3 Haziran 2019 Pazartesi

Ortaöğretimde Yeni Sistem Üzerine *


Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk, 2020-2021 öğretim yılından itibaren uygulanmaya konacak olan yeni ortaöğretim sistemi hakkında açıklamalarda bulundu. Buna göre liselerde 9.sınıflardan başlamak suretiyle kademeli olarak ders çeşitliliği azaltılıyor. Bilgi Kuramı dersi zorunlu okutulacak dersler arasına girerken zorunlu olarak okutulan bazı dersler seçmeli ders hale geliyor. Detaylı bir açıklama olmasa da kısa açıklamadan anladığım haftalık ders saati 35 saate iniyor.

Yeni ortaöğretim sistemi, detaylı açıklanınca ve uygulamaya konunca sistemin olumlu ve olumsuz yönleri hakkında kanaat belirtmek en doğrusu ama yine de yapılan açıklamalar çerçevesinde kısa bir değerlendirmede ve öneride bulunmak istiyorum.

Öncelikle yeni sistemde ders çeşitliliğinin azaltılmasını olumlu bulduğumu ifade etmek isterim. Fakat ders çeşitliliğini azaltmak tek başına yeterli değildir. Haftalık ders saatleri daha fazla azaltılmalıydı. Beş saatlik azaltma yeterli değildir. En azından 25 saate inmeliydi. Yeni sisteme kademeli geçiş yapılması okullarda beraberinde servis sorununu getirecektir. Eski sisteme tabi olanlar günde 8 saat ders işlerken yeni sistemin öğrencileri 7 saat ders işleyecektir. Okullar eski ve yeni sistemin öğrencilerine ayrı ayrı servis ayarlamayacağına göre yeni sistemin öğrencileri diğerlerini bir saat beklemek zorunda kalacaklardır. Bu sorun üç yıl boyunca devam edecektir. Keşke kademeli geçiş yerine aynı anda tüm sınıflar bu yeni sistemden faydalandırılsaydı daha iyi olacaktı. 

Burada değinmek istediğim diğer bir husus, sistem değişikliğine ortaöğretimde başlanması. Halbuki liseyle birlikte ortaokullarda da ders çeşitliliğini ve haftalık ders saatini azaltmakla işe başlanmalıydı. Sistem birbirine paralel olarak birbirini tamamlardı. Nedense ortaokullar üzerine bir açıklama yok. Belki de liseden önce ortaokullara neşter vurulmalıydı. Değişim yukarıdan aşağıya değil de aşağıdan yukarıya olmalıydı. Çünkü ortaokullarda ders yükü ve çeşitliliği fazla ve bu ders yükünü bu küçük bücürler kaldıramıyor. 

Değinmek istediğim bir başka husus, hangi sistemi getirirsek getirelim -isterseniz dünyanın en iyi eğitim sistemi olsun- etraflıca düşünmezsek bu sistem de önceki sistemler gibi kadük kalır. Bence eğitim ve öğretimde kaliteli yakalamak adına yapılan bu sistem değişikliklerinin fayda vermesi için okullarda eleme sistemi mutlaka olmalıdır. Sorumluluğunu bilenle, bilmeyen; çalışanla çalışmayan arasında bir ayrım ve yaptırım olmalıdır. Anasınıfından başlayan her çocuk, başarı durumu ne olursa olsun liseyi hep beraber bitirecekse sistem değiştirmenin bir anlamı yoktur. Okullara getirilecek eleme usulü çocuklarımızı yarıştıracak ve sorumluluklarını bilmelerine fayda sağlayacaktır. Bunu her şeyden önce başarılı ve sorumlu çocukları korumak ve kurtarmak için yapmaya ihtiyaç vardır.

*14/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



Yeniden Ayağa Kalkmak İstiyorsak...

Bir zamanlar fikrimizi, zikrimizi ve görüşümüzü açıklarken herkesi ötekileştirmeden kucaklamaya çalışan biz yeniden şaha kalkmak istiyorsak,

*İnsanları olduğu gibi kabul etmeli ve sevmeliyiz. Tıpkı eskiden "Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" dediğimiz gibi.

*Eleştiriye açık olmalıyız. Her eleştireni düşman görmemeliyiz.

*Emanet, ehliyet ve liyakat temel prensibimiz olmalı.

*Aleyhimize bile olsa daima hakkı söylemeliyiz. Adaleti elden bırakmamalıyız. Hakkı üstün tutan neferler olmalıyız.

*İnsanlara güven ve itimadı şiar edinmeliyiz. Kendimiz dışında herkesi suç makinesi görmemeliyiz.

*İsraftan sakınmalıyız. Elimizdeki bütçeyi yetim malı bilmeliyiz.

*İnsanlara nazik ve kibar olmalıyız. Tatlı ve yumuşak bir üslup kullanmalıyız. Muhataplarımıza değer vermeliyiz. 

*Rakiplerimizi yok etmeye çalışmak yerine onları kazanmak için mücadele etmeliyiz. Çünkü rakipleri yok etmek bizi rehavete iter. Bu, yok oluş demektir. Çünkü bir fikir, düşünce ve hareket zıddıyla kaimdir. 

*Kendimizi rakiplerimize göre değil, olması gerekene göre konuşlandırmalıyız. Unutmayalım ki biz doğru yolda isek başkalarının sapıklığı bize zarar veremez.

*İşlerimizde istişareyi ihmal etmemeliyiz. Ekip ruhuna önem vermeliyiz. Kazanımlar ve kayıplar ekibin başarısı ve başarısızlığıdır. Ekibin önüne geçmek suretiyle kendimizi göstermeye çalışmakta enaniyet olabilir. Enaniyetin ön plana çıktığı yerlerde elde edilen başarı uzun soluklu olmaz. Bir müddet sonra tökezleme, duraklama ve gerileme başlar.

*Beraber yola çıktıklarımız ile enerjilerimizi birleştirerek iyi bir sinerji meydana getirmeliyiz. Kimseye yol vermemeli, küstürüp incitmemeliyiz. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun. Biri illaki ayrılacaksa konuşmalarımız, yazdıklarımız ve çizdiklerimizle onun biletini biz kesmemeliyiz. O, kendi biletini kendisi kessin. Bizden uzaklaşanların sayısı her geçen gün artarsa bunu gidenlerde değil, kendimizden bilmeliyiz. Kendimizi, gidenlerin yerine gelenlerle avutmamalıyız. Bilelim ki menfaatsiz çekip giden dostun yerini kimse dolduramaz.

*Bir şey yaparken dünkü dediğimizle çelişmemeliyiz. Prensiplerimize bağlı kalmalıyız. Dünkü savunduğumuz fikrin yanlışlığı ortaya çıkmış, yerine yeni bir prensip oluşturacaksak geçmiş yanlışımızı kimse bize söylemeden biz kendimiz söylemeliyiz. Çelişkimizi ortaya koyanı da düşman bellememeliyiz.

*Kimseye kızıp bağırmamalıyız. Unutmayalım ki kızgın sirke kendi küpüne zarar verir.

*Bir gün kendimizi tekrarlamaya başlar, işler eskisi gibi gitmez ise başkasını nankörlükle ve ihanetle suçlamamalıyız. Yaptıklarımızı tekrar ederek başa kakmamalıyız. Niçin durakladık, niçin geriledik, nerede hata yapıyoruz diye bir özeleştiri yapmalıyız. Yani hatayı kendimizde aramalıyız. Eğer bizden daha iyi biri çıkmadığı halde biz her geçen gün gerilemeye doğru gidiyor, mevziler kaybediyorsak oturup adamakıllı kendimizi sorgulamalıyız.  

Bu dediklerimizi yeniden yapmaya başlayalım. Biz yeniden şaha kalkarız, alternatifimiz olmaz. Bunları yapmak için de ilk önce en tepeden en aşağıya kadar kendimizi sorgulamalıyız. Başka yolu yok. Yoksa bu gemi duvara toslayacak.

Öğretmenlik ve Fahişelik *

Milli Eğitim Bakanı 2019-2020 öğretim yılından itibaren öğrenciler kasım ve nisan aylarında birer hafta tatil yapacaklar açıklaması yapınca Ekşi Sözlükte biri öğretmenleri fahişeye benzeten bir açıklama yapmış. Yapılan açıklama, bir açıklamadan ziyade  açıklayan kişinin bilinçaltındaki herzeyi yumurtlama şeklinde olmuş. Güya aklınca mantık yürütmüş: Fahişeler yatarak para kazanıyor, öğretmenler de bol tatil yapıp yatarak para kazanıyorlar. Akıl ve mantığını yiyeyim senin.

Sayın Bakan'ın ara tatil açıklamasının uygulaması ile önümüzdeki yıl tanışacağız. Belirtilen tatillerde öğrenciler tatil yaparken öğretmenler de tatil yapacak mı? Bunu uygulamada göreceğiz. Farz edelim ki öğretmenler bu ara tatillerde öğrencilerle birlikte tatil yapacaklar. Bu tatilde öğretmen ve öğrencilere ilave bir tatil yok. Kasım ve nisan aylarında verilecek birer haftalık toplamda iki haftalık tatilin bir haftası haziran ayına, diğeri de eylül ayına ekleniyor. Yani eğitim ve öğretim yılı yine 180 iş günü.

Anladığım kadarıyla öğretmenleri fahişeye benzeten bu aklı evvel, fahişenin bedenini satarak para kazandığını göz ardı ediyor. Öğretmen ise alın terleterek, bilgisini satarak, bilgisini öğrencisine öğreterek para kazanıyor. Demek ki öğretmenler bundan sonra bu tipleri göz önünde bulundurarak okullarda fahişe ile öğretmen arasındaki farkı da öğretmesi gerekiyor. 

Eğer bu aklı evvelin karın ağrısı öğretmenlerin fazla tatil yapması ise yine bu eblehe biri, öğretmenler tatil kararını kendisi vermiyor demeli. Mantık hatası yapan bu kişi bilmeli ki öğretmenlerin tatilini Meclis, kanunla belirliyor. Eğer bu kişi öğretmenlerin tatiline kafayı takmışsa bunu Meclise taşımalı ve uzun tatili kısaltmak için girişimde bulunmalı. Çünkü tatilin muhatabı öğretmenler değil. Adam, mantık özürlü olunca kime çatacağını da bilmiyor. Eğer illa birine çatacaksa sorumlulara çatsın. Tavsiyem cami duvarına işememesi. 

Anladığım kadarıyla bu kişi bir hazımsızlık sorunu yaşıyor. Bu sendrom kendisini fazla götürmez. Yazık eder kendisine. Belki de öğretmen olmak istedi, olamadı. Şimdi egosunu tatmin etmeye çalışıyor. Bu kişi, tatil üzerinden öğretmenlere vurmak istiyorsa bu ülkede öğretmenlerden daha fazla tatil yapan kesim var. Görmek ister ve gücü yeterse Meclisin tatiline bir göz atsın. Meclisin ne zaman açılacağı, ne zaman  kapanacağı kanunla belli olmasına rağmen bir bakmışsın ki tatile girmiş. Seçim öncesi tatil, seçim sonrası tatil vs. 

Hasılı öğretmenler kendi tatilini bilir, kimsenin tatiliyle uğraşmaz, dert edinmez. Bu kişinin de aklın varsa boş versin başkasının tatilini, kendi elleriyle oluşturduğu hayatını yaşamaya devam etsin. Yaşarken de ekşi ekşi yazmasın. Çünkü ekşiyerek yazması etrafını ekşi  ekşi kokutur. 

*12/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.