21 Temmuz 2019 Pazar

Maarifte Hali Pürmelâlimiz*

2019 YKS istatistikleri yayımlandı. Rakamlara boğmadan kısaca bilgi vereyim: Temel Yeterlilik Testi (TYT) ile sayısal, sözel ve eşit ağırlık puan türlerinden birer, yabancı dilden ise 5 aday 500 tam puan alarak birinci oldu.

2 milyon 390 bin 491 kişinin girdiği TYT (Temel Yeterlilik Sınavı) sınavında adaylardan yüzde 74,16’ı barajı geçerek 150 ve üzeri puan aldı. Kadın adayların yüzde 77,21'i 150 ve üzerinde puan alırken, erkeklerin yüzde 71,24'ü barajı geçti.
TYT'de sınavı geçerli olan 2 milyon 390 bin 188 adayın testlerdeki ortalama net sayıları şöyle: (Küsuratlar yuvarlanmıştır.)
"Türkçe 40 soruda 15 ortalama,
Sosyal bilimler 20 soruda 7 ortalama,
Temel matematik 40 soruda 6 ortalama,
Fen bilimleri 20 soruda 2 ortalama."
AYT'ye (Alan Yeterlilik Testi) girip sınavı geçerli kabul edilen 1 milyon 880 bin 711 adayın ortalama net sayıları ise şu şekilde: (Küsuratlar yuvarlanmıştır.)
"Türk dili ve edebiyatı 24 soruda 5 ortalama,
Tarih-1 10 soruda 2 ortalama,
Coğrafya-1 6 soruda 2 ortalama,
Tarih-2 11 soruda 2 ortalama,
Coğrafya-2 11 soruda 2 ortalama,
Felsefe grubu testinde 12 soruda 2 ortalama,
Din kültürü ve ahlak bilgisi veya ek felsefe grubu testinde 6 soruda ortalama 1,
Matematik 40 soruda ortalama 5,
Fizik 14 soruda 1 ortalama,
Kimya 13 soruda 0,963 ortalama, (yuvarlanmamıştır)
Biyoloji 13 soruda 1 ortalama."
Yukarıdaki tablo sadece bu yıla ait bir tablo değil, önceki yıllarda yapılan sınavlara da baktığımız zaman tablo üç aşağı, beş yukarı böyledir. Bu tablo; düzelsin, çocuklarımız en iyi eğitimi alsın diye ömrümüzü verdiğimiz maarifimizin bir üst sınıfa geçemeyecek şekilde hep sınıf tekrarına kaldığının bir resmidir. Hiç kendimizi kandırmayalım, bu tablo eğitip öğreteceğiz diye saçımızı süpürge ettiğimiz çocuklarımızı maarif yolunda heba ettiğimizin resmidir.

Sınava giren bu çocukların ekseriyeti okul dışında okullarda ücretsiz açılan DYK’ya, (Destekleme ve Yetiştirme Kursları) özel kurs ve etüt merkezlerine giderek ekstra efor sarf etmişlerdir. Bir kısmı da özel ders almıştır. Tablo ortada.

Öyle zannediyorum okuryazar olmanın dışında hiç okula gitmeyen kişileri bu sınavlara alsak tablodaki durumdan daha aşağı ortalama almazlar. Sıfır çekelim diye uğraşsalar bile beceremezler. Hatta daha yüksek bir ortalama bile tutturabilirler. Bu uğurda her yolu denedik, her bir sınav sistemini uygulamaya koyduk. Sonuç ortada. Bir de okulsuz sınav sistemini deneyelim. Bu deneme tahtasında nasılsa kaybedeceğimiz bir şey yok.

O zaman bu okullar niçin var? Merak ediyorum, bu sonuçları almak için çocuklarımızın 12 yıl okumasına gerek var mı? MEB diye bir Bakanlığımız niçin var? Anne babalar çocuklarını niçin okullara gönderiyorlar? Devlet niçin herkesi okutacağım diye bunca masrafı yapıyor? Nerede yanlış yapıyoruz? Bu durumdan eğitimin iç ve dış paydaşlarının her biri kendilerine pay çıkarmalıdır.

*24/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Savunma Sanayimiz ***


Cumhurbaşkanı mı Erdoğan'ın dediğine göre savunma sanayimizin yüzde yetmişi yerli. Geçmişe oranla büyük bir mesafe kat edilmiş. İnşallah kısa zamanda yüzde yüzünü de yapar hale geliriz.

Aslında yerli savunma sanayide yüzde yetmişini yapar hale gelmemiz sevindirici olmakla beraber çok gecikmiş bir yatırımdır. Biz ki Selçuklu ve Osmanlı'ya dayanan köklü bir devletiz. Atalarımızın ömrü cephede geçmiş asker bir milletiz. Ama bunca yıldır kendi savunma sanayimizi oluşturamamış. Bu asırda hala savunma sanayinde maalesef dışa bağımlıyız. Savunma ihtiyacımızı gidermek için paramızı vererek Patriot almak istiyoruz. ABD olmaz diyor. Rusya'dan S-400 almaya yöneliyoruz. Bize Patriot satmayı kabul etmeyen stratejik ortağımız cıs, alamazsın, alırsan yaptırımlar uygularım, sonucuna katlanırsın diyor. Alırsın, alamazsın derken S-400'leri Rusya'dan alıyoruz. S-400'ler gelmeye başlayınca ABD, ilk iş olarak ortağı olduğumuz F-35'lerin yapımından bizi çıkarıyor ve F-35'leri vermeyeceğini söylüyor. Nasıl ortaklıksa? Şimdi ABD, Türkiye'ye başka ne yaptırımlar yapabilirim diye düşünüyor. Bu nasıl iş, anlayabilen var mı? Bu yapılanların mantıklı bir izahı var mı? Anlamakta zorlanıyorum. Sanki bize ulufe dağıtıyorlar. 

Paramızı bastırıp istediğimiz savunma aracını alsak bile bize şartlı veriyorlar: Efendim! Bunu bana karşı doğrultamazsın, benim müttefikime kullanamazsın. Yeri geliyor parçasını vermiyor. Ne zaman zor durumda kalsak verdikleri işe yaramıyor. Ambargo ile tehdit ediyorlar. Kıbrıs Harekatında bunu yaptılar. Almanya ile gerilim ortaya çıkınca Almanya  tank modernizasyon işini durdurdu. Ama bu işlerde suç, ne ABD'de ne Rusya'da ne de başka bir ülkede. Suç tamamen bizde… Büyük devletler durmadan bizimle oynuyor ama biz tüm bunlara rağmen savunma sanayinde dışa bağımlı olmaya devam ettik. Kıbrıs Harekatından bugüne 45 yıl geçmiş. Etrafımız düşmanla çevrili olduğunu bildiğimiz halde, ülke güvenliğini sağlamak baş görevimiz olmasına rağmen dışa bağımlılıktan kurtulamamışız. Merak ediyorum, bu ülkeyi geçmişten günümüze yönetenler bu iş için ne yaptı? Elleri armut mu topladı? 

Ne iş yaptıklarını ben söyleyeyim. 1993 yılında askerim. Ankara'dan gelen üst rütbeli bir subay (sanırım albaydı) bize çok hoş bir konferans verdi. Komutanın konuşması gururumuzu okşadı. Soru-cevap kısmında bir asker "Komutanım! Güçlü bir ordumuz var. Niçin kendi milli savunma sanayimizi kurmuyoruz" dedi. Komutan ne dese beğenirsiniz? "Arkadaşlar! Kendimizin yapmasına gerek yok. İleri devletler savunma ve saldırı amaçlı her türlü savaş malzemesini yapıyorlar. Bastırır parayı alırsın, yeter ki sen paradan haber ver" dedi. Sanırım bugüne kadar (bu hükümete kadar) savunma sanayimizin niçin dışa bağımlı olduğu verilen bu cevapta gizli. O komutan hala yaşıyor mu bilmiyorum ama o komutana ve onun gibi düşünen asker ve siyasi sorumlulara "Bakın! Paramız, istediğimiz silahı almaya yetmiyor, günaydın" diye seslenmek istiyorum.

Savunma sanayimizi kurmada ve yüzde yüze ulaştırmada gecikmiş olsak da zararın neresinden dönersek kardır. S-400, Patriot, F-35'ler bizim kulağımıza küpe olsun. Kötü ülke/ortak bizi mal sahibi yapsın. Bu konuda bu hükümetin yaptıkları yadsınamaz, takdir ediyorum. İster savunma, ister saldırı amaçlı olsun her türlü savunma ihtiyacımızın yerli olması birinci vazifemiz olsun. Marş marş! Unutmayalım ki başkasının yaptığı ile ne ülke savunulur ne de savaş yapılır. Savunma sanayimiz her şeyiyle yerli ve milli olmalıdır. 

***25/07/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.


20 Temmuz 2019 Cumartesi

Neredeyse Baltayı Taşa Vuracaktım

18.05 YHT ile Ankara'dan Konya'ya seyahat ederken yanıma benimle yaşıt bir çiftçi kardeşimiz oturdu. Selamlaşmanın ardından aramızda değişik konuların açıldığı bir sohbet ortamı oluştu. İki saat süren yolculuğumuzun nasıl geçtiğini bilemedik. Eğitimden tarıma, işsizliğe çözüm gibi memleket meselelerine girdik. Ben konuştum o dinledi; o konuştu, ben dinledim. Bir bakmışız ki Konya Garındayız. Benim yolculuğum bitti, onun yolculuğu Karaman'a kadar devam edecek. Evime davet ettim, misafirim ol dedim. Teşekkür etti. Vedalaşıp ayrıldık.

Yol arkadaşımın konuşmasından ilginç bulduğum, işsizliğe çözüm önerisini sosyal medyada paylaştım. Neydi çözümü derseniz basit bir çözümü vardı: "Kadın ve kızların işine son verip işe erkekleri almak" şeklinde.

Paylaşımımın ardından sanal izleyicilerimden beğenenler oldu. Aynı zaman da yorum yazanlar da. Yorum yazanlar ikiye bölündü. Kimi çözümü yerinde buldu, kimi de çözümü eleştirdi. Bereket yorum yazanlar birbirlerine cevap verme yolunu izlemediler. Herkes medenice görüşünü yazdı. Olan bana oldu tabi. Kadın çalışmalı diyenlerle, çalışmamalı diyenlerin arasında kaldım. İki farklı görüşün bireylerini kırmadan dökmeden idare etmem gerekiyordu. Hangi kelimeleri seçeyim de kimseyi kırmayayım diye hayatında takla atmayı bilmeyen ben, kırk takla attım.

Her birini memnun edecek şekilde nabza göre şerbet verdikten sonra kendi kendime "Mübarek! Ne işin var, böyle netameli bir konuda, paylaşacak başka konu bulamadın mı” dedim. Neredeyse baltayı taşa vuracaktım. Öyle ya, kadın çalışmalı desem "modern" biri, çalışmamalı desem "yobaz" biri olacaktım. İsteyen kadın çalışsın, istemeyen çalışmasın. Bu devirde kime ne diyebilirsin? Adamla trende yaptığım konuşma orada kalsın. Sonra bize, çalışma bakanıyız da işsizliği nasıl önleyeceksin diye bir soru mu soruldu? Vazifemiz sanki! Paylaşım yapmak için konu eksikliği mi çekiyorum sonra?
*Fotoğraf paylaşsam,
*Bulunduğum yerin bildirimini yapsam,
*Hacı Bayram Camiinden bir görüntü paylaşsam,
*Aile büyüklerinden vefat edenlerin vefat yıldönümlerini yüklesem,
*Yıllardır görüşmediğim arkadaşımla buluştum desem,
*ABD, İsrail gibi ülkelere kızsam,
*PKK, FETÖ gibi örgütlere köpürsem,
*Çocukluk ve gençlik fotoğraflarımı albümden çıkarıp bir zamanlar ben neydim desem... hem de çok iyi olurdu.

Ne diyeyim? Alacağım olsun. Bu yaptığım da benim kulağıma küpe olsun...