasofya'nın yeniden camiye dönüşmesi hiç bu kadar ciddi olmamıştı. Hep konuşulur konuşulur kalırdı. Ayasofya nihayet camiye dönüşüyor. Sorunun çözümüne katkı sunan, sebep olan, inisiyatif kullanan herkese teşekkür ediyorum. Temenni ediyorum ki Ayasofya şu ya da bu şekilde bundan sonra tartışmaların odağı olmaz.

İyi de burası cami olarak açılacak. Namaz için cemaat de geleceğine göre haliyle buraya bir de imam lazım. 
Burada görev yapacak hiç imam bulunamaz, mevcutlar da burada imamlık yapmaya yanaşmayıp cami imamsız kalırsa, nasıl ki geçmişte Küçük Ayasofya Camii imamlığına geçen bir Bekri Mustafa ortaya çıkmış ise Büyük Ayasofya Camii imamlığına geçecek ikinci bir Bekri Mustafa niçin çıkmasın. 

Hasılı talibim bu göreve. Şanım da yürür bu arada. Ayasofya'nın ilk imamı unvanını elde ederim. Torumlarıma "Ben Ayasofya'da imam iken..." şeklinde başlayan geçmişimi anlatır dururum. Torunlarım da "Eyvah dedem! Şimdi yine Ayasofya diye başlayacak" deyip kaçışacak. Neyse bu kısım sonra.

Ardımda namaz kılacak sizler de "Burası, bunun için mi açıldı" şeklinde hayıflana hayıflana bağrınıza taş bastırarak ardımda namaz kılmaya devam edersiniz. Yapacağınız tek şey, "Uydum hazır olan imama" demek. Bu arada söz, kendime çekidüzen vermeye çalışırım. Hala bunun arkasında namaz olmaz derseniz, başka ne yapabilirim ki...Sultan Ahmet'e gidin. Bakın sizi uzağa göndermiyorum. Mesela "Suudi Arabistan'a gidin" demiyorum.
Yok, biz oraya dört başı mamur, cevval birini atayacağız denirse Ali Erbaş'tam önce burada ilk cumayı kıldırmak isterim... Bu arada Ayasofya'da ilk cumanın 24 Temmuzda kılınacak olması, Lozan Barış  Antlaşmasına bir gönderme olabilir mi?

İşin latife boyutu bir tarafa. Alınan bu karar, ortaya konan bu irade hayırlı olsun. İçinde samimiyetle namaz kılanlardan olmak temennisiyle... Bu arada cemaati de bol olsun. Burası, tüm cami işlevini gören bir takva mescidi olsun inşallah.

Bekri Mustafa'yı bilmeyenler için:
"Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede “Küçük Ayasofya Camii”nin önünden geçmektedir... O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur.
Cemaatin, beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu, sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı “hoca” zannederek namazı kıldırmasını söylerler.
“Yok, ben hoca değilim” dese de, dinlemezler ve zorla öne geçirirler.
Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar.
Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.
Bekri Mustafa gülerek cevaplar:
“Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin. Onlar durumu anlar, dedim" der.

Not: Ayasofya ile ilgili 20.53 ulusa sesleniş konuşması yaparken Sayın Erdoğan'ın, yanına beni de alıp elimi havaya kaldırarak "Ayasofya'nın ilk imamı da hepinizin yakından tanıdığı yanımdaki zatı muhteremdir. İmamımız da hayırlı olsun" demesini Sayın Erdoğan'dan beklerdim. Kırıldım doğrusu. Sanırım heyecandan unutmuş olmalı.