14 Şubat 2019 Perşembe

e tanzim'in Ardından e pişirme Dönemi Başlar mı? *


İnternet üzerinden alışveriş yapma günümüzde her geçen gün yaygınlaşmaktadır. Çoğu insanımız oturduğu yerden beğendiği ürünü seçip internet üzerinden satın alıyor, kredi kartı ile ödemesini yapıyor. İlgili firma, ürünü kargo ile eve teslim ediyor.

İnternet üzerinden elektronik eşya, kitap, ayakkabı ve elbise gibi aklımıza gelmeyen ürünlerin alışverişi arttı. Bunlara alıştık. Birkaç yıl öncesinde ileride internet üzerinden sebze ve meyve de satılacak deseler hepimiz güler geçerdik. Bu da gerçek oldu şimdi. e tanzim ile sebze ve meyveni seçiyor, parasını ödüyorsun. PTT Kargo, aldığın ürünü evine kadar getiriyor. Görüyorsunuz hizmette sınır yok. Yeter ki sen iste. Rahmetli dedem ve babam mezarlarından kalkıp gelseler bugün sınır tanımayan bu hizmetleri görseler "Oğlum, biz kötü bir zamanda yaşamışız. Altımızda vesait yoktu. Pazardan yaptığımız alışverişi eve kadar getirmek için anamız ağlar, ayaklarımız yorulur, ellerimiz şişerdi. Siz bizden çok şanslısınız. Oturduğunuz yerden alışverişinizi yapıyor, başka işinize yoğunlaşıyorsunuz. Geri kalan zamanda boş zamanınız çok. Yiyip içip yatıyorsunuz. Ne var size göre? Ananız sizi Kadir gecesi doğurmuş olmalı" der miydi? Bu halimizi görselerdi herhalde derler ve bize gıpta ederlerdi. Hatta kıskanırlardı.

Hizmette sınır tanımayan, ölenlerimizi kıskandıran günümüz hizmetlerine, oldu olacak e pişirme de gelir mi? Niye olmasın! Sebzeyi e tanzim'den alabiliyor, ürün evimize kadar geliyorsa bu ürün çiğ yenecek değil ya. Bir de tencereye girip pişmesi gerekiyor. Bu da başlı başına bir sorun. Her soruna el atan devlet veya özel firmalar, oldu olacak e pişirme adı altında "Yemeğiniz hijyen ortamlarda en güzel şekilde pişirilip evinize teslim edilir" şeklinde bir hizmet başlatsalar fena olmaz. Madem bir hizmet başlattılar, arkasını getirmeleri gerekiyor. Çünkü bu millet her türlü hizmeti hak ediyor. Günümüz insanı çocuğunu kreşe koyarak karı-koca sabahtan akşama çalışıyor. Yani mutfağa girip yemek yapacak zamanları yok. Burada devlete düşen e tanzim'den sonra e pişirme sistemini yürürlüğe koyması yerinde olacaktır. Sadece e tanzim sayfasının altına "Aldığınız sebzeyi akşama pişirmemizi ister misiniz" şeklinde bir buton ekleyebilir, "Evet istiyorum" diyene bir başka buton açılarak “Ne yemeği istiyorsun” sorusu sorularak evine aşçı gönderilebilir. Burada gelen aşçı evde kimse yoksa mutfağa nasıl girebilir diyebilirsiniz, buna da çözüm bulunabilir. Dedik ya hizmette sınır yok diye. Bunu aşmanın yolu da devlet veya özel firma aş evi veya lokanta açabilir, e tanzim'den alınan sebze, PTT Kargo tarafından buraya teslim edilir. Daha önce seçilen yemek burada imam bayıldı, karnı yarık vb. yapılır ve yine PTT Kargo tarafından eve teslim edilir. Burada tek sorun gelen yemek için sofranın hazırlanmasında. Buna da şimdilik hane halkı katlanır.

Görüyorsunuz değil mi hizmeti! Ben hizmet diye buna derim. Burada bana, zaten yiyecek servisi veriliyor, lokantalar verdiğin siparişe göre evine kadar pişmiş yemeği servis yapıyor, diyebilirsiniz. Benim dediğim e pişirme bundan biraz farklı. Aldığın çiğ ürünü kendin pişirtiyorsun. Bu yol çok pahalı ve aksamalara sebebiyet verir, üstelik bu yol ile ancak birkaç çeşit yemek pişer, vatandaş çeşit çeşit yemek ister denirse bunun da alternatifi var bende. Biliyorsunuz, yaptığı hizmetlerle hizmette sınır tanımayan Meclisimiz, 550'den fazla yemek çeşidiyle de lokantasında bir hizmet veriyor. Pekala Meclis lokantası e yemek adı altında bir hizmeti devreye sokabilir. Vatandaşın seçtiği yemeği Meclis, kargo ile tüm Türkiye'ye hizmet verecek şekilde yaygınlaştırabilir.

Bu hizmetin adına ben "e pişirme" dedim ama isim önemli değil, önemli olan yemek pişirme hizmetinin devreye konması. Hatta adı “e yemek” de olabilir.

*16/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Beyin Göçü *

Son yıllarda Türkiye'den başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dış ülkelere giden insanımızın sayısında büyük bir artışın olduğu belirtilmektedir. Gidenlerin okumuş ve yetişmiş eleman olduğu söylenmektedir.

Gidenler işsiz ve yetişmemiş olsa olabilir, çünkü bu ülkede iş bulamamış, rızkını dışarıda arıyor diyeceğim. Ama gidenler, zamanında devletin yetişsinler diye masraf ettiği kişiler. Tam kendilerine yapılan masrafın karşılığında bu ülkeye hizmet etme vakitleri geldi. Devlet ve millet artık bunlardan fayda görsün dediğimiz zaman adamlar bir bakmışsın, ülkeyi terki diyar eylemişler. Giden üç-beş kişi değil, tamı tamına 253 bin kişi.

Niye gider yetişmiş eleman başka ülkeye? Mutlaka her birinin kendince haklı bir sebebi vardır. Kimi yeterince ilgi görmemiş, kimi alanında çalışabileceği iş alanı bulamamış, kimi kendisine verilen maaşı yeterli görmemiş olabilir. Kimi yeterince çalışma ortamı bulamamış, kimi fikrini özgürce ifade edememiş; kimi işini kaybetmiş, görevinden ihraç edilmiş; kimi dışlanmış, fişlenmiş, suça bulanmış olabilir. Kiminin peşine devlet ve kolluk kuvvetleri düşmüş; adliye ve mahkeme arasında mekik dokumaktan bıkmış ve ceza almaktan kurtulmak için kaçmayı tercih etmiş olabilir. Gidenlerin bir kısmı, resmi yollardan giderken bir kısmı da hakkında yurtdışı çıkış yasağı olduğu için kaçak yollardan ülkeyi terk etmiş olabilir. 

Kim ne şekilde çıkarsa çıksın, ister suçlu veya suçsuz olsun, ülkeyi beğensin veya beğenmesin, ülkeden bu kadar kişinin çıkması hayra alamet değil. Çünkü bunun adı bir beyin göçüdür. Beynimiz dışarı akıyor. Bu ülkenin geçmişinde, zamanında değer vermediğimiz, elinden tutmadığımız ve uygun çalışma ortamı sağlayamadığımız yetişmiş insanları yurtdışına kaçırtma gibi bir sicili vardır. Bugün birçoğu yurt dışında yaptığı bilimsel çalışmalarla, ortaya koyduğu icatlarla göğsümüzü kabartmaktadır. Bir taraftan göğsümüz kabarırken diğer taraftan hayıflanıyoruz. Çünkü bir başka ülke adına katma değer üretmektedirler. Bunlar maalesef bizim yitiğimizdir.

Giden yetişmiş elemanları geri çekmek ve bundan sonra başka yetişmişlerin alıp başını gitmemesi için bu ülkeyi yönetenlerin tedbirler almasında fayda vardır. Kimin niçin gittiği üzerine kafa yormalıdırlar. Bu konuda bilimsel bir araştırma yaptırmak ve bu sorunun nereden kaynaklandığının tespitini yapmak suretiyle bu işe başlayabilirler. Eğer tedbir alınmazsa bu ülke durmadan yetişmiş insan gücünü meccanen ihraç etmekle karşı karşıya kalabilir. Bu da memleketin hayrına olmaz. Çünkü yetişmiş insan gücü bir memleketin geleceğidir. Bu ülke ileriye taşınacak, yükselecek ve gelişecekse yetişmiş kalifiye insanlar sayesinde olacaktır. Bu işler; kalan sağlar bizimdir, zorla güzellik olmaz, gidene güle güle demekle olmaz, seyretmekle hiç olmaz. Mutlaka bir şeyler yapılmayı gerekir ve bu beyin göçü durdurulmalıdır.

Hükümet, devlet, TÜBİTAK kim el atacaksa bu ülkeden başka ülkelere akan beyin göçünü durduracak bir politika geliştirmeli. Hatta başka ülkeden işe yarayacak beyinleri bu ülkeye çekecek politikalar üretmelidir.

*18/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Okullarda Bağış Toplamanın Yolu

Milli Eğitim Bakanlığı sık sık okullarda bağış adı altında zorla bağış almanın yasak olduğunu söylese de okullarda bağış toplanıyor. Milli Eğitim okulların her ihtiyacını karşılayamadığına göre okullar giderlerini karşılamak için birlikleri aracılığıyla velilerden bağış talebinde bulunmak zorundalar. Başka çareleri yok. Burada okulların tam ihtiyacını karşılayamayan MEB ikircikli davranıyor. İhtiyaçların için ne para veririm ne de toplatırım. Gönüllülük esasına göre veliden para alabiliyorsan al, bir şikayet olursa da canını yakarım diyor. Yani adını koymuyor. Halbuki adını koysa bağış toplamada hiçbir sorun olmaz.

Okullarda bağış adı altında para toplamakla her ne kadar okul birlikleri yetkili kılınmış, sorumluluk onlara aitse de Türkiye'nin çoğu okulunda birlik adına para toplama işini okul yönetimleri üstlenir. Gerekirse tehditle paralar toplanır. Tehdit olmasa da istene istene öğrenci/veli vereyim de kurtulayım diyerek elini cebine atmak zorunda kalır. 

Okul yönetimleri para toplama işini üstlenir, bunu da sınıf öğretmenleri vasıtasıyla yapar. Ne yönetimin ne de öğretmenin para toplama gibi bir görevi olmamasına rağmen paralar bu şekilde toplanır. Bu işin yürümesi okul idaresinin kararlılığına bağlıdır. Bunun için öncelikle taşın altına yönetim elini koyacak ki öğretmen de gövdesini koyabilsin. Ama okul yönetimi "Bizlik bir şey yok, birlik istiyor, bu iş bizim dışımızda cereyan ediyor" deyip tıpkı Bakanlık yetkilileri gibi ikircikli davranır ve topu taca atarsa öğretmen burada inisiyatif almaktan kaçınır. Madem bu iş birlik vasıtasıyla olacak, yönetimin işi değil ise öğretmen niçin bu işin içine girdiriliyor? İdare her şeyden uzak duracak, kendini tehlikeye atmayacak, sonra da öğretmene şu güne kadar belirlenen miktarın sınıf mevcuduyla çarpımı olan parayı tastamam istiyoruz diyecek. Anasının akıllı oğlu! Ne olacak? Böyle yapılırsa bu para toplanır mı? Bir defa okul yönetimi "Arkadaşlar! Bu iş normalde birliğin görevi. Ama Türkiye'nin bir gerçeği ki bu iş bizim üzerimizde yürüyor. Okulumuzun acilen şu ihtiyaçlarını gidermesi için şu kadar paraya ihtiyacı var. Sizler sınıflarda bizim kolumuz kanadımızsınız. Sizlerden bu konuda fedakarlık istiyoruz. Siz sınıfa duyururken biz de tören alanında çocuklarımıza duyuralım. Bağış yapmak istemeyen veli ve öğrenci ile biz ilgileniriz" diyerek öğretmene açık çek vermelidir. Bu işler öyle istemem, yan cebime koy demekle olmaz. Yine okul idareleri öğretmenleri arkasına almak istiyorsa bazı konuları öğretmenleriyle paylaşmalı, para harcama konusunda, gelir ve giderde şeffaf olmalıdır. İletişim yolunu kapatır, çoğu zaman selam bile vermeye tenezzül edilmez ise bu işler zor yürür, yürüse de bu iş gönüllü yürümez, homurdanma eksik olmaz.

Anlatmak istediğim okul yönetimi sadece nimette en önde değil, risk barındıran konuda da öne atılmalıdır. Osmanlı'da padişahların savaşlara ordunun başında gittiği zamanlarda Yeniçeri zaferden zafere koşmuş, fethetmediği toprak kalmamıştır. Ne zaman ki padişahlar savaşa ordunun başında gitmedi, Yeniçeri savaş kaybetti ve savaşı kaybetmekle de kalmadı. Bir müddet sonra devletin başına bela oldu. Okul yönetimleri iş yapmak ve yaptırmak istiyorsa her şeyden önce öğretmeniyle açık oynamalıdır.

Okul yönetimi başta para toplamak olmak üzere tüm risklerde inisiyatif alıp en önde yer alıyorsa sözüm meclisten dışarıdır.