Bir zamanlar fikrimizi, zikrimizi ve görüşümüzü açıklarken
herkesi ötekileştirmeden kucaklamaya çalışan biz yeniden şaha kalkmak
istiyorsak,
*İnsanları olduğu gibi kabul etmeli ve sevmeliyiz. Tıpkı
eskiden "Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" dediğimiz gibi.
*Eleştiriye açık olmalıyız. Her eleştireni düşman
görmemeliyiz.
*Emanet, ehliyet ve liyakat temel prensibimiz olmalı.
*Aleyhimize bile olsa daima hakkı söylemeliyiz. Adaleti
elden bırakmamalıyız. Hakkı üstün tutan neferler olmalıyız.
*İnsanlara güven ve itimadı şiar edinmeliyiz. Kendimiz
dışında herkesi suç makinesi görmemeliyiz.
*İsraftan sakınmalıyız. Elimizdeki bütçeyi yetim malı
bilmeliyiz.
*İnsanlara nazik ve kibar olmalıyız. Tatlı ve yumuşak bir
üslup kullanmalıyız. Muhataplarımıza değer vermeliyiz.
*Rakiplerimizi yok etmeye çalışmak yerine onları kazanmak
için mücadele etmeliyiz. Çünkü rakipleri yok etmek bizi rehavete iter. Bu, yok
oluş demektir. Çünkü bir fikir, düşünce ve hareket zıddıyla kaimdir.
*Kendimizi rakiplerimize göre değil, olması gerekene göre
konuşlandırmalıyız. Unutmayalım ki biz doğru yolda isek başkalarının sapıklığı
bize zarar veremez.
*İşlerimizde istişareyi ihmal etmemeliyiz. Ekip ruhuna önem
vermeliyiz. Kazanımlar ve kayıplar ekibin başarısı ve başarısızlığıdır. Ekibin
önüne geçmek suretiyle kendimizi göstermeye çalışmakta enaniyet olabilir.
Enaniyetin ön plana çıktığı yerlerde elde edilen başarı uzun soluklu olmaz. Bir
müddet sonra tökezleme, duraklama ve gerileme başlar.
*Beraber yola çıktıklarımız ile enerjilerimizi
birleştirerek iyi bir sinerji meydana getirmeliyiz. Kimseye yol vermemeli,
küstürüp incitmemeliyiz. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun. Biri illaki
ayrılacaksa konuşmalarımız, yazdıklarımız ve çizdiklerimizle onun biletini biz
kesmemeliyiz. O, kendi biletini kendisi kessin. Bizden uzaklaşanların sayısı
her geçen gün artarsa bunu gidenlerde değil, kendimizden bilmeliyiz. Kendimizi,
gidenlerin yerine gelenlerle avutmamalıyız. Bilelim ki menfaatsiz çekip giden
dostun yerini kimse dolduramaz.
*Bir şey yaparken dünkü dediğimizle çelişmemeliyiz.
Prensiplerimize bağlı kalmalıyız. Dünkü savunduğumuz fikrin yanlışlığı ortaya
çıkmış, yerine yeni bir prensip oluşturacaksak geçmiş yanlışımızı kimse bize söylemeden
biz kendimiz söylemeliyiz. Çelişkimizi ortaya koyanı da düşman bellememeliyiz.
*Kimseye kızıp bağırmamalıyız. Unutmayalım ki kızgın sirke kendi
küpüne zarar verir.
*Bir gün kendimizi tekrarlamaya başlar, işler eskisi gibi
gitmez ise başkasını nankörlükle ve ihanetle suçlamamalıyız. Yaptıklarımızı
tekrar ederek başa kakmamalıyız. Niçin durakladık, niçin geriledik, nerede hata
yapıyoruz diye bir özeleştiri yapmalıyız. Yani hatayı kendimizde aramalıyız.
Eğer bizden daha iyi biri çıkmadığı halde biz her geçen gün gerilemeye doğru
gidiyor, mevziler kaybediyorsak oturup adamakıllı kendimizi
sorgulamalıyız.
Bu dediklerimizi yeniden yapmaya başlayalım. Biz yeniden
şaha kalkarız, alternatifimiz olmaz. Bunları yapmak için de ilk önce en tepeden
en aşağıya kadar kendimizi sorgulamalıyız. Başka yolu yok. Yoksa bu gemi duvara
toslayacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder