15 Aralık 2019 Pazar

İstanbul'da Öl de Göreyim! *

"İBB tarafından hazırlanan 2020 fiyat tarifelerinde mezar ve cenaze hizmetlerine de zam yapıldı." başlığını görünce merak ettim mezar fiyatları ne kadardır diye. Fiyatları görünce iyi ki İstanbul'da yaşamıyorum dedim. Çünkü ölmeden öldüm.

Haberi okumayanlar için İstanbul mezar ve cenaze hizmetlerini özetlemek istiyorum. İlk defa haberiniz oluyorsa öyle zannediyorum, dudaklarınız uçuklayacak.
*Tabutlu defin ücreti 300 TL'den 350 TL'ye,
*Karacaahmet, Çengelköy, Nakkaştepe'nin içinde bulunduğu 1'inci bölge mezarlıklarda boş mezar yeri bedeli 30 bin TL'den 34 bin TL'ye,
*İkinci grupta yer alan İçerenköy, Pendik, Maltepe gibi ilçelerdeki boş mezarlık bedeli 12 bin TL'den 14 bin TL'ye,
*Tuzla, Ümraniye, Çekmeköy gibi ilçelerdeki ek mezarlık fiyatları 4 bin TL'den 4 bin 500 TL'ye,
*Azınlık gruplarının defnedildiği mezarlık fiyatları ise 6 bin 500 TL'den 7 bin 150 TL'ye,
*Avrupa Yakası'nda Zincirlikuyu, Ulus, Rumelihisarı (Aşiyan), Abide-i Hürriyet, Nafibaba gibi mezarlıklardaki fiyatlar ise 30 bin TL'den 34 bin TL'ye, cenazenin yanındaki boş yerin bedeli ise 15 bin TL'den 17 bin TL'ye,
*Sütlüce, Kağıthane merkez, Hasdal, İstinye gibi 2'nci bölge mezarlıklardaki bedelleri 12 bin TL'den 14 bin TL'ye,
*Kilyos, Ayazağa, Büyükçekmece, Habipler, Cebeci gibi yerlerdeki 3'üncü bölge mezarlık fiyatları da 4 bin liradan 4 bin 500 liraya yükseltilmiş.

Fiyatları gördünüz. Her bölgenin fiyatları ayrı ayrı. Sınıf sınıf… Ne dersiniz bu fiyatlara? Bu durumda öldükten sonra cenazenizin nereye defnedilmesini istersiniz? Sizi bilmem ama benimkini denize atın diyeceğim ama kültürümüzde cesedi denize atma yok. Niçin deniz dedim. Çünkü denizlere fiyat biçilmemiş. Bu durumda benimki mecburiyetten üçüncü sınıf mezarlık olsun. O da 4 bin 500 lira. Her bir bölgeyi 1.2.3.sınıf bölge diye sınıflandıran ve fiyatlandıran belediye, mezarlık yerlerini bereket, cephesine göre fiyatlandırmamış. Pekala denize nazır olursa şu fiyat, yüksek yerlerin fiyatları bu fiyat, alçak yerlerin fiyatları şu; yola bakan, iki cephesi olan mezarlıklar bu fiyat dememiş. Buna da şükür!

Diğer vilayetlerdeki mezarlık fiyatlarını bilmiyorum ama İstanbul'un fiyatları bana uçuk kaçık geldi. Anladığım kadarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi için mezar yerleri bir rant kapısı olmuş. Bir kişinin sığabileceği bir toprak parçasının fiyatı böyle astronomik olunca ev fiyatları bana çok makul geldi. Taşı, toprağı altın olan İstanbul'un anlaşılan mezarları da altın. Hem de kaç altın.

Ölüm kişiyi nerede yakalar bilinmez ama siz siz olun, İstanbul'da ölmeyi ve oraya defnedilmeyi düşünmeyin. Benim şehrim Konya'nın taşı, toprağı altın olmasa da şükür ki mezarlıkları ve mezarlık hizmetleri ücretsiz. Bana göre de olması gereken bu. Çünkü kişinin ölümü üzerinden para kazanma yoluna gitmek bana çok ahlaki gelmiyor.

*18/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Tramvayın Azizliği *

Pazar sabahı saat 07.00'de Meram'dan hareket eden Meram Yaka otobüsüne bindim. Sabah sabah yatamadım değil, açık öğretim fakültesi sınavı var. Zafer'de otobüsten indim, SÜ Kampusuna giden tramvaya bindim. Yerime oturur oturmaz vatman "Arıza nedeniyle hareket edemiyoruz. Bir müddet bekleyeceğiz" anonsu geçti. Az bekledikten sonra hareket etti. Kültür Park'a gelince tekrar durdu. Arıza anonsu geçti arka arkaya. Yolcular kendi aralarında kaza varmış dedi durdu. Kalktı kalkacak derken tramvay bir türlü kalkmadı. Yerinden kalkan soluğu vatmanın yanında aldı. Herkesin derdi aynıydı: Sınavımız var, sınava yetişeceğiz. 

Endişeli bekleyişin yerini alternatif aldı. Tramvay çalışmıyorsa geriye alternatif olarak Otogar-Bosna-Kampus dolmuşları var. Bir yarım saatlik beklemenin ardından sonunda iniş düğmesine basan indi. Koşar adımlarla Alaeddin Durağının oraya doğru yürünmeye başlandı. Gelen dolmuşun hepsi hınca hınç dolu geldi. Kimi üç, dört kişi bir araya gelerek ticari taksiye yöneldi. Orta yerde ticari taksi de kalmadı. İnsanlar kalabalıklar halinde dolmuşu belki ileride boş yakalayabiliriz umuduyla Kayalı Parka doğru yürümeye başladı. 

Her gelen dolmuşa bir otuz, otuz beş kişi bindi. İtişe sıkışa dolmuşa en son binen şanslı kişi de ben oldum. Dolmuşa bindim, kampusa kadar gittim ama ne çektiğimi gelin siz bana sorun. Sabah 07.10'da başlayan yolculuğum, tedirginlik ve koşuşturmanın ardından 08.45'te son buldu. Görev yerime bir 15 dakika gecikmeli olarak varabildim. Tramvay kazasından/arızasından görevlilerin haberi olmuş ki anlayış gösterdiler. Görevimi yapabildim. 

Sınava giremeseydim üzülecektim doğrusu. İşin ucunda bir yıl sınav görevi alamama cezasına çarptırılmak da vardı. Sabah sabah herkes evinde pazar keyfini çıkarırken iki saatlik endişe, çaresizlik ve koşuşturma da işin çabası oldu.

Sınav yerine zamanında gidemeyen ve ne yapayım çaresizliği yaşayan sadece ben miydim? Sayısını bilmiyorum ama mağdur sayısı çoktu. Hepsini toplasanız bir miting var burada derdiniz. Kimi paraya kıydı ticari taksiye bindi. (Paraya kıyanlar yine şanslı kişilerdi. Sonradan paraya kıymayı göze alanlar durakta taksi de bulamadı.) kimi telefona sarılarak eşini, dostunu çağırdı, kimi bu dolmuş dolu, ben bu dolmuşa binmem demedi; nefes nefese, ayakta dolmuşla görev yerine intikal etti. Bir iyiliği vardı dolmuş yolculuğunun. Dolmuş dopdolu olduğu için yolda bekleşenlere durmadı. Alaeddin'de duran dolmuşlar, kırmızı ışıklar dışında en son kampusta durdu. Bir de nefes nefese hareket ettiğimiz için kimse sabahın soğuğunu çekmedi. Hatta sıcaktan biraz cam açalım diyen de oldu. Bir diğer iyiliği de dolmuşçular ve taksiciler hiç olmadığı kadar pazar pazar para kazandı. Yolcu kalabalığını gören dolmuş şoförü, hareket merkezini arayarak hareketi, üç dakikaya indirin uyarısı yaptı. Burada tek kazanamayan Büyükşehir Belediyesi oldu. Çünkü tramvaylar çalışmayınca meteliğe kurşun attı. 

Hasılı bir pazar sabahı, kampus ve kampus yönündeki okullarda sınava girecek öğrenciler ve sınavda görev alan görevliler için; içinde tedirginlik, çaresizlik ve koşuşturma barındıran bir anı bıraktı. Pişmanlık da vardı: Niçin özel arabamla sınav yerine intikali düşünmedim diye. Düşünün ki herkes özel otosuyla gitmeyi deneseydi yol çeker miydi bu mahşeri kalabalığı? Burada Büyükşehir Belediyesi Toplu Taşıma Dairesi Başkanlığına da bir sözüm olsun. Tramvay yolunda bir kaza olamaz mı? Olur. İnsanlık hali ne de olsa. Tramvay arıza yapamaz mı? Yapar. İnsan yapımı ne de olsa. Böyle durumlar için özellikle sınav olduğu zamanlarda Toplu Taşıma Ulaşım Dairesinin bir B planı olması gerekir diye düşünüyorum. Pekala böyle durumlarda en kısa sürede otobüs intikali yapılabilirdi. Çünkü yüzler, binler taşıyan tramvayın yolcu kapasitesini 15-20 kişilik dolmuşlar kaldıramaz.

*16/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Takdirlik Çocuklar ***

Sınavdan çıkıp tramvaya bindim. Sınavdan çıkanlarla birlikte tramvay daha bir kalabalıktı. Tramvayda nasıl vakit geçireyim diye düşünürken bir teyze imdadıma yetişti. Kulak kabartmama gerek kalmadı. Mecburen herkes gibi ben de dinledim. Teyze biriyle telefonda herkesin duyacağı şekilde konuşuyordu:

"Ne oldu bilmem çocuğa? İlkokulda, ortaokulda hep takdirlikti. Liseye geldi, değişti. Süper bir kafası vardı. Şimdi açıktan okuyor, geçen hafta sınava girdi çıktı. Hiç derse bakmadı. Çalışsa yapar ama çalışmıyor. Nasıl oldu bilemedim. O başarılı ve takdirlik çocuk gitti, sınıfta kalan bir çocuk oldu."

Görüldüğü gibi teyze çocuğundan dertliydi. Bu şekilde dertli olan anne ve baba sayısı az değil. Çocukları zeki olmasına rağmen başarılı olamıyorlar. Halbuki zeka varsa daha ne isterlerdi bu çocuklar? Üstelik kendi yetiştikleri döneme göre neleri eksikti bunların? Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkasındaydı. Anne-babalar saçlarını süpürge ediyor. Çocuklarda tık yok. Ölü mübarekler!

Yukarıda alıntıladığım teyzenin serzenişi toplumda çoğu ebeveynin ortak derdi. Hemen hemen hepsi de çocuklarının lisedeki başarısızlığını ilkokul ve ortaokuldaki başarısı ile kıyaslıyor. Ne idi ne oldu, çocuk çok değişti, tanıyamıyoruz diyorlar. Anne babalar bu kıyasında haklı olabilirler. Ama göz ardı ettikleri bir yön var. Ergenlik dönemi savrulmalarından ve arkadaş çevresinden kaynaklanan başarısızlığı bir tarafa bırakırsak, ilkokul ve ortaokullarda çocukların başarısı, doğru dürüst objektif kriterlere göre ölçülmüyor. Çocukların aldıkları notlar ya da öğretmenlerin verdiği puanlar yanıltıcıdır. Çünkü öğretmenler bu kademelerde bol bol not basıyor. Fazla not verilince haliyle çocuğun gerçek başarısı liseye kadar gizleniyor. Doğru dürüst çalışmadan eve takdirle gelen çocuğunu görünce ebeveynler çocuklarını süper görüyorlar. Çalışmadığı halde böyle ise bir de çalışsa bu çocuk derece yapar diye düşünüyorlar.

İçinizden öğretmenler ilkokul ve ortaklık kademesinde niçin yüksek not veriyor, vermesin diyebilirsiniz. Doğru dersiniz. Olması gereken bu. Ama veliler alttan giriyor, üstten çıkıyor: "Aman öğretmenim! Çocuğumun notları düşük olmasın. Lisede okul seçiminde bu notlar önemli olacak" diyor. Bunu gören öğretmen vereyim gitsin deyip yapıştırıyor yüksek yüksek puanları. Yani çoğu çocuk hak etmediği notu alıyor. Notlar bu şekilde hormonlu olunca (Ben böyle fazladan verilen notlara hormonlu not diyorum) ne çocuk kendisini tanıyor ne de veli. Çocuk liseye gelince üstü örtülen gerçek ortaya çıkıyor. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. Çocuğumuzla ilgili ileride şok yaşamak istemiyor ve çocuğumuzun gerçek başarısını veya başarısızlığını erken yaşta görmek istiyor ve zamanında tedbir almak istiyor isek, özellikle ortaokul kademesinde sınav, performans ve proje puanlarına bir ayar vermek gerekiyor. Herkes hak ettiği puanı almalı, aile de çocuğunu durumuna göre bir yol haritası belirlemeli. Çünkü çocukların kaybedildiği kademe bu kademedir.

***19/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.