10 Eylül 2019 Salı

Müsriflikte Kimse Elimize Su Dökemez ***


İstisnaları bir tarafa bırakıyorum. Müsriflikte kimse elimize su dökemez. Böyle derken halkı, özel sektörü kastetmiyorum. Devlet kurumları israfta başı çeker. Hangi kurumda para dönüyorsa o kurumda israf hakimdir. Yeter ki elimize geçsin, anasını ağlatırız.

Bakmayın birbirimizi eleştirirken çok israf yapıyorlar, kamu kaynaklarını boşa akıtıyorlar, birilerine peşkeş çekiyorlar dediğimize. Suyun başında kim varsa israf yapar, diğerleri eleştirir. Sonra devir döner, suyun başındakilerle eleştirenler yer değiştirir. Bu sefer daha önce eleştirenler bırakılan yerden savurganlığa başlar, musluğun başından uzak kalan ise bu sefer eleştirme rolünü üstlenir. Birbirinin aynısı olan bu tarafların tek farkı öncelikleridir. Biri A'yı beslerken diğeri B'yi besler. Yok aslında birbirlerinden farkları. 

Savurganlıkta tecrübe konuştuğu için kim, kimi nasıl eleştireceğini, nereden vuracağını bilir. Çünkü kendisi de suyun başındayken üzümü çifter çifter yemiştir. Musluğun başına geçen de acemilik çekmez. Çünkü nereye, nasıl aktaracağını bilir. Yani hepsi çaldığı minareye kılıf da hazırlar. Öyle hazırlar ki senin ruhun bile duymaz. Ne kadar yaygara koparılırsa koparılsın, istenildiği gibi denetim yapılsın savurganlığın her birinden hiçbir şey çıkmaz. Çünkü verilen geniş yetkiye, hele bir de kılıf bulunmuş ise denetim ne yapsın?

Niçin israf ederiz? Az sayıdaki istisnaları -ki bu tipler sevilmez- yine hariç tutuyorum. Kendi malımız değil, harcadığımız. Kendi malımız olsa sineğin yağını hesaba katarız. Kamu malıdır.  Kamu malı ise A101 gibidir. Harca harca bitmez. Para kalmasa bile faizle borçlanırız, yine harcarız. Harcamayacaksak, bizi destekleyenlere peşkeş çekmeyeceksek tutunamayız. Besleyeceğiz ki savunanlarımız olsun.  Yiyeceğiz, yedireceğiz, besleyeceğiz, besleneceğiz. Ayrıca bizde devlet malı deniz bilinir, yemeyen keriz kabul edilir. Kamu malının yetim malı kabul edilmesi pratikte değil, teoridedir. 

Son günlerin tartışılan konusu; adına ister makam, ister hizmet aracı deyin. Özellikle belediyelerde ganimet gibi. En üst harcama yetkilisinden en alt birimde görev yapan daire başkanı veya şube müdürüne varıncaya kadar her birinin altında makam aracı görevi yapar şekilde hizmet aracı var. Evinden alınıp evine teslim ediliyor. Allah'tan reva mı bu? Mesai saatleri içerisinde bir hizmet gereği amirin ve memurun gideceği veya denetleyeceği yere hizmet aracı ile gitmesini anlarım. Çünkü zamanla yarışıyor olabilir. Bir yerden diğer yere daha hızlı intikal edilmesi gerekiyor. Evden alınıp eve teslim edilmesi de ne oluyor? Bazı belediyelerde bu şekil özel araç tahsis edildiği gibi bir de emrine şoför veriliyor. Kendisi sürse itibarı mı sarsılır? Araba sürmesini bilmeyen mi var içlerinde? Madem her birinin altına bu şekil bir hizmet aracı verilecekse ilgili kişi kendi aracıyla hizmet gereği gitsin, yakıtını kurum karşılasın. Bu bile büyük tasarruf sağlar. 

Hasılı israf ve savurganlık diye birbirimize kırıp kendi kendimizi rol icabı paralamayalım. Yok aslında birbirimizden pek farkımız. Ne de olsa biz Osmanlı Bankasıyız. Ha bugün ben yaparım, yarın da sen. 

***14/09/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.




9 Eylül 2019 Pazartesi

Ömer Aramak mı, Ömer Olmak mı? ***


Müslüman camiada Hz Ömer sevgisi tarif edilemez. Sevgi o kadar ileri safhada ki aşağı yukarı her hanede ismiyle müsemma olsun diye bir Ömer ismine rastlanır. Bize onu sevdiren de adaletiyle nam yapmış olmasıdır.  Ömer, adalet kelimesiyle özdeşleşmiştir. İkisi ayrılmaz bir parçadır. Ömer denince adalet, adalet denince Ömer akla gelir. Bu yüzden kendisine doğru ile yanlışı ayırt eden anlamında Faruk denmiştir. Onun adaleti dillere destandır. On yıllık halifeliği döneminde Müslümanlara birçok hizmet yapan Hz Ömer'in hilafetinin üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen belki diğer yaptığı hizmetler unutulmuştur. Ama adaleti hiç unutulmaz. Unutmamamızın sebebi adalete susamışlığımızdır. Öyle ya, kim istemez adaleti...

Hz Ömer'in adil yönetimine kendisinden çok sonra hilafete gelen torunu Ömer bin Abdülaziz'in kısa devlet yönetimini saymazsak pek yaklaştığımız sayılamaz. Yani adalette Hz Ömer'i geçemediğimiz gibi onun döneminin yakınına bile yaklaşamadık. Halen sınıf tekrarı yapıyoruz sürekli. Ama adalete susamışlığımızdan olsa gerek Ömer arayışımız sürüyor. Ömer ve adalet bizim yitiğimizdir. Arıyoruz ama hala bulabilmiş değiliz.

Ömer gibi adil olan Ömerleri bulabilir miyiz? Bulamayız. Çünkü Ömerler aranmaz ancak Ömer olunur. Her birimiz Ömer arayacağımıza Ömer olmayı hedeflesek mesele kalmaz zaten. Kenarda, köşede Ömer olacak kişiler olsa da onlar görevlere talip olmaz. Ki talip olsalar da biz onları barındırmayız. Ayrıca Ömer aramakta samimi miyiz gerçekten? Çok samimi olduğumuzu düşünmüyorum. Zaten samimi olsak belki bulabiliriz. Diyelim ki araya araya bulduk. Bulduğumuz bu Ömer'e kendimiz sabredebilecek miyiz? Çünkü bulduğumuz Ömer yaptıklarımızdan dolayı belki ilk önce bizim karşımıza dikilecek. O yüzden Ömer aramayı bırakalım. Her birimiz olduğumuz yerde birer Ömer olalım ve adaleti uygulayan sayımız o kadar çok olmalı ki insanlar Ömer dediğinde hangi Ömer diye sorsun. Şu anda Ömer dendi mi Hz Ömer'den başka bir Ömer aklımıza gelmiyor. Çünkü başka yetiştiremedik, yetişmedi ya da yetişmesine imkan vermedik. O zaman Ömer olmak için önce samimiyet sınavını geçmek zorundayız.

Ömer olursak çevremizde bizim adımıza iş yapanlar da yoğurdu üfleyerek yer, asla haksızlık yapmazlar. Çünkü at sahibine göre işler. Ömer olma yolunda kim savsaklarsa emrindeki çalışanlar da savsaklar.

Ben Ömer olma yerine Ömer arayışına girenleri ipe un serenler olarak görürüm. Çünkü bu arayış, samimi bir Ömer arayışı değildir, topu taca atmaktır. 

***21/09/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.




Bir Çıkış Yolu Arıyor isek... *

*Beklentilerimizi en aza indirger isek,
*Kendimize çok büyük hedefler koymaz isek,
*Herkesi kendimiz gibi bilir, "Ben işimi nasıl yapıyorsam, karşımda ki de aynı şekildedir" diyor isek,
*Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmaz isek,
*Sonunda yapabileceğim ve evime helalinden götürebileceğim bir iş ister, masa başı bir iş istemez isek,
*Toplum bana değil, ben topluma hizmet edeceğim; ama aşağıda ama yukarıda. Önemli olan almak değil, vermek der isek,
*Olmamız ve yapmamız gerekenin en iyisini yapmam gerek deyip işimizi, gücümüzü savsaklamaz isek,
*Başıma gelen her şeyin kendi yapıp ettiğimizin bir sonucu olduğuna inanır; başkasını değil, kendimizi sorgular isek,
*Hiçbir şeyin fanatiği olmaz, insanlara ön yargılı bakmaz isek,
*Eleştirilerimizi yapıcı yapar isek,
*Benim doğrularım kadar başkalarının da doğruları vardır der isek,
*İnsanları olduğu gibi kabul edip kendimiz de olduğumuz gibi görünür isek,
*İnandığımız değerleri pratiğe geçirebilir isek,
*Ele talkın verir iken kendimiz salkımı yemez isek,
*Her hayırdan bir şer, her şerden bir hayır olabileceğini hesaba katar isek,
*İstediğimiz bir şeyi elde etmek için gereken çabayı sarf ettikten sonra ötesini tevekkül edebilir isek,
*Hayata karamsar bakmaz isek,
*İnsanların hatalarını affedebilir, insanlara merhamet edebilir isek,
*İnsanları düşman bilmez, onlara kin gütmez isek,
*İyilikleri kayaya, kötülükleri kuma yazar isek,
*Adaleti insanlardan beklemez, isyanlara oynamaz isek,
*Karşı tarafı anlamak için dinleyebilir isek,
*Kendimizi mükemmel görmez, her şeyin en iyisine layığım demez isek,
*İletişimi kesmez isek,
*Başkalarından beklediğimiz saygı ve sevgiyi başkalarına önce biz gösterir isek,
*Doğru bildiğimiz yolda kınayanın kınamasına aldırmaz isek,
*Herkesin iyiliğini ister isek,
*İnsanların çiğ süt emdiğini kabul eder isek,
*Almaktan ziyade vermekten zevk alır isek,
*Adım attığımız, iz bıraktığımız her yerde kubbede bir seda bırakabilir isek,
*Kibir ve nefsimizin esiri olmaz isek,
*Münacatlarımızı Yaradan'a iletir, yardımı sadece ondan ister isek,
*Gözümüzü çok yukarılara dikmez, mütevazılığı elden bırakmaz isek,
*Aza kanaat getirip şükretmeyi bilir, az ile mutlu olabiliyor isek,
*Ayağımızı yorganımıza göre uzatır isek,
*Hayatın her alanında haddimizi bilir isek...

Aradığımız çıkış yolu, ayağımızın altına halı serer.

20/12/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.