15 Aralık 2019 Pazar

Kıskandım Şu Aleyna Tilki'yi ***

Birkaç gündür gündemde Aleyna Tilki var. Ödül verildi, verilmedi tartışması üzerine kimdir bu diye baktım. Daha 19'unda bir sanatçı. "Gençliğe ilham veren 30 altı 30" kişi olarak listeye adını yazdırmış. Bu hengamede gençliğe ilham olan biri olarak layık görüldüğü ödülü alıp alamadığını öğrenemedim. Bakanlık ödül verilmedi. Zira 30 kişilik listede yok diye açıklama yapıyor. Aleyna ise ödül verildiğini sosyal medyadan paylaşıyor. Kime inanacağız bu durumda? Bir tarafta devletin açıklaması, diğer tarafta bir kadının beyanı. 6284 sayılı kadını koruma kanunu durduğu müddetçe kadının beyanını esas almak zorundayız diye düşünüyorum. Ayrıca "Psikolojim bozuldu, müzik yapamıyorum, sahneye çıkamıyorum. Bu ödül tartışması dolayısıyla maddi ve manevi sıkıntı içerisindeyim" şeklinde dilekçesiz sözlü bir şikayeti başımıza iş açar.

Ben herkes gibi ödül verildi, verilmedi tartışmasını anlamaya çalışırken sosyal medyadaki bir paylaşım dikkatimi çekti: "Gençlere İlham Veren Ödülünü alan Aleyna Tilki denilen şahsın, bugün İnstagram hesabını 2,5 milyon insan takip ediyor. Her yaptığı paylaşım binlerce beğeni alıyor ve paylaşımları merakla bekleniyor. Size şaka gibi gelebilir. Twitter üzerinden kontrol edebilirsiniz: 'Birkaç saat sonra akşam olacak' diye yazmış; 26,7 bin beğeni ve 2.854 yorum almış. Allah aşkına, sosyal medyada 2,5 Milyon takipçisi olan kaç tane hocamız, kaç tane ilim adamımız var? Milyonu geçtim, yüz binin üzerinde takipçisi olan kaç tane hocamız var? Kaç tane hocamızın paylaşımları merakla bekleniyor?" (Harun Güzel)

Her ne kadar  "Gençlere ilham veren Ödül” için ilk otuza girememeyi ben, otuz yaşın üzerindeyim, hoca değilim, ilim adamı hiç değilim diye kendi kendimi teselli etmeye çalışsam da kızcağızı kıskandım doğrusu. Nasıl kıskanmam? Daha 19 yaşında ve 2,5 milyon takipçisi var. Az bir rakam değil bu. Üstelik "Birkaç saat sonra akşam olacak" paylaşımı 26,700 beğeni almış.  Yanarım yanarım da Aleyna Tilki gibi gündem olamadığıma ve beğeni alamadığıma yanarım. Ben de sosyal medyada Facebook'u aktif bir şekilde kullanıyorum. Tanıdığımı, tanımadığımı eklememe rağmen arkadaş sayım 1795 kişi. Paylaşımlarımın beğenisi de bir elin parmaklarını geçmiyor. Bugüne kadar her konuda çokça paylaşım yaptım. Hiç aklıma "Birkaç saat sonra akşam olacak" paylaşımı gelmedi. Buradan anlıyorum ki neyi paylaşacağımı önce bir güzel düşünüp tartmam gerekiyor. Demek ki düşünüp taşınarak yapılan paylaşımlar çok beğeni alıyor. Bir diğer husus, yıllardır yaptığım paylaşımlarım toplam beğenisi, Tilki'nin akşamın olacağını bilmesi paylaşımı kadar bile değil. Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün... Ben bir yere sap olayım, koltuk kapayım diye uğraşırken bu kızımız sanal alemin fenomeni olmuş. Hem de bu yaşta.

Daha fazla beğeni ve yorum almak için ne yapabilirim? Bu kızımızı örnek alsam olur mu diye düşündüm. Sesim yok ki şarkı söyleyebileyim. Tip, boy pos yok ki resmimi paylaşayım. Vücut ve endam olsa da açılıp saçılsam...o da yok. Zaten beceremem. Hoş becersem de üşürüm bu havada. Zira hava buz gibi. Of! Olmuyor işte... Ne yapmalıyım fazla beğeni ve yorum almak için bu durumda? Tüm alternatifleri düşündüm. Aklıma başka bir şey de gelmedi. Durun ya hu! Acaba soyadımı Tilki olarak değiştirsem mi diyorum. Zaten hemşerimizmiş kendisi. Aslında soyadım Tilki değilse de bir tilki kadar kurnazım. Bakmayın siz benim saf gibi göründüğüme. Ama kimse beynin içine bakmıyor ki... Benimki de laf yani! Ona kalırsa tüm anne babalara göre çocukları çok zeki ama çalışmıyorlar… Çalışmayan, kullanılmayan ve meşhur etmeyen zekayı ben ne yapayım?

***17/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

14 Aralık 2019 Cumartesi

Listede Yine İsmim Yok

Şu Davutoğlu iyidir, hoştur, güzeldir, hemşerimizdir dedik. Başımızın tacı yaptık. Dört gözle kuracağı partiyi beklemeye koyulduk.

Nihayet partisi kuruldu. 154 kişilik kurucular kurulu listesinde ismim kaçıncı sırada diye listeyi tepeden tırnağa göz attım. İsmimi bulamadım. Gözümden kaçmış olmalı diyerek tekrar göz gezdirdim. Yine yok. Sonradan göz gezdirmeyi bıraktım, tüm listeyi tek tek okudum. Maalesef ismime yine rastlayamadım.

Kurucular kurulunda ismime yer verilmemesine üzüldüm doğrusu. Halbuki ne kadar da umutlanmıştım. Gerçi benim üzgünlüğüm sadece bu yeni kurulan partide ismimin olmamasına değil. Ülkede irili ufaklı yüz kadar parti var, hiçbirinde ismime yer verilmedi. Halbuki ne kaybederlerdi adıma yer verselerdi.

Kurucular kurulunda yer almak için müracaatın var mıydı derseniz, yoktu elbette. Buna rağmen ismimin "Ramazan Ağabey! Sensiz olmaz, sen olmazsan partimiz ölü doğar" denerek ismime listenin en ön sıralarında yer verilmesini bekledim. Ama heyhat ki heyhat!

Üzüntüm kendi adıma değil, ülkem adınadır. Çünkü listede yer alıp bir sorumluluk alabilseydim partime hizmet ederken haliyle ülkeme de hizmet etmiş olacaktım. Bu durumda ben değil, ismime yer vermeyen parti ve doğal olarak ülke kaybetmiş oluyor.

Bulunmaz Hint kumaşı mısın falan demeyin. Alınırım. Herkesin kendini Hint kumaşı gördüğü kadarım ben de. Deneme tahtası değilim ama denenmeden bilinemem.

Bugüne kadar bir siyasi tecrübem olmadı.  Zira siyasetin içerisinde yer almadım. Ama siyasetten uzak yaşamadım. Her vatandaş gibi her konuda söz söyledim, eleştiriler getirdim, çözüm önerileri sundum. Manevra kabiliyetim yüksek.

İstedim ki derin tecrübemden partiler ve ülke faydalansın. Kendi adıma bir ikbal peşinde olmadım. Neyse olan oldu. Listede ismim olmadığına göre yeni kurulacak diğer partiye umudumu bağlayacağım. Umutsuz değilim. Zira her gün bir umuttur. Siyaset de bir umuttur. Umutsuzluk bana yakışmaz.

Son söz olarak kurucular kurulunda yer almadığım partinin ismi üzerine bir şey söyleyeyim. Partinin adı "Gelecek Partisi" olmuş. Parti ismi pek içime sinmedi. Yarın muarızlar ve muhalifler bu partinin adından hareketle bu partiye "-cek, -cak partisi" diyecekler. Bu durumda bu partinin "cek, cak partisi" olmadığını en iyi ben savunabilirdim. Neyse hemşerimiz Davutoğlu kendisi bilir.



13 Aralık 2019 Cuma

İtibar Elbisesi ***


Tin süresinde insan için Allah hem "Ahsen-i takvim" hem de zıddı "Esfel-i safilin" tabirlerini kullanır. Bu demektir ki en mükemmel şekilde yaratılan insan, aşağıların aşağısı bir varlığa dönüşebiliyor. Bu iki tanımlamadan hangisini seçeceğini insanın kendisi karar verir. Zira tercih onundur.

Hayatımız bu iki vasıf üzere yani ahsen veya esfel üzerine kurulu. Tercihimizi hangi yönde kullanırsak karşılığında onu yaşarız. Buna itibar veya itibarsızlık da diyebiliriz. Yani vezir olmak da elimizde, rezil olmak da… Zira kimse bize itibar elbisesi giydirmez. Giydiğimiz elbise kendi eserimizdir. 

Ahsen-i takvim üzere yaratılan insan hata yapamaz mı? Yapar elbet. Pot kıramaz mı? Kırar elbet. Çünkü insan zaafları bol olan bir varlıktır. Zaaflarının esiri olmazsa sorun olmaz, vezir olmaya devam eder. Hata yapar, pot kırar; hatasında ve pot kırmada ısrarcı ve sürekli olmaz, kendisiyle yüzleşir, her yaptığından bir ibret alır ise hatasıyla birlikte itibar elbisesini kuşanmaya devam eder. Bunun için ne zaman, nerede nasıl giyineceğini, kime nasıl davranacağını, ne konuşacağını bilir; nereye, ne şekil gireceğine dikkat eder ise hata payı azalacağı gibi pot kırması da bir o kadar azalacaktır. Bu hassasiyeti itibarını da koruyacaktır. Ama kendisine ve arkasındaki güce çok güvenir, oturduğu koltuktan aldığı güç ile önüne gelene ayar vermeye çalışır ve had bildirmeye kalkarsa hatalar kronikleşir. Hata yapmayayım diye yoğurdu üfleyerek yemeye kalksa da hatalar ve kırdığı potlar arka arkaya gelir. Bu da itibarını sürekli aşağıya doğru çekmesine neden olur. 

Hata yapmayayım, pot kırmayayım diye çabalamasına rağmen sürekli hata yapmaya devam ederse bunun nedenleri üzerinde durmalıdır insan. Eğer haksız yere birileri hep üzerine geliyorsa bu, savuşturulur. Yıpransa da bir itibar kaybına uğramaz. Hatta bu süreçten daha güçlü çıkabilir. Özünde iyi biri olsa da yaptıkları ve konuştuklarıyla fırsat kollayanlara  sürekli malzeme veriyor olabilir. O zaman karşı tarafa malzeme vermemelidir. Kendisinde kendisinin de farkına varmadığı bir kibir olabilir. Hata ve yanlışlara bu kibir sebebiyet verebilir. Çünkü kibir insanı yer bitirir, itibar elbisesini de çıkartır, koltukta oturmaya devam ediyorsa da yerin dibine geçirir.

İtibar elbisesinin ilacı tevazudur, yani alçakgönüllülüktür. Kişiyi makamlar değil, tevazusu yüceltir. Zira tevazu kişiye itibar verir, itibar elbisesi giydirir ve halk nezdinde muteber kılar.

***14/12/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.