1 Temmuz 2020 Çarşamba

Bir Ağacın Azim ve Zaferi

Bu ağaç, Ayanbey Mah. Ciritli Sokakta (Meram Eski Yol Mevkii) yol ortasında kalmış, Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesi tarafından 0332 numara ile bakıma alınmış bir ağaç. 
Resimlere bakarsanız ben anlayamasam da ağaca bakıldığı görülecektir:
1.Ağaca bakım numarası verilmiştir. (Bakımdan kastedilen aynı zamanda korumak da olmalı)
2.Bu ağacın bakıma alınan diğer ağaçlardan farkı, diğer ağaçlarda ağacın dibine su gitsin veya sulansın diye bir dudak payı kadar yer bırakılıp diğer taraflar asfalt veya kilitli taş ile döşenirken bu ağacın etrafı tamamen asfalt ile kapatılmıştır. 
Bu ağacı, içine bir gram yağmur suyu dahi almayacak şekilde bu şekil asfalt ile kapatanın niyetini bilemem. Ancak yorum yapabilirim: Ağacı yavaş yavaş işkence ede ede önce kurumaya ve ölüme terk etmiştir. Taammüden adam öldürmek gibi bir şey. Bunun suç ortağı da vardır. Çünkü asfalt tek kişiyle dökülmez. Bir ekiptir. Asfaltı döken dökmüş. Döktüren döktürmüş. Yayan yaymış. Tüm bunları yapanlara siz ne yapıyorsunuz dememiş, gölgesinden faydalanan mahalleli. Denetleyen de aferin demiş olmalı. 
Tüm bu iş bilmez ve art niyetli, ağaç katili mirasyedilere rağmen ağaç, aç ve susuz bir şekilde yolun ortasında gönderdeki bayrak gibi dalgalanmaya devam ediyor. "Beni ölüme terk ettiniz, işbirlikçilerinizle birlikte dört gözle ölümümü bekliyorsunuz. Size izan, yaşamaya devam edeceğim. Allah izin verdiği müddetçe nefes almaya ve görevimi bihakkın yerine getirmeye devam edeceğim" diyor sanki. Dili yok ki bunları söylesin. Bu ağaca bunu reva görenleri Rabbime havale ediyorum. 
Bu dua anlayan için yeter de artar bile. Yine de yeşile, oksijen depomuza bunu layık görenlere, başkasına emsal olsun diye kısa süreliğine bir kısas uygulamak ya da empati yapmak en iyisi. 
Ne mi yapalım? Bu ağacın bu şekil olmasında pasif-aktif kim rol almış, kim göz yummuş, kim denetimini adam gibi yapmamış ise tümünü birden bir veya birkaç gün boyunca yerlerinden kalkamayacak ve hareket edemeyecek şekilde aynı yol üzerinde ayaklarına asfalt dökmeli. Güneşin altında ne su vermeli ne de ekmek. Bize acıyın. Biz ettik. Siz etmeyin bağrışlarına karşın ağızlarına da bant çekmeli. Bu ağaç da görün bakalım. Nasılmış susuz kalmak dercesine onları izlemeli. Yoldan gelip geçenler, yüzlerine tükrük gelmeyecek şekilde uzaktan tüh size deyip tükürmeli. (Yakından tükürürlerse yüzlerine gelen tükrük onları serinletebilir ve yağmur yağıyor sanabilirler.)
Bu ağaca bakmakla yükümlü Park ve Bahçeler ne yapıyor, elleri armut mu topluyor derseniz, ne yaptıklarını bilmiyorum ama Tavusbaba'ya nazır bir yerde, üzerinde amblemi bulunan araçlarını gördüm. Bu ağaca bir km'lik bir mesafedeler. Sanırım şube işlevi görüyor burası.
Sözlerimi uzattım. Takdirlerinize sunuyorum efendim. 
Son söz, iyi ki bu ağaç bakıma alınmış. Düşünün ki bakıma alınmasaydı, bu ağacın hali nice olurdu? Varın orasını siz düşünün.

Not: Ben bu yazıyı sosyal medyada paylaşınca bir yorumcu (M.Y.) paylaşımımın altına şu bilgilendirmeyi yapmıştır.
"Hocam mahalle benim mahalle, bazen gözle görünmeyen şeyler vardır, malesef ters köşe olmuşunuz. O kaldırımın altında bahçe sulama kanalı var, önceden üstü açıktı ama şimdi kapatildi, ağacı merak etmeyin, en iyi şekilde suyunu alıyor çünkü köklerinin üzerinden o sokağın tüm bahçelerine giden su geçiyor..."Bu bilgiye sevindim doğrusu. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu bilgilendirmenin ardından bu paylaşımı kaldırmak istedim. Kamuoyunun bilinçlenmesi, yetkililerin bu ağaçlara daha fazla itina göstermesi temennisiyle paylaşım kaldırılmamıştır.

Not: M. Ş. isimli hocamızın bilgilendirici yorumunu da buraya alıyorum: "Ağacın altından su geçiyor ancak gövdesinin genişlemesini engelleyen asfaltın gövdesine değmeyecek şekilde açılması gerekir. Boğazı sıkılan bir adam su içebilir mi? Ağacın kabuğu belli bir bölümü kalkarsa ağaç kendini onarabilir ancak kabuk çepeçevre soyulursa ağaç mutlaka kurur. Ağacın gövdesini çepeçevre saran asfalt, gövde büyüdükçe kabuğu kesecek ve çepeçevre kabuğu kesilen ağaç ölecek. Acilen bu durumda olan ağaçların dipleri açılmalı." Kendisine teşekkür ediyorum. 

30 Haziran 2020 Salı

Taraklara Elveda!


Kaş dışında saçımda, bıyığımda ve sakalımda bir tane saç, kıl, tel ve tüy bulun
da göreyim. Bulana benden bir çay. Bulamazsınız. Kendi mahsulüm. El emeği, göz nuru ne de olsa.

Ben öyle bildiğiniz berberlerden değilim. Saç, kıl, tel ve namına ne varsa hepsini çeker alırım. Bu konuda değme berberler elime su dökemez.

İsteyene bu şekil tıraş yaparım. Çayın dışında berber parası da almam. Bizde saç kesimi tek çeşit. Öyle nasıl olsun tıraşınız sorusu sorulmaz. 

Bu tıraşla,
1.Kafanız küçülür.
2.Saçınız kolay kolay büyümez.
3.Sık sık berber ihtiyacınız olmaz.
4.Ayda bir, bir berbere para ödeme durumunda kalmazsınız.
5.Yıkandıktan sonra saçımı kurutmam lazım derdiniz olmaz. Saç kurutma makinesi kullanmak durumunda kalmazsınız. Yıkan-çık modeli bunun adı. Saçınız ıslak çıkmayınca kolay kolay hastalanmayacaksınız, soğuk algınlığı hali yaşamayacak, en azından sinüzit olmayacaksınız. 
6.Hem elektrikten hem berberden tasarruf ederek aile bütçesine katkıda bulunacak. Berberde sıra beklemek durumunda kalmayacak ve vaktinizi daha önemli işlerinizde değerlendireceksiniz. 
7.Tarak taşıma, benim tarağım nerede, saçımı taramam lazım derdiniz olmayacak. Aynanın karşısına geçip saatlerce oyalanmayacaksınız. Yataktan kalktığınız gibi gözünüz kapalı dışarıya çıkabilirsiniz.
8.Saçınız daha bir gür çıkar.
9.Tıraşımız tamamen hijyen bir ortamda yapılmaktadır.

Acemisin. Acemi berbere benziyorsunuz diyebilirsiniz. Bu düşünceye sahip kişiye kızmam. Zira gözünde problem var, görme özürlü, önce bir göz doktoruna görünsün derim. Halebi orada ise arşın burada. Şekil A, B, C, D'de görülüyor.

Kendi kendime kimseden yardım almadan yaptığım ikinci tıraşım. Yani acemiliği kendi üzerimde atlattım. 

Bu yaştan sonra berber salonu açma düşüncem yok. Berberlerin ekmeğini elinden almak istemem. Onlar ekmeklerini yemeye devam etsinler. Ama bu değerin yok olup gitmesine de gönlüm razı olmaz. Bu yüzden berberler konfederasyonu başkanlığını düşünebilirim. Çok özel ve hatırından çıkamayacağım dostlarımın tıraşını berberler odasında muhabbet arasında tıraş edebilirim.

Başkan olduktan sonra odama bağlı berberler -ki bana bağlı olmayan berber dükkanı açamaz- tek çeşit tıraş yani benim tıraşım gibi yapacak. Kafada saç namına bir şey kalmayacak. Bu modelin adı ne derseniz? Modelle işimiz olmaz ama siz buna başkanın tıraşı diyebilirsiniz. Mevcutlar ve yeni salon açacak berberlere salon açabilmeleri için koyacağım değişmez tek şart budur. Bilmem anlatabildim mi? Anlaşıldı ise tekrar anlatayım diyeceğim ama zaman kaybı. En iyisi saçınız üzerinde göstereyim bunu.

ÖSYM Sınırları Zorluyor *

Her yıl 2,5 milyona yakın gencimizin iyi bir üniversitenin gelecek vadeden bölümlerini kazanmak için ter döktüğü ÖSYM tarafından yapılan sınavlar, hem sınav öncesi hem sınav anı hem de sınav sonrası adından sıkça söz ettiriyor. ÖSYM bu konuda zirveyi kimseye bırakmıyor, daima tartışmanın odağı oluyor ve her sınavda tahammül sınırını aşacak şekilde sınırları biraz daha zorluyor.

Sınavın güvenliği açısından koyduğu kuralların bir kısmı mantıklı olmakla beraber  “Askerliğin başladığı yerde mantık biter” misali koyduğu kriterlerin çoğu, gereksiz ve sınırları zorlayan kurallar. Öyle kriterler var ki öğrenciler sınava neredeyse anadan üryan girmiş oluyorlar ve her kural da acımasız bir şekilde uygulanmaktadır. Özellikle sınav başlamadan, sınav kapılarının 15 dakika önce kapanması kuralından az öğrencinin canı yanmadı. (Biz “falan öğrenciyi emniyet müdürü sınavına yetiştirdi” diye seviniyoruz. Hiç ÖSYM’yi sorgulamıyoruz. Emniyet müdürünü bulamayan öğrenciler ne yapacak?)

Sınavın geçerliliği ile ilgili her ne olursa olsun sınav esnasında öğrencinin asla salon dışına çıkamaması kuralı ise ayrı bir garabet. Sınav heyecanı ve stresi dolayısıyla kazara öğrenci lavaboya gitmek istese ya da rahatsızlansa bu demektir ki 4 yıllık emeği boşa gidecek demektir. Çünkü sınavı iptal oluyor. İki tane öğrenci sınavın ilk 40 dakikasında lavaboya gitmek durumunda kaldıklarını gördüm. Sınavları iptal olan bu öğrenciler, sınavın bitmesine 75 dakika kalıncaya kadar sınav merkezinden de ayrılamadılar. Çünkü kural böyle. Arkadaşları, salonlarında sınavlarını olurken bu iki çocuk, bu süre zarfında için için ağlayıp durdular. Yazık gerçekten! Tamam, sınav salonundan öğrenci “Lavaboya gidebilir miyim” diye zırt pırt çıkmasın. Üç saatlik bir sınavda da lavaboya ihtiyacı olan bir öğrenci, gözetmen nezaretinde lavaboya gidebilsin. Adaylara, isteyen lavaboya gidebilir dense bile çoğu genç salonu terk etmez. Çünkü zamanla yarışıyorlar. Bu kuralı koyan ÖSYM şunu mu istiyor: Her öğrenci, sınava müracaat öncesi bir doktor bulup “Şu rahatsızlığından dolayı lavaboya gidebilir” raporu almalı.

Sınavın içeriğine gelince öyle sorulara yer veriliyor ki soruyu çözmeye çalışan çocuk, Türkçe bunun neresinde diyor çoğu zaman. Sorular felsefe sorusu mu yoksa Türkçe mi tartışılır. Özellikle TYT Türkçe soruları öğrencilerin moralini bozdu. Sınava giren öğrencilerin şu yorumlarına bakar mısınız?

“Sınav sorularını Thales hazırlamış diye haberler var”. (Thales, Batı felsefesinin kurucusu sayılan bir filozof.) “Türkçe, full felsefe gibiydi. Ayıp olmasın diye iki tane dilbilgisi koymuşlar…”. “Türkçe sorularının felsefe sorusu gibi oluşu yüzünden 45 soru, felsefe çözmüşüm gibi hissediyorum”.)

“Türkçe paragrafları kısa olmuş kanka. Keşke roman falan koysaydın”. ”Türkçe yetişmedi”. (Yeni nesil sorular maalesef böyle. Sorunun uzunluğunu gören çocuğun, daha başta morali bozuluyor. Bu sınavın en olumlu yönü sınav süresinin artırılması olmuştur. Sanırım süre yine de yeterli gelmedi.)

“Türkçe çok çok fenaydı. Bir tek bana zor gelmemiş. Arkadaşlarımla da konuştum. Hepsi Türkçeden yakınıyor”. (Öğrenciler elensin diye Türkçe soruları alabildiğine zorlaştırılmış. Bu soruları gören Türkçemizden nefret eder maalesef. Zorluğundan geçtim. Mantığı zorlayan mantık ötesi sorular... Parçayı anladıktan sonra soruyu soranın mantığını kavramak için öğrencilerin epey bir terlemesi gerekiyor.)

TYT Türkçenin tuzu biberi sorusu Mabel Matiz ile ilgili sorulan iki soruydu. Tepkilerin bir kısmına yer veriyorum: (“Lan Mabel Matiz'in Türkçe sorularında ne işi vaaarrrrr”. “Türkçe sorularından birini kadraj magazin hazırladı herhalde Mabel Matiz ne alaka”. “Mabel Matizin maya adlı albümünün geçmişini ve tarihini de öğrenmiş olduk”. “Mabel Matiz dinlemedim diye iki Türkçe sorusu gitti”.)

Özellikle Mabel Matiz ile ilgili sorulan sorulara, sadece öğrenciler değil; yaşantısı, paylaşımları ve düşünceleri dolayısıyla sanatçıya kamuoyunun genelinde de tepki var. Bu derece tartışma konusu olan birine, sınavlarda özellikle ismiyle yer verilmemeliydi diye düşünüyorum. Maalesef soruları hazırlayan uzmanlar, bu konuda bir hassasiyet göstermemişler ve halkın değerlerini hiçe saymışlardır.

Verdiğim örneklerle yazımı uzattım. Kısaca şunu söyleyeyim. ÖSYM, milyonlarca öğrenciyi nasıl elerim, onları nasıl başarısız gösteririm diye Türkçenin üzerinden elini çekmesi lazım. Zorluk derecesi soruyu başka hangi dersten sorarsa sorsun, öğrencileri nasıl elerse elesin ama gençlerimizi Türkçemizden soğutmasın. Bir diğer husus, sınav güvenliği açısından aldığı tedbirleri ÖSYM’nin yeniden gözden geçirmesinde fayda var. Bazı anlamsız kriterlerini esnetmekle bu işe başlayabilir.

*01/07/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.