8 Haziran 2020 Pazartesi

Normalleşmeyi Daha Çok Bekleriz! ***

Kaç aydır koronavirüs salgını ile topyekûn mücadele eden Türkiye, 1 Hazirandan itibaren normalleşme adımları çerçevesinde birçok kısıtlamaları kaldırmaya çalışırken bazıları da “Gidişat böyle iyi, normalleşmeye gerek yok” dercesine azalmaya yüz tutan vaka sayısını tetiklemeye devam ediyor. Şu açıklamalar 7 Haziran Pazar günü “Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu”nu açıklayan Sağlık Bakanı Sayın Koca’ya ait: "Geçmiş olsun" ziyareti sebebiyle bir ilimizde 190 kişiye virüs bulaştığını; bir diğer ilimizde de asker uğurlamasında 58 kişi virüsle enfekte olduğunu” açıkladı.

Sayın Bakan’ın bu açıklamasını garipsedik mi? Hayır. Çünkü bu tür açıklamaları vakayı adiden oldu. Zira salgınla beraber onca uyarıya rağmen kurallara uymamakta direnen içimizde az sayıda beyinsiz var. Bunlar, ne mevlit okutmaktan ne taziyeye gitmekten, ne asker uğurlamaktan ne geçmiş olsun ziyaretinden ne bayram gezmesinden ne iftar daveti ve iftar vermekten ne de eşini-dostunu görmekten geri kalıyorlar. Testi pozitif çıkan yakınını ziyaret etmeye kalkana engel olduğu için güvenliği bıçaklayan bile var. Karantina uygulamasından kaçanlar, hastalığını veya gidip geldiği yerleri gizleyenler, testi pozitif çıktığı halde hastaneden kaçıp başka doktora muayeneye gidenler, temastan kaçınmayanlar, sosyal mesafeye riayet etmeyenler, hayat ve her şey normalmiş gibi rutin hayatından ödün vermeyenler…Maalesef say say bitmiyor.

Normalleşemediğimizden esnaf kan ağlıyor, birçok sektör iş yapamadı, insanımız işine gidemedi, böyle giderse üretim ve çalışma olmayınca ekonomi iyice felç olacak gibi endişeler hiç önemli değil bu tipler için. Dünya yıkılsa umurumda mı dünya derler. Tek başına Fahrettin Koca da dokuz doğursun. Bir gün normalleşeceğiz diye gün sayan büyük çoğunluk da bekleye dursun. Zira daha çok beklerler…

Kimse kusura bakmasın, içimizde birbirinin kopyası bu beyinsiz takım olduğu müddetçe 1 Haziranda başlayan ve adına “Kontrollü sosyal hayat” denilen normalleşme adımları uzar gider. Toplamda 23 gün sokağa çıkma yasağının üzerine daha ne yasaklar gelir. Esnaf daha çok kepenk kapatır.

Merak ettiğim, kafasına koyduğunu yapan bu tipler mi normal yoksa konan kuralları birebir uygulayıp olağanüstü bir hayat süren diğer çoğunluk mu? Kahir ekseriyet yoğurdu üfleyerek yemek suretiyle rahatından ve gündelik yaşantısından ödün vererek yaşadığına, bunlar ise hiçbir şey yokmuş gibi bir hayat sürdürdüklerine göre bu durumda herhalde bu beyinsiz/aymaz/umursamaz/kendine Müslüman kesim normal, büyük çoğunluk ise anormal olur. 

Siz ne dersiniz bu tiplere? Atış serbest…Ağzınıza geleni söyleyin. Zira hepsi yakıştığı gibi hatta az bile gelir ve bunlar her olumsuz vasfa müstahaktırlar. Yaptıkları densizliktir, umursamazlıktır ve aymazlıktır gerçekten. Bunlara kendine Müslüman dense yeridir.

Ne yapalım bunları? Laftan sözden, kuraldan, yasaktan ve kul hakkına riayetten anlamayan bu tiplere ne dense yeri olduğu gibi ne ceza verilse yeridir. Öyle ceza verilmeli ki bunları yola getirsin ve aynı yolun yolcularına da ibret olsun. Çünkü “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” sözünden hareketle, bu tip söz dinlemeyip hasta olan ve hastalığı yayanları; devletin tedavi altına almaması, bunları bir yere doldurup kendi hallerine bırakması çok yerinde olur. Bunlar orada birbirlerine bakarak “Biz bu ülkenin söz dinlemeyen ayrık otlarıyız. Ayrı illerde olsak da aynı familyanın insanlarıyız. Kendimiz ettik, kendimiz bulduk” tekerlemesini söyleyerek imdat! Yok mu bizi kurtaran” şeklinde bağıra çağıra hayata veda etsinler.

***09/06/2020 tarihinde Pusula haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

7 Haziran 2020 Pazar

Sorun Ağzım ve Burnumda (1) *

Aylardır yaşadığımız koronavirüs bize gösterdi ki virüs ağız ve burun yoluyla bulaşıyor. Benim ağzım ve burnumdan sana, sizinkinden de bana. Yani sorun ağız ve burnumuzda. Bundandır ki yetkililer birbirinize yaklaşmayın, temas etmeyin, sosyal mesafeye riayet edin ve maskenizi takının şeklinde bizi sık sık uyarıyorlar.

Aslında biliyordum esas sorunun ağız ve burnumda olduğunu. Sadece bunu dile getirmiyordum. Ancak kendimle yüzleşmek istemiyordum. Birilerinin de bu problemimi yüzüme vursun istemezdim. Ama olan oldu. Zira sağır sultan duydu, sorunun ağız ve burnumdan kaynaklandığını. Zaten problemi en aza indirelim diye ağız ve burnu kapatacak şekilde maske zorunluluğu da bundan. Bunun nasıl farkına vardın derseniz, anlatayım efendim:
*Burnum her şeye burnunu sokuyor, her şeye karışıyor. Bu yüzden kavgalarda önce burnumu dağıtırlar.
*Sinirleniyorum, burnumdan soluyorum.
*Üşütüyorum, olur olmaz burnumu çekiyorum.
*Rahatlamak için lavaboya gitmekten üşeniyor, başkası tiksinecek mi demem, burnumla bir güzel oynuyorum.
*Lavaboya gidersem de başkası rahatsız olur mu demem, bir güzel temizlerim. Ardımdan gelen geldiğimi bilsin diye lavaboda da iz bırakırım. Çünkü acil işim var. Başkası gibi boş değilim ki...Üstelik buranın bir temizlik görevlisi var. Ben işimi yaptım, o da işini yapsın.
*Rahatsız olduğum zaman burnumu birkaç çektikten sonra kağıt mendil türünden ne bulursam insanlar içerisinde silerim.
*Hapşırır, ortamdakilere Ya Rabbi, şükür" dedirtirim. Ağız ve burnumdan çıkan salya-sümük kaç km hızla gider, bilemem. Bildiğim değme arabalardan daha hızlı gittiğidir. Bu durumda tek yaptığım, kafamı boş bir alana doğru çevirmek, başkası nasiplenmesin diye elimle ya da peçete ile kapatmaya çalışmak.
*Rahatsızlığımdan dolayı burnum kapalı olur, ceremesini ağzım çeker. Zira ağzımdan destek alırım.
*Derin bir uykuya dalarım. Horlamam ile yanımdakilere ya sabır, çektiririm.
*Burnum koku almaz, almaz diye dert yanarım. Koku alır, etraf ne pis kokuyor derim. Ortamın kirletilmesinde kendi payım var mı diye de hiç düşünmem.
*Ayıpladığım ve kınadığım her şeye burun kıvırırım.
*Bazen ölümle burun buruna gelirim.
*Bazı acılarda burnumun direği sızlar.
*Pek kimseyi beğenmem. Zira burnum hep havada, sanki dağları ben yaratmışım gibi.
*Özlemini duyduğum şeyler burnumda tütse de burnum havada olduğu için yerde bulsam bile tenezzül etmem.
*Yaşadığım hayatın çoğu sahneleri burnumu sürter, burnumdan fitil fitil getirir ve anamdan emdiğim süt burnumdan gelir.
*Kargayı kılavuz edinmedim. Ama insan evladı diye kılavuz seçtiklerim kargayı aratmadı. Zira burnum pislikten kurtulamadı.
*Burnumdan kaynaklanan tüm bunlara rağmen burnumun büyüklüğünden midir, burnumun ucunu dahi göremiyorum.
*Salgın gösterdi ki virüs, burnumun içinde yuvalanıyor. Buradan alınan mukoza numunesi ile hasta olup olmadığımız ortaya çıkıyor. 
Gördüğünüz gibi burnumdan kaynaklanan sorunlarım o kadar çokmuş ki ağzıma sıra gelmedi ve say say bitmedi. Bereket sizde burnunuzdan kaynaklanan böyle sorun yok. Ağzımı da diğer yazımda ele alalım.

*10/06/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

5 Haziran 2020 Cuma

Hafta Sonu Yasakları Kabak Tadı Vermeye Başladı

Bilim Kurulunun önerisiyle 6-7 Haziran günlerinde yine hafta sonu yasağı geldi. Bana sürpriz geldi bu yasak. Bu yasakla birlikte 11 Nisandan itibaren uygulanan hafta sonu yasağı toplamı 25 gün oldu.

Güya 1 Hazirandan itibaren daha önce kısıtlama getirilen birçok yasak kalkmış, normalleşme adımları atılmış, uzun süre kapalı kalan birçok sektör rahat bir nefes almıştı. Bazı kısıtlılıklar devam etse de yasaklara elveda demiştik. 

Sizi bilmem ama bana göre bu hafta sonu yasakları kabak tadı vermeye başladı ve gir-çık, çık-gir işinden gına geldi.

Anladığım kadarıyla yapılan her toplantıda Bilim Kurulu üyelerinin tek tavsiyesi, yasak önermek. Başka da akıllarına bir şey gelmiyor. Sanırım üyeler, devlet memuru kafasıyla bu öneriyi getiriyorlar. Nasılsa devlet memurları cumartesi-pazar günleri tatil. Tatil olunca millet kendini ya alışveriş çılgınlığına verecek ya da soluğu piknik yerlerinde alacak diye düşünüyor olmalılar. Evet devlet memurları hafta sonları tatil yapıyor. Ama bu ülke, sadece devlet memurlarından ibaret değil. Üç-beş kuruş para kazanmak için dükkanını açan esnafı var, elinin emeğiyle asgari ücretle çalışan milyonlar ve bunlara istihdam sağlayan özel sektör var. Ekonomiyi esas ayakta tutanlar da bunlar.

İnsanları “Aman şunu yaparlar, aman bunu yaparlar, bunun sonucunda telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkar” düşüncesiyle ikide bir evlerine kapatmak iş değil. Bilimsel hiç değil. Çünkü her yasağın çiğnenmek için cezp edici bir yönü vardır.

Kurul üyeleri sanırım bu öneriyi sunarken eski MEB Bakanı Emrullah Efendi gibi düşünüyorlar. Emrullah Efendi’ye atfen söylenen sözü burada zikredeyim: "Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim” dediği rivayet edilir. Bizim Kurul üyeleri de getirilen yasaklarla dışarıda hiç insan olmazsa koronavirüs ile daha iyi mücadele ederiz diye düşünüyor olmalılar.

Bilim Kurulu üyeleri sürekli korku pompalamak ve bunun sonucunda yasak önermekten bir an evvel vazgeçmeliler. Bir işleri de haddinden fazla verilen korkuyu yenmek olmalı. Çünkü korkuya dayalı bu yasaklar, salgın riskinin ötesinde onulmaz yaralar açmaya namzettir. Çünkü her yasak, ekonomiye büyük darbe vuracaktır ve beklenen normalleşmeye katkısı olmayacaktır. Çünkü sürekli yasak getirilmesi, hem yasak öncesi hem de yasak sonrası alışveriş merkezlerine insanlarımızın akın etmesine sebebiyet vermektedir. Bu da salgın riskini daha da artırmaktadır. İnsanımızın bu durumu bana eski kışları hatırlattı. Karların çok yağdığı eski kışlarda, kırsal kesimde yaşayan insanımızın çoğunun ahırı olur, ahırında da büyükbaş havyanı olurdu. Bu hayvanlar çoban nezaretinde yayılmaya gönderilirdi. Ne zamanki çok kar yağdığında hayvanlar karlar eriyinceye kadar ahırlarında hapsolunurdu. Güneş açıp karlar erimeye başlayınca hayvanın ayakları açılsın diye annelerimiz hayvanı ahırdan çıkarırdı. Aylardır dışarı yüzü görmeyen hayvan dışarı çıkınca ne yapacağını şaşırır, bir oraya bir bu tarafa koşar. Daha olmadı duvara toslar, bir türlü normal davranamazdı. Çünkü bunun için epey bir zamanı geçmesi gerekiyordu. 

Hasılı, Bilim Kurulunun aşina olduğumuz önerilerine Cumhurbaşkanımız da bunların bir bildiği var diyerek yasağa onay vermiş görünüyor. Unutmayalım ki her yasak normalleşme adımlarını daha da geciktirecektir.

Not: Ben bu yazıyı kaleme aldıktan sonra yasağa yarım kala, Cumhurbaşkanının yasağı iptal ettiği ajanslara düştü. İyi de oldu. Zira olması gereken bu idi. Açıklama kısaca şöyle:

“Sağlık Bakanlığımızın önerisi ve İçişleri Bakanlığımızın genelgesi ile bu hafta sonu da 15 ilimizde sokağa çıkma sınırlaması uygulanacağı dün gece ilan edilmişti. Fakat vatandaşlarımızdan aldığımız değerlendirmeler, bizi kararı yeniden gözden geçirmeye yöneltti. Tek amacı hastalığın yayılmasını önlemek ve vatandaşımızı korumak olan bu kararın, farklı sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açacağı anlaşıldı. 2,5 aylık bir aradan sonra yeniden günlük hayatını düzenlemeye başlayan vatandaşlarımızın sıkıntıya düşmesine gönlümüz razı olmadı. Bunun için, Cumhurbaşkanı olarak, 15 ilimizi kapsayan hafta sonu sokağa çıkma sınırlaması uygulamasını iptal etme kararı aldım. Vatandaşlarımdan, MASKE-MESAFE-TEMİZLİK kurallarına bu süreçte de titizlikle riayet etmelerini önemle rica ediyorum.