1 Aralık 2019 Pazar

"Benim Rızamı Almadınız" Davası ***


Beş parmağın beşi de bir değil sözünü insanlar aynı değil anlamında çok duymuşsunuzdur. İnsanda on parmak olduğuna göre on çeşit insan var diye mantık yürütebiliriz. Keşke on ile kalsa daha ne isteriz. Dünyada ne kadar insan varsa parmak uçlarından farklılıklarını görebiliriz. Bugün dünyada yedi milyar insan varsa bu demektir ki dünyada yedi milyar farklı insan var demektir.

Fiziki yön itibariyle birbirimize benzesek de iç dünya olarak çok farklıyız. Eskiden özgüvenimizi tam olarak ortaya koymadığımız için aynı gibi görünsek de çok farklıyız. Zengin-fakir, güzel-çirkin, kibirli-mütevazı bugüne kadar geldik. Ama bizi bundan sonra farklı bir insan tipi bekliyor. Okuma oranı arttıkça farklı insan tipleri kapımızı çalacak ve farklılıkların ortaya çıktığı ve bireyin ön planda olduğu, laftan ve sözden anlamayan, dünyası farklı, özgüveni (!) yüksek insan tipleri bunlar. İnsanın farklı olmasından, onun bir muamma olmasından şikayetim yok. Çeşitlilik iyidir. Ama öyle bir nesil geliyor ki bundan önce yaşayanlara rahmet okutur cinsten.

8-10 yıl öncesinde çarşıda yanıma genç biri gelip benden bir şey istedi. Verdim. İsteğini elde edince benimle konuşmaya başladı. “İşten kaçtım, çalışmak istemiyorum” dedi. Gençsin, çalışmayıp da ne yapacaksın? Yarın evlenip evini geçindirmek, namerde muhtaç olmak istemiyorsan çalışmalısın. En azından bir mesleğin ve sosyal güvencen olur dedim. “Ben çalışmak istemiyorum. Evlenme gibi niyetim de yok. Anam babam beni doğurduysa bakmak ve her istediğimi karşılamak zorunda. Bu dünyaya gelirken bana sormadılar. Mademki doğurdular, mecburen bana bakacaklar” dedi. Ya Rabbi, aklıma mukayyet ol diyerek oradan sıvıştım. Muhatap olduğum bu kişi ilköğretimden sonra okumamış, cahildir ne de olsa dedim. Çok kafama takmadım.

30 Kasım 2019 akşamı “Kim Milyoner Olmak İster” yarışma programına bakarken Türkiye derecesi yapmış ve hukuk okumuş, şimdilerde aklımın almadığı şeylerle uğraştığını söyleyen genç bir avukat, yarışmacı olarak katıldı. Kendisini tanıtırken “Ailesi ile görüşmediğini, kan bağı dışında bir bağı bulunmadığını, kazandığı para ile ailesine “benim rızamı almadınız davası” açacağını, sosyal medya gücü ile sevgi bağı edindiği yakınları olduğunu” söyledi. Yarışmacı konuşmasında “Hindistan’da da benzer şekilde bir davanın kazanıldığını ve benzeri bir film yapıldığını” söyledi. Bu konuyla alakalı “farkındalık” yaratmak istediğini belirten yarışmacıya program sunucusu Kenan İmirzalıoğlu, “Biz yine de annelerimizin kıymetini bilelim, onların kıymetini hiçbir zaman unutmayacağız” deyince yarışmacı: "Onlar bizim kıymetimizi unutmasınlar" cevabını verdi. Kenan İmirzalıoğlu: "Onlar bizi bugünlere getirmişler. Hepsine çok teşekkür ederim. En azından kendi adıma..." deyince, yarışmacı: "Ben muhalefet şerhi koyuyorum" dedi.

Kendisinden sonra dört kardeşi daha olan yarışmacıyı bu noktaya getiren “Maddi sıkıntıya düştüğü zaman aile ve akrabalarından maddi destek görmemiş olması.” Açacağı dava “Kendisinden sonra doğan kardeşlerini anne ve babası doğururken kendisinin görüşünü almamaları” üzerine olacak.

Anlattığım iki örnekten ilki “Ben doğarken ‘Dünyaya gelmek’ istiyor musun” diye sormamaları. İkinci verdiğim örnekte ise “Kendisine iyi bir imkan sunmadan, kendisinin görüşü alınmadan kardeşlerinin dünyaya getirilmesi” üzerine. Dünyanın en iyi ikna eden kişilerini bu tipleri ikna etsin diye getirseniz pes eder, çeker gider.

Ümit ediyorum ki bu şekil düşünenlerin sayısı verdiğim iki kişiden ibaret olsun. Ama görünen bu tip düşünenlerin sayısının artarak devam edeceği ve ebeveynlere “benim rızamı almadınız” davalarının mahkemelerimizi epey meşgul edeceği yönünde. Bu tiplerin sayısı artmadan, beğenmediğimiz bu anların tadını çıkarmaya bakalım. Zira yarınımız çok karanlık… Bir çocuk dünyaya getirirken de iki defa düşünün derim. Çünkü çocuğunuz tarafından “benim rızamı almadılar” davası açılacağını da lütfen hesaba katın. Hatta anne karnında iken “Yavrum! Bu dünyaya gelmek istiyor musunuz” diye sorun. Bu nasıl olacak demeyin. Bu da sizin maharetinize kalmış. Allah başta evlat olmak üzere her şeyin hayırlısını versin, beteriyle imtihan etmesin.

***03/12/2019 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.






El-İnsaf! *

24 Kasım 2019 Öğretmenler Günü münasebetiyle Selçuklu Kongre Merkezinde düzenlenen programda, Konya Valisi Sayın Toprak'ın bacak bacak üstüne atan bir kişiyi "Düzgün otur" şeklinde uyarmasının ardından bir hafta geçmesine rağmen bu olay, Türkiye gündeminden düşmedi bir türlü.

Olayın ardından bacak bacak üstüne oturan kişinin önce öğretmen olduğu söylendi, ardından yerel bir gazetenin muhabiri olduğu anlaşıldı. Konya Valisi "Olaydan duyduğu üzüntüsünü" ifade eden bir açıklama yaptı. Olayın faili muhabir, Vali Beyi makamında ziyaret ederek validen özür diledi. Birlikte çekindikleri bir fotoğraf basında yer aldı. Ulusal basına sıçrayan ve Türkiye gündeminde tartışılmaya başlanan bu olay üzerine Konya Valisi, bağlandığı TV kanallarında "Muhabiri toplantı bitimi uyarsam daha iyi olacaktı" şeklinde açıklama yaptı. Muhabirin çalıştığı gazetenin sahibi, basında ve sosyal medyada Konya Vali'sini yıpratmaya yönelik yapılan yayınlar üzerine Vali Bey’i makamında ziyaret ederek "Konya Valisinin yanındayız, yıpratılmasının karşısındayız" şeklinde bir destek açıklaması yaptı.

Gördüğüm kadarıyla muhabir kötü niyetli değil, oturuşunun şık olmadığını ifade ediyor, Sayın Vali "Böyle olmasaydı daha iyi olurdu" açıklamasını yapıyor, gazetenin sahibi "Bizim üzerimizden Vali Bey'in yıpratılmaya çalışılmasını tasvip etmiyoruz" diyor. İstemeden oluşan bu nahoş durum, tarafların iyi niyetleriyle tatlıya bağlanıp unutulmaya yüz tutuyorken 30 Kasım 2019 günü ulusal bir gazetenin internet sayfasında gazete patronunun destek açıklaması, "Vali'nin azarladığı muhabir izne çıkarıldı. Patron, özür dilemeye gitti" başlığıyla çıkıyor. Başlığı tıklayınca haberin başlığıyla, içeriği birbirine taban tabana zıt. Başlık başka şey söylüyor, içerik bir başka şey. İçerik doğru, başlık yanlış. Anladığım kadarıyla gazete içeriği beğenmemiş, buradan bize ekmek çıkmaz, bu haber okunmaz demiş olmalı ki çareyi başlığı değiştirmede bulmuş. Çünkü gazete patronunun, destek açıklamasından ziyade özür dilemesi daha dikkat çekici olur, okunur ve haber değeri olur. (Tıpkı bir zamanlar keçisi çalınan bir müftünün “Müftü, keçi çaldı” şeklinde haber yapılması gibi.) Bu gazetenin, içeriği değiştirmeden başlığı değiştirmesini ben, "Siz her ne kadar Vali Bey'e destek açıklamasına gitseniz de bunu bana yutturamazsınız. Siz bal gibi özür dilemeye gittiniz. Bunu ben böyle okuyorum" şeklinde anlıyorum. Bu yorumu gazete köşe yazarlarından biri, köşesinde böyle yorumlasa, yorumudur der, geçip giderdim. Çünkü köşe yazılarında yorumun yeri vardır. Ama haber olarak verilenlerde olay olduğu gibi verilir; yoruma, öznel değerlendirmeye yer verilmez. Ayıp olan da burasıdır. Basın etik ilkelerine de uymaz.

Protokolde bacak bacak üstüne oturan muhabirin gazete patronu, Vali'yi ziyareti esnasında "Muhabirim yüzünden şahsınızın yıpratılmaya çalışılmasından dolayı muhabirim adına özür diliyorum" demiş de olabilir. Birinin hatası yüzünden “onun adına bazen özür diliyorum demez miyiz? Unutmayalım ki özür dilemek bir erdemliliktir, bir gönül almadır. Her insan yapamaz bunu. En azından kibri el vermez buna.

Haddinden fazla gündem işgal eden bu konu, daha fazla deşelenmeden kapatılmalı artık. Çünkü iş kişiler üzerinden kurumlar yıpratılmaya gidiyor. Her birimiz hata yapabilir. Muhabir de hata yapar, vali de. İnsanız ne de olsa... Her hata yapanın ipi çekilseydi yeryüzünde insan kalmazdı. Önemli olan hatalardan ders çıkartıp yenilerini yapmamak ve yanlışımızda ısrarcı olmamaktır. Burada oturuşuyla gündeme gelen muhabir, özür beyanında bulunmuş. Vali Bey, olaydan duyduğu üzüntüsünü ifade etmiş, gazete muhabiri üzerinden yıpratılmaya çalışılan mülki amire gazetenin patronu, destek açıklaması yapmış. İş tatlıya bağlanmış ve maksat hasıl olmuş. Kimse ben haklıyım diyerek yanlışı üzerinde ısrarcı değil. Bunun ötesinde olayı başka taraflara çekmek ve olayı kaşımaya devam etmek üzüm yemek değildir, insafla da bağdaşmaz. El-insaf diyorum. Haber yaparken de eleştirirken de insan onurunu korumamız lazım.

* 02/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

30 Kasım 2019 Cumartesi

Gündelik Hayata Dair Alıcısına Öğütler *

Aşağıda yazacaklarım tecrübe ile sabit olmuş ve olması muhtemel hayatın içinden olaylardır. Tedbir almaz isen başına gelmesi mukadderdir. Bana bir şey olmaz deyip burnunun dikine gidersen bir acı tecrübe de sen elde etmiş olursun. Böylece yaşayarak tecrübe etme işine bir katkın olmuş olur.

*Çarşı pazara çıkacağım vakit evden abdestli çık. Zira abdest müminin silahıdır aynı zamanda. Umum yerlerde ve cami şadırvanlarında abdest almaya kalkma. Farz edelim ki bir umum yerde abdest almak durumunda kaldın. Sakın ola ki ceketini, hırkanı arka taraftaki sütuna çakılmış askılığa asma. Ceketini omzuna koy. Kolunda saatin, parmağında yüzüğün varsa âdetim diye çıkarıp şadırvanın oturağına veya önündeki yerlere koyma. Ceketini asar, saat ve yüzüğünü koyarsan ne olur? Sen kuru yer kalmasın diye abdest azalarını bir güzel yıkarken kaşla göz arasında koyduklarını biri alır gider ya da unutur gidersin. Sonra ceketim, saatim, yüzüğüm nerede diye kıvranır durursun. Abdest aldığına pişman olursun. Nereden geldim ben buraya dersin. Son pişmanlık fayda vermez. Zira giden gelmez. İlla çıkaracaksan ne var yok, hepsini pantolonunun cebine koy. Şadırvanın etrafında dolaşanları kendin gibi dini bütün sanma. Etrafın senin gibi iyiler kadar benim gibi iyi görünümlü kötülerle dolu.
*Abdestini aldın veya abdestin vardı, namaz kılmak için camiye girdin. Ayakkabının bir tekini bir yere, diğerini başka bir yere koy ki ayakkabım çalınır mı diye gözün arkada kalmasın. Zaten koyduğum yeri bulamıyorum, ayrı ayrı koyduğum yerleri hiç bulamam dersen kaliteli ve sağlam ayakkabı ile camiye gitme. Giydiğin ayakkabı boyalı ve bakımlı olmasın. Hatta yırtık olması, arkasına basılı olması tercihin olsun. Yoksa ayakkabının yerinde yeller eser. 
*Çarşıya çıktığın zaman soluklanmak ve biraz vakit geçirmek için lüks görünümlü yerlere girip çay içmeye kalkma. Bunun yerine esnaf çay ocaklarını tercih et. Hem esnaf çay ocağının çayı daha lezzetli ve tazedir. Öyle ben ayakaltında oturamam, lüks görünümlü yerlerde oturacağım, benim sosyeteden nerem eksik deyip görünümü cafcaflı yerlere oturur, çay içmeye kalkarsan ne menem bir yere oturduğunu çay parası ödemeye gidince anlarsın. Ödediğin çay parası evlat acısı gibi koyar. Adam sana çay değil, mevki satmıştır. İçtiğin çay çok da sadra şifa olmamıştır. Zira ağzının tadını da bozmuştur.
*Alışveriş yapacağın zaman fiyatı belli, etiketi yazılı firmaları tercih et. Fiyatını beğendiğini al, kasaya varırken ne ödeyeceğini bil. Fiyatı, işyeri sahibinin iki dudağı arasında olan ve "Sana şu kadara olur" türü alışveriş yerlerinden mümkünse alışveriş yapma.
*Hastane, otogar, gar gibi yerlere giderken temkinli git. Böyle yerlerden kolay kolay alışveriş yapma. Bir şey alacaksan da fiyatı her yerde aynı olan ürünlerden al. Yok, ben gittiğim bu yerlerden de alışveriş yaparım, kimse beni bu yolumdan alıkoyamaz dersen, sen bilirsin. Ama unutma ki buralar kirasına ortak arayan yerlerdir.

* 07/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.