11 Temmuz 2019 Perşembe

Zammın Ne Olduğunu Sen de Gör Oğlum!

—Baba! Bu ne ya böyle?
—Ne oldu, hayırdır?
—Gıdadan giyime her şeyin fiyatı uçmuş. Gün geçmiyor ki bir ürüne zam gelmemiş olsun. 17 yaşındayım. Hiç böylesini görmemiştim.
—Biz eskiden çok gördük, biraz da sen gör evlat.
—Ne görmesi? Ne zaman gördün?
—56 yaşındayım evlat. 80 öncesi koalisyonlu dönemleri hatırlarım. Zam eksik olmadı. Geldi mi iğneden ipliğe gelirdi. Zam önce akaryakıta gelirdi. Sonrası sıralanırdı. Zama razı olurduk, her ürünü bulamazdık. Almak için sıraya girerdik. Ülke o zamanlar 70 sente muhtaçtı.
—Sonra?
—Sonra ihtilal ve ardından Özal hükümetleri geldi. 24 Ocak kararlarıyla birlikte serbest piyasa izlenince cebimiz biraz para gördü ama enflasyonlu hayat vardı. Ürünlere durmadan zam gelirdi. Kemal Sunal'ın zamlarla ilgili filmi bile var.
—Doğru. İzlemiştim.
—91-2001 arası yamalı bohça gibi kurulmadık koalisyon hükümeti kalmadı. Hiçbirinin de ömrü uzun olmadı. Kısa bir dönem koalisyon olan Refah-Yol hükümeti dışında iktidara gelen her parti yüzünü zamlarla gösterdi. Döneminde ürünlere pek zam yapmayan Refah-Yol da memura verdiği yüksek maaş zammıyla ün yaptı. Bu ülke 90 ve 2001 arasında iki tane büyük ekonomik kriz gördü. Sıfırı hatta eksiyi gördü. Bol bol zam gördük bu süreçte.
—Senin ömrün de neredeyse zamla geçmiş.
—Maalesef öyle oldu. Hayat pahalılığını iliklerimize kadar hissettik. Senin doğumunla birlikte uzun süre doğru dürüst zam görmedik. Çoğu ürünün etiket fiyatı değişmedi, hatta bazı ürünlerin fiyatı düştü. Milletin cebi para gördü. Parası bereketlendi. Bu durum son birkaç yıla kadar böyle geldi. 
—Şimdi ne olacak?
—Maalesef yeniden eski yıllara yani çift haneli enflasyonlara geri döndük. Bu hayata biz alışkınız. Sen de göreceksin bunu. Gör ki geçmişte ne çektiğimizi anlayasın. 
—Ne yapacağız bu durumda?
—Ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bol keseden harcamayacağız. Kısmasını bileceğiz. İhtiyaç listemizi oluşturup önceliklerimizi belirleyeceğiz. Rahatımızdan ödün vereceğiz. Zevki sefadan vazgeçeceğiz. Her istediğimizi almayacağız. Zorunlu ihtiyaçlara paramızı harcayacağız.

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Motor ve Aracın Diğer Aksamı

Bir araç, motoru ve diğer aksamıyla bir bütündür. En önemlisi olan motor, kaporta olmazsa bir işe yaramaz. Motor yoksa kaporta da bir işe yaramaz. Motor ve diğer aksam birbirini tamamlar. Önem sırasına göre aracın aksamlarını sıralayabiliriz ama her birinin bir işlevinin olduğu düşünülürse yerine göre hepsi önemlidir. Belki de aracın en önemsiz yeri aksesuar gibi görünen sileceklerdir. Onun da yağışlı bir havada aracın yol alması için gösterdiği çaba görülmeye değer.

Siz hiç aracın motor ve diğer aksamının mesela aracın olmazsa olmaz motorunun diğer paydaşlarına "Ben olmasaydım siz aracı çalıştıramaz, yola çıkamazdınız. Sayemde bir yerlere geldiniz" dediğini duydunuz mu? Ya da aracın motor dışındaki aksamı "Biz olmasaydık sen tek başına bir hiçsin. Seni koruyup kollayan ve bugünlere gelmeni sağlayan biziz" dediklerini duydunuz mu? Duymadık. Zaten konuşamazlar. Bu şekil konuşsalar da bu, ancak bir başa kakma olur. Her biri harfiyen kendisine verilen işini yapıyor, Aracın eskiyen, bozulan yeri olursa ustasına götürülür, tamiri yapılır. İşlevini yitirinceye kadar hiçbir aksam atılmaz. Kaportada vuruk kırık ve çarpma olursa düzeltilmeye çalışılır. Çünkü orijinaldir, orijinale derman yetmez. Son çare kaportadan çarpılan kısım veya iç aksamından parça, muadiliyle değiştirilir. Değiştirirken de rastgele parça konmaz. Görüntü ve uyuma dikkat edilir. Motor teklemeye başlarsa yeniden eski gücüne kavuşması için rektifiye yapılır. Hasılı araç tüm aksamıyla bir bütündür. Biri her biri; her biri, biri için vardır. Her birinin işlevi ve sorumluluğu farklıdır o kadar.

Şimdi motor ve arabanın diğer aksamını bir kenara bırakalım. Pek alakası olmasa da işi siyasete getirelim. Siyasi partilerde de motorun görevini yapan genel başkanın yanında aracın diğer aksamını yerine getiren partinin diğer görevlileri vardır. Partide hangisi daha önemli? Elbette genel başkan. Pekiyi genel başkanın dışında diğer görevleri yerine getiren önemsiz mi? Hayır. Onların da küçümsenemeyecek görevleri vardır. Parti, genel başkanından çaycısına varıncaya kadar bir makinenin dişlileri gibidir. Biri aksadı mı partide aksama meydana gelir. Yani bir parti tüm çalışan paydaşlarıyla bir bütündür. Hepsi birlikte bir sinerji meydana getirir.

Bu uzun açıklamamdan sonra şimdi geleyim sadede. Bir partide genel başkan çok önemli, vazgeçilmez görülüp diğer çalışanlar aksesuar olarak görülür, tüm başarı kolektif akla ve ekip ruhuna değil de tek kişiye bağlanır ise partiyi birbirine bağlayan ruh kaybolmaya yüz tutar. Hele partide üst görevlere gelmiş kişilere "Sen bir hiçtin, onun sayesinde bir yerlere geldin, yaptığın bir nankörlüktür" denirse bu yapılan düpedüz başa kakmadır. Bunun ne siyasi ahlakta ne de dinimizde yeri vardır. Nankör denilen kişiler iyi biriler ise bu ithamı hak etmiyorlar. Yok kötü biriler ise "Arkadaş! Bunlar kötü olduğu halde daha önce verilen görevlere hak etmeden getirilmişse, o zaman bunlara o görevi niçin verdin, sen insan sarrafı değil misin" diye sormazlar mı? Bence sorarlar. Zamanında bir ve beraber iken görev verdiğimiz kişiler bugün ayrıldılar diye onları kamuoyu önünde küçük düşürecek, onurlarını zedeleyecek şekilde bir imada bulunmak hiç hoş değildir. Tek başına marifet sizde ise, başarı sizin sayenizde gelmişse buyurun gösterin tüm yeteneklerinizi. Çünkü motor olarak hala görevinizin başındasınız. Yanı başında da tümüyle değişen arabanın aksamı var. Başarı göstereceksiniz de elinizden alan mı var? Hep çekip gidene kızacağımıza "Niçin yanımızdan çekip gittiler" diye niçin sorgulamıyoruz kendimizi?

Gördüğüm kadarıyla motor dışında aracın tüm aksamının değişmesi motorun gücünü zayıflatmış, ileri gideceği yerde patinaj yapıyor ve gerisin geri gidiyor. Demek ki sonradan monte edilenler uyum sağlamadı. Motor güç kaybetti. Motorun yeniden güç toplaması için rektifiye olmaya ihtiyacı var. Keşke orijinal motor, yoluna orijinal parçalarıyla devam etseydi…

Tasarruf Tedbirlerim

Bu ekonomik krizde düşündüm, taşındım. Bugünden daha kötüye gitmemek için beyin jimnastiği yaptım. Ne yapar da kendimi düze çıkarırım dedim. Aklıma tasarruftan başka seçenek gelmedi. Çünkü her şey ateş pahası. Zamların ardı arkası kesilmiyor. Şom ağzım, bu daha iyi günlerin, turpun büyüğü heybede diyor. Yazacağım tasarruf tedbirlerini uygulayabilirsem en azından hayatta kalır hatta köşeyi dönerim diye düşünüyorum. Neyse gelelim esas işimize. 

*Çayı kaldırıyorum. Bu ihtiyacımı gidermek için esnaf ziyaretlerine ağırlık vereceğim. Bazı günlerde felekten bir gün çalmak için evde çay demlemek zorunda kalırsam içeceğim çay şeffaf mı şeffaf olacak. Demli çaya son. Şekere de hakeza.

*Bugüne kadar pek kullanmadığım mükellef sofrayı rafa kaldırıyorum. Kahvaltıda zeytin ve peynir olacak. Fazla yenmesin diye zeytin en hesaplısından alınacak. Üzüm yer gibi zeytin yemeyeceğim. Her lokmada zeytinden bir defa ısıracağım. Peynir ise lor peyniri. Her ikisinden de yarım kilo alsam bitmek bilmez, bereketlenir.

*Öğle yemeklerini kaldırıyorum. İki öğün yeter.  

*Akşam yemeğinde etsiz tek kap yemek. 

*Bazı günler oruca niyetleneceğim.

*Karpuz mu alacağım. Kesmece veya iyisi gibi bir arayışım olmayacak. Karpuza vurup tın tın ötüyor mu diye bakmayacağım. Gözüm kapalı aldığım karpuzu sofraya koyup koyup kaldıracağım. Karpuz bitmeyince yeni karpuza ihtiyaç olmayacak.

*Özel araca binmeye son. Gideceğim yere mümkünse yürüyerek, mümkün değilse toplu taşıma araçlarını kullanarak gideceğim.

*Evde aile fertlerinin her birinin ayrı ayrı telefon kullanmasına son vereceğim. Bu demek değildir ki insanların haberleşme özgürlüğünü sınırlıyorum. Hatları tümden faturasıza döndürüp hattın kapanmasının önüne geçecek şekilde kontör yükleyeceğim. Zorunlu hallerde kimin kontörü varsa aile bireyleri ihtiyacı kadar ortaklaşa konuşabilecek. İnternet ihtiyacımızı eş dost ziyaretlerinde evlerindeki sınırsız internetten gidereceğim. 

*Elbise ihtiyacımı mevcutlardan karşılamaya devam edeceğim. Ağarsa da eskise de sırtımdan çıkarmayacağım. Yıkayıp yıkayıp giyineceğim. Eskiyince yama olursa yama, olmazsa yırtık giyeceğim. Hem bu vesileyle modayı da takip etmiş olacağım.

*Enerji meselesine gelince zorunlu haller dışında evin ışıklarını söndüreceğim. Gündüz ışığından bedava faydalanmak için erken yatıp erken kalkacağım. Yatsı biraz geç okunuyor. Namazı kılmak için perdeyi sıyırıp sokak lambasının şavkından faydalanırım. Ütü isteyen elbiselerin ütü ihtiyacını minderin altına dürüp koyarak gidereceğim. Suya gelince zaruri haller dışında şırıl şırıl akmayacak. Fazla yiyip içmediğim için tuvalet ihtiyacım zaten pek olmayacak. Bir abdestle üç beş vakit kılabilirim.

*Elektrikli süpürgeyi çalıştırmayacağım. Anam babam usulü  elime kuvvet deyip ya süpürgeyi alacağım elime ya da gırgırı. Süpür dur. İşim ne?
*Okula giden çocuğuma okul harçlığını kaldırıp evden beslenme katacağım. Mesela kahvaltılık için aldığım lor peynirini ekmek arası yapabilirim.

*Gezme, tozma, tatile son. Evimde oturacağım. Evin suyu mu çıktı?

*Evime misafir gelirse evde olan ne ise onu ikram edeceğim. Bu mevsimde karpuz eksik olmaz. Malum karpuzu koyarım önüne.

*Nerede zevk ve keyif veren bir şey varsa uzak duracağım. Gıda mı sanki? Almayınca ölmem.

*Sinema, tiyatro gibi yerlere zaten gitmiyordum, gitmeyeceğim. 

Şöyle dönüp bakıyorum, temel ihtiyaçlarımdan ne kaldı diye. Sanırım pek bir şey kalmadı. Şayet kaldıysa da yukarıdaki tasarruf tedbirlerim çerçevesinde gidereceğim. Zira yolum belli. Bu durumda maaşımdan pek bir harcama olmayacak ve para cebimde kalacak görünüyor ve kriz geldiği gibi gidecek. Bakalım benim evdeki hesabım çarşıya uyacak mı? Eşimle aile saadetim biraz bozulacak ama olsun o kadar. Her evde olur böyle ufak tefek anlaşmazlıklar.