21 Aralık 2019 Cumartesi

Niyet Üzüm Yemek mi? *

Kırıkkale Üniversitesi Genç Kalemler Topluluğu ile Bilim ve Sanat Topluluğu Dünya Arapça Günü ile ilgili bir etkinlik gerçekleştirir. Etkinliği, Fen-Edebiyat Fakültesi Arapça Mütercim-Tercümanlık Bölümü öğrencileri hazırlar. Bu etkinlikte İstiklal Marşının ilk iki kıtası da         -etkinliğe katılan yabancı öğrenciler de anlasın diye- Arapçaya çevrilerek bir öğrenci tarafından Arapça olarak okunur.

Etkinlik, sosyal medyada paylaşılınca sosyal medyada kıyamet koptu: "Vay efendim! Nasıl olur da İstiklal Marşı, Arapçaya çevrilerek okunur? Bu saygısızlığa kim, nasıl cüret edebilir? İstiklal Marşı, Arapça okunmakla daha Müslüman olunmaz." paylaşımları en hafif kaçan paylaşımlardan. Üşenmedim. Bu paylaşımların altına yazılan yorumlara göz attım. Bazı yorumları sizinle paylaşmak isterim:
"Yazıklar olsun böyle şerefsizlere ki Allah bunları bildiği gibi yapsın."
"Başıyla k.ç. farklı yere monte edilmiş birilerinin marifeti."
"Türk yurdunda yaşa, Arap hayranı ol. Çok seviyorsan Arap'ı, git onunla yaşa. Oksijenime ortak olma."
"Eee abi! Bu kadar Suriyelinin, Arap severin, Türk ve Türkçülük düşmanının olduğu  yerde ne bekliyordun ki? Ne mutlu Türküm diyene!"
"Daha Müslüman değil, daha hain olunur."
"Arapça milli marş mı? Allah belanızı versin."
"Araplaşma Türkiye! Araplaştıkça ahlaksızlaşıyorsun Türkiye!"

En masum paylaşımların altına benim tespit edebildiğim yorumlar bunlar. Varın ötesini siz düşünün.

Arapça mütercim ve tercümanlık mesleğini icra edecek, Arapça eğitimi alan öğrencilerin, Dünya Arapça Gününde düzenledikleri bir etkinlikte, aralarında bulunan yabancı öğrencilere Milli Marşımızı anlayacakları dilden okumalarında ne sakınca olabilir? Bir bardak suda fırtına koparmanın mantığını çok anlamış değilim. Kimsenin niyetini bilemem ama bu paylaşım ve yorumların çoğunda ben iyi niyet göremedim. İşin içine ne zaman Arapça girse, Araplar konu olsa içimizden bir kesim hop oturur, hop kalkar. Bir damarları kabarır hemen. İçlerinde ne varsa boşaltır, kinini de kusarlar. 

Kimse unutmasın, Arapça kutsal bir dil değil, tıpkı diğer diller gibi bir dildir. Arapça okumak, Arapça konuşmak Müslümanlığın bir ölçütü değildir. Bir etkinlikte okumak için Arapçaya çevrilen Marşımız bir yere gitmiyor, değişmiyor ve bundan dolayı dilimiz Türkçeye de bir halel gelmiyor, Türklüğümüzden de ödün vermiş olmayız. Araplaşmayız. Yine Türkoğlu Türk kalırız. Bu etkinliğin bir bölümünde Arapça okunan İstiklal Marşından dolayı da birileri kalkıp bundan sonra Marşımızı Arapça okuyalım demez.

Durum bu iken bir bardak suda fırtına koparmanın âlemi nedir? Bizim kendimize, dilimize ve Marşımıza güvenimiz mi yok yoksa? 

Hiç unutmam, 1982 veya 83 yılında orta iki veya orta üçüncü sınıf öğrencisi iken İngilizce öğretmenimiz, tamamı Türkçe konuşan bizim sınıfa, kendisinin İngilizceye çevirdiği Gençliğe Hitabe'yi ezberletmişti. İngilizce Gençliğe Hitabe'yi ezberlediğimizden dolayı Gençliğe Hitabe, İngilizceye dönüşmedi, kaybolmadı ve Gençliğe Hitabenin Türkçesini de unutmadık.

Arap hayranı falan değilim. Bugünkü savruluşlarından dolayı Araplara herkesten fazla ben kızarım. Ama Arap düşmanı değilim, hele Arapçanın asla. Nitekim başka dil ve ırklara da düşman olmadığım gibi.  Kendi dilim Türkçenin gelişmesini ve dünya dili olmasını canı gönülden arzu ediyorum. Bu Arapça İstiklal Marşı nasıl bir şeymiş diye de hiç merak etmem. Bazılarında -kendileri kabul etmese de- ırkçılık kokan ve bir kavme ve onun dilini görünce horoz kesilen söylemlerini iyi niyetle bağdaştıramıyorum. 


23/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Asgari Ücrete Kökten Çözüm


Her aralık ayı bir sonraki yılın asgari ücret miktarını tespit için taraflar bir araya gelerek hummalı bir çalışmaya girerler. İşçi sendikaları bir fiyat ortaya koyar. Bundan aşağısı olmaz derler. İşçi, büyük beklenti içerisine girer. Sonunda dedikleri olmaz. Çünkü açıklanan rakam işçi kesiminin beklentisinin çok altında kalır. 

Bu durum her yıl böyle. Benim önerim her yıl asgari ücret tespit komisyonu belirlemeye ve bu komisyonun toplantı üstüne toplantı yapmasına gerek yok. Boşu boşuna komisyon üyelerine her toplantı için huzur hakkı vermeye de gerek yok. Öyle bir kural konmalı ki herkes özellikle işçi kesimi kaderine razı olmalı. Asla beklenti içerisine girmemeli. Kaderim kaderim demeli. Açıklayacağım rakam ve koyacağım kural, işveren kesimini memnun edecek. Hop oturup hop kalkmayacak. Enflasyon da verilen ücretten dolayı azmayacak.

Malumunuz 2019 net asgari ücreti 2020 lira 90 kuruştur. Benim önerim: 2020 yılında zam yapılmaması. Ücret miktarının 2020 lira olarak kalması, küsurat olan 90 kuruşun silinmesi ve her yıl bir lira artması.

Ne demek istiyorum?

2020 yılı asgari ücret 2020 TL
2021 yılı asgari ücreti 2021 TL
2022 yılı asgari ücreti 2022 TL
.....
2050 yılı asgari ücreti 2050 TL...

Sanırım koyduğum kuralın mantığını kavradınız. Hangi yıla gelinmişse ücret o kadar. Bu öneriye kimin itirazı olur? Ancak şapka çıkartılır. 

Gördüğünüz gibi konu memleket meselesi olunca çorbada tuz misali bir katkım olsun istedim. Getirdiğim öneri ile hükümetin eli rahatlayacak. İşveren daha bir köşe olacak. İşçi kaderine razı olacak. Enflasyon, artıştan dolayı etkilenmeyecek. Herkes önünü görecek. Aralık ayı nafile turları ile meşgul edilmeyecek. Burada tek dezavantajlı durum, komisyona katılanlar huzur hakkından mahrum kalacaklar. Bu kadar da olsun. 

Hasılı benim bu hesabıma göre 2050 yılının ücreti bile belli: 2050 TL...

Ne buyurdunuz efendim?

18 Aralık 2019 Çarşamba

Devleti Kutsamak *


İnsan ve toplum birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Çünkü insanoğlu sosyal bir varlıktır. Birbiriyle anlaşabilse de anlaşamasa da beraber yaşamak zorunda. Topraktan yaratılan ilk insanla birlikte insanoğlu çoğaldı. Mevsimlere göre bir yerden bir başka yere göçtü durdu. Geçimini avcılık ve hayvancılıkla sağladı. Ekip dikmeye başlayınca yerleşik hayata geçti. Yerleşik hayatla birlikte insanoğlu kendi eliyle devletler kurdu, sınırlar oluşturdu. İstedi ki bu kurduğu devlet, düzeni sağlasın ve kendisine hizmet etsin.

Devlet dediğimiz, insanın kendi eliyle oluşturduğu bir tüzel kişilik iken bazıları devleti kutsallaştırıyor. Devlet kutsal mıdır? Bana göre devlet önemlidir, olmazsa olmazdır ama kutsal değildir. Kutsal olan insandır. Çünkü görüp kullandığımız her şey gibi devlet de insanın eseridir. 

Devlete kutsallık atfedildiği zaman ne olur? Ne sakıncası var denebilir? İş devleti kutsal kabul etmekle kalmıyor. Devlet adına iş yapanlar da kutsal görülmeye başlanıyor ya da devleti yönetenler kendisini kutsal görmeye başlıyor. Kutsal olanı eleştiremez, yanlış yaptığı zaman karşısında duramazsın. Esas sorun da burada başlıyor.

Düşünce suçlarından ceza almışların çoğunun suçu, devlete karşı suç işlemiş olmalarıdır. Millet adına devleti yönetenler, eleştiri hakkını kullananların eleştirileri hoşlarına gitmeyince her tarafa çekilebilen kanun maddelerinin arkasına sığınarak düşünceyi susturma yoluna gidebiliyor. Bir zamanlar insanımız askeriyeyi ağzına alamazdı. Hemen TSK'yı tahkir ve tezyiften hakkında suç duyurusunda bulunurdu. Cezaevinde olanlar için bir af veya ceza indirimi söz konusu olduğunda devlete karşı işlenmiş suç kabul edildiği için düşünce suçluları, af veya ceza indiriminin kapsamı dışında bırakılıyor. 

Bürokrat veya üst yönetici adına ne dersek diyelim devleti yönetenler, vatandaşın emrinde ona hizmeti şiar edinmesi gerekirken vatandaş onlara hizmet eder hale geliyor. Saygı onlara gösteriliyor, taltif ve ikram onlara yapılıyor.

Savaşı onlar çıkarır, sen ölürsün. Ekonomiyi yönetemezler, vatandaşın vergilerini har vurur, harman savurur; yerli yerince kullanmazlar krizi ve ceremesini sen çekersin.

Külfet daima halkın, nimet ise onlarındır. İtiraz edersen sana bir güzel had bildirirler. Devlet bunu yaparken devletin imkânlarından azami derecede faydalananlar da yapılan hadsizlikte devletin yanında yer alırlar.

Sonuç olarak devleti, devlet adına iş yapanları kutsamak doğru değildir. Devlet dokunulmaz, hesap sorulmaz değildir. Devlet devletliğini, vatandaş da vatandaşlığını bilecek. Vatandaş vergisini verecek, devlet ve devleti yönetenler de vergiyi yerli yerinde kullanacak, vatandaşın ihtiyacı olan hizmetleri yerine getirecek. Devleti yönetenler/üst yöneticiler kendi rahatlarından önce vatandaşın rahatını düşünecek.

27/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.