28 Eylül 2019 Cumartesi

Dövme ile Aranız Nasıl? *

Yabancısı olduğum bir şeydir dövme. Dövme derken dayak atma anlamında dövmeyi kastetmiyorum. Vücudun değişik yerlerinde yaptırılan dövme kastım. Benim bu tür dövme ile işim olmaz ama günümüzde vücuduna dövme yaptıranların sayısı da az değil. Özellikle bayanlarda moda bu dövme işi.

Dövme modasına geçmeden dövme ne imiş? Bilgilerimizi bir tazelemeyelim. Dövme, "Vücut derisi üzerine iğne gibi sivri bir araçla çizilmek ve içine renk veren maddeler konulmak yoluyla yapılan çıkmaz yazı veya resme" deniyor. Tanımdan anlaşıldığına göre bugün dövme yaptıran yarın pişmanlık duyup vücudundan dövmeyi kaldırmak istese çıkmıyormuş. Yani dövme yaptıran dönüşü olmayan bir yola girmiş demek oluyor. İnsanımızdaki bu sağlam iradeyi görünce şaşırdım doğrusu. Bu iş, iğne vb sivri bir araçla yapıldığına göre öyle zannediyorum ilk yaptırılırken bu dövme acıtıyor olmalı. İşin ucunda acı çekme olsa da yaptırıldığına göre demek ki bu işi yaptıranlar, yaptırdıkları dövmeye ölümüne aşıklar. Çekmedim, çeken bilir ama öyle zannediyorum bu dövme, bildiğimiz şiddet uygulama anlamına gelen dövmeden beter olsa gerek. Buna ben gönüllü dayak yeme derim ancak.

İki günlük gittiğim bir seminerde bize seminer veren öğretmenin de iki kolunda dövme varmış. Seminerin bitiminde yanımdaki öğretmenin seminer hocasına "Beşiktaşlı mısın" sorusu üzerine haberim oldu, seminer hocasında da dövme olduğu. Çünkü öğretmen, hocadaki dövmeyi görmüş. Ellerini uzatınca ben de iki elindeki dövmeleri gördüm. Sağ bileğine K.Atatürk, sol bileğine de Beşiktaş Spor Kulübünün amblemini yaptırmış.

Öğretmenin yaptırdığı bu dövmeleri garipsedim doğrusu. Aynı dövmeleri bir başkasının vücudunda görsem bu kadar garipsemezdim. Çünkü başta sanatçılar ve sporcular olmak üzere değişik meslek gruplarında dövme gördüm ama bugüne kadar gördüğüm, bildiğim öğretmen camiasında bir dövmeye rastlamadım. Varsa da ben görmedim. Demek ki alışacağız bu dövmelere artık.

İster öğretmen ister bir başkası, kim olursa olsun, vücuduna dövme yaptırmasını hoş görmüyorum. Dövmeyi ben slogan ve şekilcilik olarak görüyor ve vücudumuzu kirlettiğimizi düşünüyorum. Leke tutmayan, tertemiz organlarımızın doğal kalmasını tasvip ediyorum. Vücut nasılsa benim deyip vücudumuzu bu şekil hor kullanmaya hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Çünkü vücudumuz bize verilmiş bir emanettir. Keşke böyle yapacağımıza dövme yaptırdığımız kişileri, takımları veya bir şeyi içimizden sevebilmeyi becerebilsek... Bu, daha içten olur...

Katılıyorum desenize mübarekler! Yoksa siz de dövme yaptıran, dövmeye saygı gösteren veya dövme severlerden misiniz?

*18/10/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Boşu Boşuna Kızmışım Operatörüme *

İstanbul'da meydana gelen 5.8 şiddetindeki deprem dolayısıyla GSM operatörlerinin çekmediği hepimizin malumu idi. Bundan dolayı GSM operatörlerine kızmıştık. Boşuna kızmışız. Keşke kızmadan önce operatörümüzü bir dinleseymişiz. Tek taraflı yargıladık. Çünkü durum bizim bildiğimiz gibi değilmiş. Halbuki idam mahkumuna bile asmadan önce son isteği sorulur.

Meğersem ilgili operatör yatmıyormuş ve bizim için çalışıyormuş. GSM operatörü, “tam kesintisiz ve güvenli bir iletişim için yenileme çalışması yaparken deprem kaynaklı meydana gelen yoğunluk teknik aksamalara” neden olmuştur. Bundan dolayı bir süre hizmet veremediğinden dolayı özür diliyor. İşi kuru bir özürle bırakmıyor, âlicenaplılığını da gösteriyor ve bize iki ay boyunca ayda 5 GB olmak üzere toplamda 10 GB hediye internet veriyor ve bizlere daha iyi hizmet vermek için çalışmaya devam edeceğini söylüyor. Kendilerine gösterdiğimiz anlayıştan dolayı  bize teşekkür de ediyor aynı zamanda. Gördüğünüz gibi tamamen bir talihsizlik. Hangi birimizin başına gelmez böyle talihsizlik?

Operatörümün gönderdiği mesajda benim gördüğüm tek eksiklik, gönderdiği hediye interneti kullanmak ve sevdiklerimizle konuşabilmek için deprem garantisi vermemesi. Yani "Değerli müşterimiz! Kaç şiddetinde olursa olsun, bundan sonra meydana gelebilecek bir depremde telefonunuzda asla bir kesinti olmayacak" garantisi vermedi. Ben böyle diyorum ama deprem bu... Hayatımızın bile garantisinin olmadığı bir depremde operatör nasıl konuşma garantisi versin? Herkes can derdine düşmüşken biz neyi konuşuyoruz?

Neyse bırakalım bu kızgınlığı şimdi. Gelelim sadede. Yani üzüm yemeye. Ne yapacağım totaldeki bu 10 GB interneti? Benimki de laf! Turşusunu kuracak değilim. Kullanacağım elbet, hem de tepe tepe. Benim için boş mezar mesabesinde çünkü bu hediye. Mevcut paketimle elimden düşürmediğim cep telefonumu elimden hiç düşürmeyeceğim. Burada tek dezavantajım uykum. Evet uykum beni telefonumdan ayıracak ve bu ayrılık bana zor gelecek ama bu durumda yapılacak başka bir şey yok. Çünkü mevzubahis olan uykudur. Vücudum ister istemez zayıf düşecek. O zaman yapacağım tek şey vakit nakit deyip zamanı daha verimli kullanmak. Sizden de istediğim, bu 10 GB interneti kullanırken bu iki ayda bana yardımcı olmanızdır. Nasıl, bu konuda ne yapabiliriz derseniz? Bu iki ayda bana yapabileceğiniz en büyük iyilik, bu zaman zarfında beni zırt fırt aramamanızdır. Çünkü beni aramanız hediye internet kullanmamı sekteye uğratacaktır. Herhalde bana bu kötülüğü yapmazsınız.

*30/09/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




27 Eylül 2019 Cuma

Eğitmeye Önce Velilerden Başlamak Lazım *

Okulun kantin bölgesinde nöbetçiyim. İtiş-kakış olmasın, alışverişlerini daha rahat yapsınlar, bir düzen olsun, birbirlerinin önüne geçmesinler diye öğrencileri sıraya geçirdim. 

Öğrencilerin çoğunluğu sıra düzenine geçmede uyum sağladı. Sıra, beraberinde bir düzen getirdi. Kantinin önünde yığılma, itekleme ve kakalama olmadı. Sıraya aldırmayıp açıkgözlülük yapmak isteyen az sayıdaki öğrenciyi takip ederek onların da sıranın arkasına geçmesini sağladım.

Öğrenciler rahat bir şekilde alışverişini yaparken bir veli, yanında da büyük kızı ve okuldaki çocuğu olduğu halde sıraya aldırmadan en öne geçti, ihtiyacını aldı ve kenara çekildi, aldığı dürümü çocuğuna verdi. Çocuk, arkadaşları sıra beklerken annesinin aldığını yemeye başladı.

İkinci teneffüs yine aynı şekilde öğrencileri sıraya geçirdim. Her şey düzgün bir şekilde devam ederken oluşturduğum sıra düzenini yine bir veli bozdu. O da tıpkı diğer veli gibi sıranın en önüne geçerek çocuğunun istediğini kantinden aldı.

Aynı gün iki ayrı teneffüste gördüğüm birbirinin aynısı olan bu iki manzara beni üzdü. Küçücük çocukların hakkını yiyerek yaptıkları kaynaktan iki veli de rahatsız olmadı, diğer öğrenciler gibi sıra beklemesi gereken öğrenciler de, annelerinin yanında kardeşlerini ziyarete gelen ablaları da.

Üzüldüm bu duruma gerçekten. Birkaç defa niyetlenip yanlarına varmayı düşündüm. Bu yaptığınız doğru değil demek istedim. Sonra vazgeçtim. İçimden eğitime çocuklardan değil, büyüklerden başlamak gerek dedim. Çünkü orta yerde ne kadar kötülük, haksızlık varsa biz büyüklerin kabahati. Hiç çocuklara kızmaya hakkımız yok. Sıraya girmeyen ve önlerine geçen büyükleri gören yarının büyükleri, bugünün küçükleri bu çocukların zihinlerine "Büyüyünce ben de sıraya geçmeyeceğim" çoktan yerleşti bile. Çünkü çocuk ne gördüyse onu yapacak. Aslında gördüğüm bu iki kötü örneğe müdahale etmediğimden dolayı ben de suçluyum. Yapanın yanına kar kalmamalıydı. En azından hanımefendi! Bu yaptığınız hoş olmadı demeliydim.

Aklıma anlatılan bir hikaye geldi. Çiftçiliğin kara saban ve pullukla yapıldığı eski dönemlerde, tarlayı sürmek için öküzler çifte sürülürdü. Zaman zaman çifte sürülen  öküzün yanına alışsın diye tosun koşulurmuş. Tosun çizgiden çıktıkça ve yaramazlık yaptıkça çiftçi, öküzü dürter ve kamçıyı şak diye öküze indirirmiş. Bu durumu gören biri "Öküzün suçu ne? Çizgiyi aşan ve yaramazlık yapan tosun. Siz tosunu dürteceğinize, öküzü dürtüyor ve dayak atıyorsunuz" demiş. Adam "Sen anlamazsın evlat! Öküz göz etmese tosun dellenemez." Yani delilik/yaramazlık yapamaz, sınırı aşamaz, demiş.

Bu hikayeyi anlattıktan sonra sanırım fazla söze hacet yok. Nasıl ki suç tosunda değil, öküzde ise bugünün çocuklarında da suç yok. Esas suç "Geç yavrum! Bak arkadaşların ne güzel sıraya geçmiş. Haydi sen de sıraya geç" demeyen anne ve babalarda. O yüzden bir çocuğu eğitmeye başlamadan önce ilk önce anne ve babaları eğitmek gerek.

*02/10/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.