15 Temmuz 2019 Pazartesi

Bu Ülke Ne Zaman Normalleşir? *

*Siyaset ülkeyi germe işini bırakır, halkı kutuplaştırmaz ise,
*Bu ülkenin düşmanları ortak olur ve bu düşmanlarla mücadelede birlikte hareket edilir ise,
*Hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin tüm taşları yerinden oynatmaz, yerleşik düzen devam eder, iktidar bir kesimi ihya etmez, diğer kesimi mağdur etmez, görevini bihakkın yerine getiren kimsenin ekmeği ile oynamaz ise,
*Kamuya eleman alımında ve üst yönetici dışında tüm atamalar için ehliyet ve liyakat esasına göre olur ise,
*Tüm kamu kurum ve kuruluşlarda ölçülebilir kriterlere dayalı rutin ve ani denetlemeler olur, görevini savsaklayan kızağa alınır ise,
*Her türlü ihale ve alımlar şeffaf ve İhale Kanununa göre uygun teklif verenlere verilir, bu konuda hiç şüpheye mahal bırakılmaz ise,
*Ülkenin çözüm bekleyen sorunları siyasiler tarafından tespit edilir, birlikte bir öncelik sırası belirlenir, seçimlerde verilecek vaatlerde bu sorunların ne şekilde çözüleceği açıklanır, seçimlerde seçim ekonomisi uygulanmaz ise,
*Seçimler bir yıla yayılmaz, iki üç ay içerisinde yapılır ve seçimler normal hayatı olağanüstü etkilemez ise,
*Seçimlere katılım oranı düşer ise,
*Ülkede istifa mekanizması her kademede yaygınlaşır ise,
*Ülkede eleştiri kültürü gelişir ve bu eleştiriler yetkili ve sorumlu kişiler tarafından sıcak karşılanır ve gereği yapılır ise,
*Her türlü tehlikeyle mücadele etmek için istişareye önem vererek soğukkanlı bir şekilde hareket edilir ise,
*Ülkede Ar-Ge'ye önem verilir ise,
*Beyin göçünün önüne geçilir ise,
*Hayatın her alanında tasarruf tedbirleri uygulanır ise,
*Kendi kendimize yetecek, fazlasını ihraç edecek üretime dayalı bir ekonominin temelleri atılır ise,
*Suç ve terör örgütleri ortaya çıkmadan, neşvünema bulmadan yakasına yapışacak bir mücadele yolu izlenir ise,
*Herhangi bir konuda toptancı yaklaşılmaz ise,
*Hesap sorabilirlik ve hesap verebilirlik her kademede yerleşir ise,
*Siyaset, ekonomi vb alanlarda birbirleriyle rekabet edebileceği alternatifler olur, tekelciliğin ve mecburiyetin önüne geçilir ise,
*Siyaset yapanların yapacağı siyasetin azami sınırı belirlenir, süresini dolduran köşesine çekilir ise,
*Siyaset yapacaklar rakiplerini kötülemekten ziyade kendi yapacaklarını ve sorunları çözme yollarını ortaya koyar ise,
*Partilerde liderden ziyade ekip ön plana çıkarılır ise,
*Partisine hesap soran liderden ziyade liderine hesap soran parti yetkili organları olur ise,
*Partilerde ve devlet yönetiminde bir yönetim kültürü oluşur ise,
*Ülke yönetimi her türlü hamaset ve duygusallıktan arındırılır, olaylara soğukkanlılıkla yaklaşılır ise,
*Az konuşulup çok iş yapılır ise,
*Algılar üzerinden siyaset yapma terk edilir ise,
*Siyasi partiler birbirlerini düşman olarak ilan etmeyip rakip olarak görür, rekabetleri bir fazilet yarışına dönüşür ise,
*Her alanda iletişim kapısı açık tutulur ise,
*Okuyan ve büyümekte olan çocuklarımızda ve bizde gelecek kaygısı olmaz ise...

Bu ülke normalleşmekle kalmaz, gelişir de.

* 29/09/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.





14 Temmuz 2019 Pazar

Bir İstanbul Beyefendisi*

Hiçbir okul hakkında bir ön yargım olmamasına rağmen Robert Koleji, Galatasaray Lisesi gibi okullara soğuk bakarım. Çünkü bu okullarda yetişenlerin çoğunun bizim kültürümüze yabancı olduğunu düşünüyorum. Buralardan mezun olanların içerisinde ürün hatası diyebileceğimiz kişiler çıkmıyor değil. Ama sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Mesela 12.07.2019 tarihinde vefat eden merhum Mehmet Şevket Eygi bunlardan birisidir.

Mehmet Şevket Eygi, Galatasaray Lisesinden mezun olmasına rağmen bizden biri idi. Kültürümüze yabancı olmadığı gibi İslami birikimi olan, Müslümanları dert edinen ve Müslümanlara yol gösteren bir düşünce yapısına sahipti. Camiamızın bir insanı, çok yönlü olarak kendisini yetiştirmiş birikimli biriydi. Aydın, mücadeleci, yazar, mütefekkir olmasının yanında sanat ve estetiğe de önem veren ve bunlardan anlayan birisi idi. 

Zaman zaman Eygi ne yazmış diye uzun yıllar yazdığı Milli Gazete'nin internet sayfasına girer, yazılarını okurdum. Gözünü budaktan esirgemeyen bir kalemi vardı. Bir şey hoşuna gitmemişse zülfüyara dokunurdu. Dokundururken belden aşağı vurmaz, derdini beliğ bir şekilde ifade eden bir kelamı kibar erbabıydı. Çünkü nezaket ve zarafet abidesiydi aynı zamanda.

Ekranlarda çok görmediğim Eygi'yi geçmişte bir iki defa bir kanalda izleme imkanı bulmuştum. Söz verilmeden konuşmayan ve kimsenin sözünü kesmeyen bu kişi, konuşmaya başladığı zaman sözünü de uzatmazdı. "Efendim" ile başlayan konuşması yine efendim ile biterdi. Yeterince dolu dolu konuşur, boş konuşmazdı. Tane tane konuşur, kelimeleri yutmaz, harfleri düzgünce çıkarırdı. Ne zaman bir konuşmasını izlesem bir "İstanbul Beyefendisi" derdim onunla ilgili.

Giyimi, duruşu, görüntüsü, nezaketi ve hemen hemen her alandaki bilgi birikimi, kendisinde asil bir duruşun olduğu hissini verirdi bende. Sanat-kültür anlayışına ve estetik zevkine hayran kalırdım. Günümüz mimarisine işaret eder, cami ile minaresi arasında bir uyum ve ahengin olması gerektiğine değinirdi. Camilerin içindeki ses düzenlerinden pek haz almaz, onları gürültü yığını olarak görür, rahatsız etmeyecek şekilde ayarlanması gerektiğine işaret ederdi. Verdiği bu örneklerle sanat ve estetikte sınıfta kaldığımıza işaret etmek isterdi.

Zengin kitaplığını Cumhurbaşkanlığı Külliyesine bağışlayan Eygi, vefat etmeden önce yazdığı bir yazıda kedisini de unutmamış, dostlarından kedisine sahip çıkmalarını istemiştir:   "Vefatımda kedim sağ olursa, dostlarımdan biri ona sahip çıksın, evine götürsün, ölünceye kadar baksın. Öldüğünde cesedini beyaz bir beze sarıp temiz bir yere gömsün. Mütevazı bir hayvandır. Az yer, çok sevgi ister. Gördüğü sevginin on katını verir. Bakan, sevap kazanır. Bu iyiliği yapacak olana şimdiden dua ediyorum, teşekkür ediyorum" demiştir. Eygi'nin kedisiyle ilgili bu vasiyeti hayvanlara eziyet edenlerin kulaklarına küpe olsun. Değil yaşarken hayvana eziyet edilmesini, hayvanın ölünce de bir insan gibi kefenlenmesini istiyor bu vasiyetinde.

Savunduğu dini görüşlerinin bir kısmına katılmasam da samimiyetine ve içtenliğine gıpta ettiğim Mehmet Şevket Eygi, nevi şahsına münhasır yaşayan, örnek bir Müslüman idi. Dolu dolu yaşadı, dağarcığındakileri de yazılarıyla bizimle paylaştı: Müslümanların Müslüman’ca olmasını ve tavır takınmasını isterdi. Hasılı saymakla bitmez Eygi'nin duruşu. Beş vakit namaza verdiği önem, namazların özellikle sabah namazının cemaatle kılınmasını istemesi ayrıca takdire şayan yönlerindendir.

Her fani gibi darı bekaya uğurladığımız Mehmet Şevket Eygi'ye Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun inşallah!

*17/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

13 Temmuz 2019 Cumartesi

Sütre*

Sütre nedir bilirsiniz. Kırda ya da açık yerde namaz kılarken öne konulan küçük set. Burada amaç, namaz kılanın önünden kimse geçmesin. Yani geçişe yasak bölge burası. Çünkü namaz kılanın önünden geçilmez. Geçecek olan da sütrenin önünden geçer, secde mahallinden geçemez. Bu yüzden kırda, bayırda, herkesin gelip geçtiği yere sütre konması gerekir.

Camilerde ne yapacağız? İlmihal kitaplarında büyük camilerde namaz kılanın secde mahallinin ötesinden geçilebilir, küçük camilerde geçilmez deniyor. Burada caminin büyüklüğünü veya küçüklüğünü nasıl ayırt edeceğiz? Çünkü caminin büyüklüğü veya küçüklüğü görecelidir. Bir yerdeki büyük sayılan cami, diğer yerdeki camiye göre küçük sayılabilir.

İçinizden sütre ile işin ne, böyle bir sorun mu var diyebilirsiniz. Cemaatine göre bazı camilerde sütrenin olmaması sorun olabiliyor. Çünkü cemaatten bazıları farz namaz dışında özellikle cumalarda sünnet kılarken öyle bir yer seçiyor ki namazını kılıp çıkmak isteyen kişilerin çıkışını engelliyor. Muhterem sırtını tam duvara veriyor. Çıkmak isteyen ya onun selam vermesini bekleyecek ya da secdeye gidince oluşan boşluktan geçebilecek. Başka alternatif yok. Bu tip kişilerin amacı ne olabilir, çıkışı engelleyecek yerde namaza durmalarının sebebi hikmeti nedir? Çok anlamış değilim. Niyetlerini bilmiyorum ama izin verirseniz beyin jimnastiği yapacağım: (Daha doğrusu zanda bulunacağım. Allah beni affetsin)
1. "Bakın millet! Ben camiye geldim, namaz kılıyorum. Üstelik sizin gibi erkenden çıkmıyorum. Nasıl ki ben çıkmıyorsam siz de çıkmayacaksınız."
2."Namaz kılmak için seçtiğim bu yerde çıkmak için beni bekleyerek sabrın en güzel örneğini göstereceksiniz. Zira ben bu vesileyle size sabrı öğretiyorum."
3."Dışarıda beni görünce göstermediğiniz saygıyı önümden geçmeyerek beni beklemek suretiyle bana camide göstereceksiniz. Yok göstermeyiz diyorsanız buyurun önümden geçin. Günah kazanırsınız haberiniz olsun."
4."Sırtımı duvara vererek kendimi güvene alıyorum. Çünkü ben arkamda kimseye güvenmem."
5.Gelişigüzel durmuş olabilir.

Hangi amaçla olursa olsun camiden çıkışı engelleyen bu gibi durumlarda ne yapılmalı? Camide herkesin önüne sütre konamayacağına göre bu konuda çözüm ne olabilir? Bana göre bugün halıdaki desenler sütre vazifesi yapabilir. Çünkü bugün çoğu camilerdeki halılarda cemaatin saf tutacağı yer belli. Ayaklar nereye konacak, alın nereye değecek belli. Hatta çoğu halılarda seccade, mihrap deseni bile var. Halı desenini özellikle alnın secdeye değdiği yeri veya ayakların konduğu yeri sütre kabul edebilir. Camiden çıkışı engelleyecek şekilde arka tarafta namaz kılanın önünden geçilebilir. Benim ki fetva değil. Zira böyle bir şeye mezun değilim. Ama düşünmeye değer.

*25/10/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.