28 Aralık 2019 Cumartesi

Genç Bilaller Yarıştı *

"Genç Nida", "Genç Sada", "Genç Muhafızlar", "Genç Hutbe" ve "Genç Bilaller" başlıklı yarışmalar Din Öğretimine bağlı İHO ve İHL'lerde her yıl yapılır. Önce her okulun kendi bünyesinde, ardından ilçe, il, bölge, son olarak da ulusal düzeyde yapılan bu yarışmalar "Kur'an'ı Kerim'i yüzünden ve ezberden güzel okuma, ezanı güzel okuma ve hutbe irat etme üzerinden yapılmaktadır.

İHO ve İHL öğrencilerine yönelik yapılan bu yarışmalar, okullar ve öğrenciler arasında her yıl bir heyecan ve yarışa sahne olmaktadır. Yarışma tarihinden aylar öncesinden okullar, öğrencileri arasından seçme ve eleme yaparak okullarını ilçe, il, bölge ve Türkiye çapında temsil edecek en iyi öğrenciyi bulmaya çalışırlar. Yarışmaya katılacak öğrenciler tespit edildikten sonra rehber öğretmenler nezaretinde öğrenciler çalıştırılır.

Yarışmalar için seçilmiş nida, sada, muhafız ve Bilal isimleri de güzel ve anlamlı. Nida ve sada Kur'an'ı yüzünden okuma, muhafız ise ezberlediği Kur'an'ı muhafaza eden ve unutmayan anlamına gelir. Bilal denince akla hemen ezan ve Bilal-i Habeşi gelir. Biliyorsunuz Bilal İslam'ın ilk müezzinidir ve ezan okumasıyla meşhur bir sahabidir.

Her yıl değişik okulların organizesi ve ev sahipliğinde yapılan bu yarışmalardan "Genç Bilaller Ezan Okuma Yarışması, Konya İli İkinci Bölge Finali" adıyla 27 Aralık 2019 günü Mehmet-Lütfi Gülşen Anadolu İHL'nde yapıldı. 

Dinleyici olarak katıldığım bu yarışmada birbirinden güzel 17 öğrenci, bizlere ezan ziyafeti sundu. İsmi anons edilen her yarışmacı, sahneye çıkarak kendinden emin bir şekilde  ezanını okudu. Farklı makamlarda ve farklı ses tonlarıyla okunan ezanlar, kulağımızın pasını sildi. Dinledikçe mest olduk. Bazı öğrencilerin aynı ezan içinde, farklı makamlara geçiş yapmaları da görülmeye değerdi. Üç saati bulan yarışmada vaktin ne zaman geçtiğini anlayamadık bile. 

Hangi öğrenci birinci olacak, sonucunu beklemeden salondan ayrıldım. Ayrıca birinciyi hiç de merak etmedim. Zira bana göre hepsi birinciydi. Yarışmada en zorlanan da öyle zannediyorum jüri üyeleri olmuştur. Çünkü yarışmacıların sesi güzel. Hepsi ses ve makam eğitimi almışlar. İşlerinin ehli. Adları Bilal olmasa da hepsi adı üzerinde birer Bilal. Bu durumda jürinin yerinde olmayı hiç istemezdim. Ama zorlansalar da ilk üçe giren öğrenciyi belirlemek için mecburen sağdan soldan kırparak puan verecekler.

Başta yarışmayı organize eden okul yöneticileri olmak üzere bu ve diğer yarışmalarda sorumluluk alıp emek sarf edenleri gönülden tebrik ediyorum. Birbiriyle vakur ve centilmen bir şekilde yarışan genç Bilalleri hassaten tebrik ediyorum. Allah yollarını açık etsin. Sayılarını çoğalsın. Okudukları ezanın anlamına uygun yaşamayı nasip etsin. Kendilerini en yakın zamanda camilerde görev yaparken  görmek en büyük arzumuzdur. Böylece sesi olmayan, ses eğitimi almamış, makam nedir bilmeyen ama camilerde görev yapmaya devam eden, bencileyin kara düzen ve tek düze ezan okumaya devam eden görevlilerden kurtulmuş oluruz.

*30/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

27 Aralık 2019 Cuma

Kötülük ve Kötülerin Kol Gezdiği Yurt Ortamları *


Zaman zaman artan, zaman zaman azalan ama bir türlü bitmeyen ve sürekli haber konusu olan, haberi duyduğumuzda içimizi paralayan bir konu var: Çocuğa taciz ve istismar olayları. 

Uğradığı tacizi korkusundan gizleyip kimselere anlatamayanlar olduğu gibi uğradığı tacizi bir vesileyle anlatıp gün yüzüne çıkaranlar da oluyor. 

En fazla taciz olaylarının vuku bulduğu yerler de maalesef yurtlardır. Kendi kendini korumaktan aciz yumurcaklar ya bir belletmen ya bir yurt çalışanı tarafından defalarca tacize maruz kalabiliyor. 

Yurtlar ister devlete, ister özel sektöre, ister bir vakıf veya derneğe ait olsun çocuğa istismar olayları her birinde vuku bulabiliyor. Okusun, iyi bir eğitim alsın diye  anne babaları tarafından başkalarına emanet edilen çocukların bir kısmı, yurt hayatında tacize uğradığı haberlere konu olmasına rağmen anne babalar, hala çocuklarını yurtlara nasıl teslim ediyorlar? Çok anlayabilmiş değilim. Bir anne baba için çocuğunun iyi bir eğitim alması elbette önemlidir. Ama daha önemlisi çocuğun psikolojisi, mutluluğudur. Çocuğun, başına gelebilecek bir taciz olayı çocuğun hayatını karartabilir. Hiçbir şey olmasa bile bu çocuk hayata küser. Belki de içine ata ata büyüyünce psikopat biri olacak. Nitekim Ordu ilimizde meydana gelen üniversiteli kızı katleden caninin, mahkemede verdiği ifadede "Yurtta kalırken iki defa tacize uğradığını, bunu kimseye söyleyemediğini, bundan dolayı yurttan kaçtığını ve bundan sonra insanlara kötülük yapacağına karar verdiğini" söylemesi bizi taciz olaylarına karşı düşündürmelidir.

Üniversite yurdu dışında öğrencilerin -kime ait olursa olsun- yurtlarda kalmasını tasvip etmiyorum. Haydi diyelim ki lisede de öğrenci yurtlarda kalabilir. Bu yaşta çocuk kendisini koruyabilir. Ama daha ilkokul ve ortaokul çağındaki çocukların, yurtlarda kalmasına hiç sıcak bakmıyorum.  Daha ana kuzusu bu çocuklar. Kendi kendilerini koruyamaz, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilemezler. Olup bitenlerden ibret almayan ve ders çıkarmayan anne babalar, hala çocuklarını yurtlara yerleştirmeyi düşünüyorlarsa böyle anne ve babalar kusura bakmasınlar ama çocuklarının iyiliklerini değil, istemeyerek de olsa kötülüklerini istiyorlar demektir. Çünkü yurt ortamlarında taciz riski daima vardır.

Çocuğunu seven anne baba, şeytanın kol gezdiği yurtlardan mümkün mertebe çocuğunu uzak tutmalıdır. Eğer bulunduğu yerde çocuğunun iyi bir eğitim alacağı bir eğitim yuvası yoksa anne baba, gerekirse şehre göç etmelidir. Buna imkanı yoksa çocuğunu yurda vermektense gerekirse çocuğu cahil kalsın ama yanında tutsun. Bana cahil bir evlat mı istersin yoksa tacize uğramış bir çocuk mu derseniz, çocuğumun cahil olmasını yeğlerim. Anne babalar, aman dikkat! Dimyat’a giderken evdeki bulgurdan olmayalım. Çocuklarımızın hayatıyla oynamayalım.

*08/01/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Asgari Ücret Konusunda Bir Türlü Sadede Gelemedik ***


Ülkemizde asgari ücretle çalışanların net sayısını bildiren elimizde bir veri yok. DİSK’in açıkladığı rapora göre geçimini asgari ücretle sağlayanların sayısı 10 milyon civarında imiş. Tüm asgari ücretlilerin beklediği 2020 yılı asgari ücret oranı ve miktarı nihayet Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından açıklandı. Yüzde 15,03 oranında yapılan zamma göre 2020 yılında asgari ücret, brüt 2.943 lira oldu. Yani bir asgari ücretlinin eline asgari geçim indirimi hariç net 2.324 lira geçecek.

Asgari ücretliye verilen bu zam oranını, yeterli görenler olduğu gibi yeterli görmeyenler de var. Sayın Bakan “Merkez Bankasının 2019 yılsonu enflasyon rakamının yaklaşık yüzde 12 civarında olacağını açıkladığı bir ortamda, biz işçimize yüzde 12’nin üzerinde bir zam vererek onları enflasyona ezdirmedik” açıklamasını yaptı. Türk-İş ise, açıklanan asgari ücreti az bularak toplantıyı terk ettiğini açıkladı. Türk-İş, yanına “Asgari Ücret tespit Komisyonuna” katılan diğer dört işçi temsilcini de alsa, hep beraber açıklanan asgari ücret miktarına muhalefet şerhi koysalar kaç yazar! Nasılsa komisyonda beş hükümetin, beş de işverenin temsilcisi yer alıyor. Toplamları 10 eden bir çoğunluğun karşısında, beş işçi temsilcisi ne yapabilir. Karar daima 10’a 5 çıkar.

Açıklanan asgari ücret rakamını, adı konmamış bir ekonomik krizden geçtiğimiz günümüzde Bakan gibi yüksek bulanlar çıkabilir. Eldeki imkanlara göre bu oran iyi bir rakam denebilir. Zira işçi ve memuru için hükümetin verdiği 2020 zam oranı, yüzde 15’in çok altında kaldı. Ama asgari ücretliye verilen bu oran ve ellerine geçecek net miktar, asgari ücretliyi yine memnun etmeyecek. Ev kiralarının ortalama 1.000 lira olduğu günümüzde 1.000 lirasını kiraya veren bir asgari ücretli, geriye kalan 1.324 lira ile bir ay boyunca nasıl geçinsin?

Açıkladığı rakamla, asgari ücretliye enflasyonun üzerinde bir zam yaptık, onları enflasyona ezdirmeyeceğiz diyen Sayın Bakan, “Ülkede kriz var, herkes taşın altına elini koyacak. Bu sene zam falan yok, işçi de enflasyonun altında ezilecek” deseydi, bu durumdaki işçilerin hali nice olurdu? Bir düşünün… Bereket, siyasilerimiz bu konuda çok insaflı ve duyarlı. Bugüne kadar geçmişten günümüze hiçbir hükümet işçisini ve memurunu enflasyona hiç ezdirmedi.

Hükümet ve işveren temsilcileri, eldeki imkanları zorlayarak verilebilecek en iyi zammı tespit etmiş olabilirler. Bundan iyisi can sağlığı denebilir. İşçinin durumu kadar bir işçinin işverene maliyeti de malum. Kolay değil işçi çalıştırmak ve asgari ücrete çalışmak. Allah işverene de işçimize de yardım etsin. Umarım eldeki imkanlar çerçevesinde bu zam oranını tespit eden “Asgari Ücret Tespit Komisyonu” üyeleri, altına imza attıkları asgari ücret ile geçinilebileceğine ilk önce kendilerini inandırmışlardır.

Her yıl aralık ayında açıkladığımız rakam, işçinin alın terinin karşılığı olmayacak ve sırtı herkesten fazla terleyen asgari ücretliyi, eline geçecek net ücret memnun etmeyecekse asgari ücretin mantığını bir düşünmemizde fayda var. Bu mantık devam ettiği müddetçe işçiye yüzde 20, yüzde 30’lar civarında zam yapsak da işçinin yarasına merhem olmayacak. Biz asgari ücretliye zam yapmadan önce, bu ülkede çalışan bir insanın kimseye muhtaç olmadan, insanca yaşayabileceği bir taban aylığı tespit etmemiz, sonra yıllık zammı konuşmamız gerekiyor. Zira bu zamlarla asgari ücretli belini doğrultamaz. Brüt ücret ile net ücret arasındaki farka bakınca, kıt kanaat geçinmeye çalışan ve belini doğrultamayan asgari ücretlinin sırtından devlet, iyi vergi kesiyor. Vergisiz olmaz. Zira devlet verilerle ayakta durur. Ama devlet, asgari ücretliden ziyade başka kalemlerden kaynak bulma arayışına girse daha iyi olur.

Sonuç olarak devleti yönetenler, devlet adına komisyonda yer alanlar, asgari ücretliden yüksek vergi kesintisi yapanlar ve işçi çalıştıran işverenler, tespit ettikleri ücret için önce bir empati yapmalılar. Kendileri bu ücrete -haydi insafsızlık yapmayalım- iki katı ücret ile geçinebilirler mi? Geçinsinler. Açıklanan asgari ücrete kimsenin itirazı olmaz.

***28/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.