8 Şubat 2019 Cuma

Meclisin Boğaz Harbi ***

TBMM başkanı iken taşı toprağı altın kabul edilen İstanbul Büyükşehir belediye başkanlığına aday olan Son Başbakan Sayın Binali Yıldırım, yaptığı bir açıklamada TBMM lokantasında 550 çeşitten fazla yemeğin olduğunu, bu kadar yemek çeşidinin kaliteyi düşürdüğünü, azaltılması gerektiğini söylemiş. Böylece Meclisimizde ne kadar yemek çeşidinin olduğunu öğrenmiş olduk. 
Öğrenmenin yaşı olmazmış. Gözümle görüp tatmasam da en azından 550'den fazla yemeğin olduğu bilgisine bu vesileyle ulaşmış oldum. Bilgi bilgidir. Nasıl ki zenginin parası züğürdün ağzını yoruyorsa görmesem de, tatmasam da bu kadar yemek iştahımı kabartacak. Bir düşüncedir aldı beni şimdiden. Kör talihime kızmaya başladım. Ufukta bir milletvekili seçimi de yok ki oraya kapağı atmak için şansımı deneyeyim. Daha önce bu kadar yemeğin olduğunu bilmiş olsaydım bu yolu her seçimde denerdim. Vekil olmak için uğraşıp didinenlerin bir bildikleri varmış demek ki. Ama bunu bana bugüne kadar seçilip gidenler hiç söylemedi. Hep hizmet dediler bana. Nedense seçilen bir daha bir daha seçilmek için uğraştı, oradan çıkmamak için varını yoğunu ortaya koydu. Seçilemeyeler ise tekrar tekrar denedi. Sakın tüm bu uğraş Meclisteki bu yemekler için olmasın. Bir gün bahtım açılır da Allah yürü ya kulum derse ben vekil maaşı falan istemem. Nasılsa orada cennet misali her türlü yemek varmış. Yediğim önümde, yemediğim arkamda kalırdı. Can boğazdan gelir deyip yedikçe yerdim.
Yaşım elli beş. Yokluk içerisinden geldim bugüne. Bugünden düne geçirdiğim yarım asrı deviren geçmişimi daha doğrusu yediğim, içtiğimi gözümün önüne getirdim. Ne kadar çeşidini yesem de bir elin parmaklarını geçmemiş yediğim içtiğim. Bıkmadan usanmadan birkaç çeşit yemek çeşidini yiyip içerek ömrümü geçirmişim. Kendime değil de midem adına üzüldüm doğrusu. Benim bahtsızlığım yüzünden midem de bayram edemedi hiç. Evet Allah'ın bize verdiği nimetler say say bitmez, bunu biliyorum ama yediğimi, yemediğimi saysam herhalde 50 çeşidi geçmez bildiğim yemek çeşidi. Kazara Meclise gitsem garson yanıma gelip "Efendim! Ne alırdınız" dese herhalde "şundan" derdim. Çünkü bu kadar yemeğin adını bilmeme imkan yok. Belki de yemek çeşitlerini bilmediğim için Meclisin kapısı açılmadı bana bugüne. Doğru ya! Yemek kültürü olmayan bir cahilin ne işi vardı o yüce Mecliste?
Geç de olsa öğrendiğim bu kadar yemek çeşidinden sonra iştahım kabarmıştı ki Meclis başkanlığına veda etmeye hazırlanan Başkan, maalesef iştahımı kursağımda bıraktı. Azaltacakmış yemek çeşidini. Ölür müsün öldürür müsün? Tam layığımı bulacağım derken yemek çeşidini azaltmak da neyin nesi? Ben de Binali Beyi yeniliklere açık biri sanırdım. Yemek çeşidini en azından 600'e çıkartmak için kafa yoracağı yerde indirecekmiş. Niçin 600 derseniz? Efendim malumunuz Meclisin vekil sayısı bu dönem 600'e çıktı. Her vekil için bir yemek çeşidi bence çok iyi olurdu. Hatta her bir yemeğe her bir vekilin ismi verilebilirdi. Birbirlerinin yemeğini yiyerek vekiller arasında bir uhuvvet meydana gelebilirdi. Meclis kürsüsünde ve dışarıda birbirlerini yemek için uğraşacaklarına isimleriyle müsemma yemeklerden yiyerek hem karınlarını doyurmuş hem de göründüğü kadar kötü değilmiş, lezzetiymiş, en azından kendi kötü ama Allah var, yemeği güzelmiş derlerdi. Hatta hınçlarını, kavga etmeden birbirlerinin yemeklerinden yiyerek  çıkarabilirlerdi.
Merak ettiğim, Binali Başkanın 550 çeşit yemeğe niçin taktığı? Çokluktan ne zarar gelmiştir bugüne? Yokluktan değil mi bizim hep çektiğimiz! Yemek çeşidinde Binali Bey'in görmediği bir incelik var. Neden 550? Çünkü daha önce Meclisin vekil sayısı 550 idi. Vekil sayısınca bir yemek çeşidi yani. Zamanında kim düşündüyse iyi düşünmüş. Binali'ye de bu aşamada düşen,  giderayak eski köye yeni adet getirmek değil; madem iyilik yapacak, bıraksın yemek çeşidini azaltmayı, yemek çeşidini 600'e çıkarsın. Çünkü gelenekler böyle yaşatılır. Lütfen pişmiş aşa su katmasın. Birileri bunu Binali Bey'e söylesin. Çünkü bu iş İDO müdürlüğü, vekillik, bakanlık, başbakanlık, Meclis ve Belediye başkanlığı yapmaya benzemez. Mevzubahis ettiği boğaz harbidir. 
Aman dikkat Binali Bey! Milletin vekili vekilin yemeğiyle oynama!
***16/02/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Göle Maya Çalma Partisi ***

—Efendim! Yıllardır her yolu denedin, ya tutarsa deyip her göle maya çaldın, maya tutsun diye bekledin. Bekleyen derviş muradına ermiş misali sanki bu defa olacak gibi!
—Ne demek istediğini anlayamadım. Biraz açar mısın?
—Malum bir siyasi partinin başındasın. Üstelik genel başkanlığını yaptığın parti Türkiye'nin en köklü partisi. Ama partiniz hep müzmin muhalif kaldı bugüne kadar. Kurtarıcı diye size bel bağlamıştı partilileriniz. Çünkü seçmeniniz yıllar yılı iktidar olamamanın, her seçimden yenik çıkmanın psikolojisini yaşıyor her seçim. Bu durum düne kadar böyleydi. Bugün rüzgar sizden yana esiyor. 
—Nasıl?
—Efendim! Siz siyasetin duayenlerindensiniz. Piyasayı bir koklayın. Ülkeyi 16 yıldır yöneten iktidarda bir yıpranma söz konusu. Seçmen güvenilir bir liman arıyor. Bu yerel seçimler sizin için bir fırsat. Çünkü yerelde rüştünü ispatlayan bir siyasi partiyi seçmen en yakın genel seçimde iktidara taşıyor. Bence sizin için bir fırsat bu. Sevinmelisiniz bu duruma. Böylece seçmeninizin yüzü gülecek. Sizin de çaldığınız mayalar meyvesini verecek. Nihayet yenile yenile yenmeyi öğrendiniz. Şimdi yapacağınız tek şey iyi ve doğru belediye başkanı adaylarıyla bu seçime asılmak.
—Deme ya! Bize iktidar yolu göründü mü? Böyle bir şeyi beklemiyordum. Halbuki bu ülkenin muhalefete de ihtiyacı var. Zira demokrasinin olmazsa olmazıdır bu. Biz kendimizi sürekli muhalif kalacak şekilde konumlandırmıştık. Tecrübelerimizden bu millet faydalanmalıdır. Ülkeye hizmet sadece iktidarda iken yapılmaz.
—Anladığım kadarıyla rüzgarın size doğru esmesinden pek memnun olmamış görünüyorsun. Siyasi partiler niçin vardır? İktidar olmak için değil mi? Sanki siz iktidara talip değilsiniz. Meydan ve toplantılarda esip gürlediğinizi görünce iktidarı çok istediğinizi sanmıştım.
—İstemek ayrı efendim! Mecburen istiyoruz. Değilse seçmen bize niye oy versin? Ama iktidar olmayı kolay mı sanırsın? Çünkü iktidar olmak sorumluluk ister. Halbuki muhalefette iken bol keseden atıyor, hükümetin yaptığı her şeyi eleştiriyorduk. İktidar olunca biz kimi eleştireceğiz?  Çünkü biz aka kara demeden rahat edemeyiz. 
—Şimdi ne düşünüyorsun? 
—Ne düşüneceğim? Yapacağım belli. Partimi iktidara taşıyacak belediyeleri almamak için bir taktik geliştireceğim. Partililerin beklemediği ve istemediği adayları aday yapacağım. Yani partimi kaynatacağım. Ne yapıyorsun diyenlere de "Bu, parti içi demokrasi" diyeceğim. Kimi küsecek, kimi darılacak, kimi bizden kaçacak. Bizdeki parti içi demokrasiyi gören, bize yönelmek isteyen seçmen bizden kaçacaktır. Kaçsın! Benim de istediğim bu.  Çünkü ben genel bir başarı istemiyorum. Partim küçük olsun, benim olsun istiyorum. Sonra ben ne yaparsam yapayım bu ülkenin 1/4 seçmeni hep bana oy veriyor. Bunların verdiği oylarla bazı belediyeler bizde kalıyor. Ötesini de istemiyorum. Hepsine talip olup da niye ağrımaz başımı ağrıtayım?
—İlginç! Sizi anlamıyorum efendim.
—Boş ver, anlama daha iyi. Ben kendimi, partim kendisini bugüne kadar anlamadı ki sen anlayabilesin. Zaten biz de anlaşılsın diye yapmıyoruz bu siyaseti.
—Bu siyasetin adını söyle bari!
—Herkesi memnun etmeye çalışan ama kimseyi memnun edemeyen siyaset.
—Bu durumda partinizin adını değiştirin bari!
—Ne olsun?
—Göle maya çalma partisi.
—Niye böyle bir ismi layık gördün bize?
—Çünkü yaptığınız hiçbir şey tutmuyor da ondan.
—Bence yanılıyorsun. Biz başarılıyız. Çünkü yaptığımız her şey başarılı olmamak üzerine kurulu. İşte bizim başarımız da bu. Başarısızlıktır bizim başarımız.
—İşte ben de bu yüzden partinizin adını "Göle Maya Çalma Partisi" koyun diyorum. Niye dersen? Nasrettin Hoca da “ya tutarsa” deyip göle maya çalmış, ama göl maya tutmamış, tıpkı sizin yaptığınız gibi.

***19/02/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.




Omuz/Kas Ağrısı


Omuz ağrısı deyip de geçmeyin. Girdi mi vücuda geçinceye kadar rahat ettirmiyor. Ne elini kaldırabiliyor ne de vücudunu oynatabiliyorsun. Boyun dersen zaten döndüremezsin. Döndürmek istersen tüm vücutla birlikte dönmen gerekiyor.

Bu hastalık diğer hastalıklara benzemiyor. Nasıl bir hastalık ise rahat ettirmiyor. Ne yatırıyor ne de kaldırıyor. Yattığından ve kalktığından zevk almıyorsun. Buna yakalanan rapor alıp istirahat de etmiyor. İşine yine devam ediyor ama kolay kolay işe kendini veremiyor. 

Halk arasında kulunç diye bilinen bu ağrıya şimdilerde kas ağrısı deniyor. Birden de gidivermiyor. Kemiklerine varıncaya kadar sızlatıyor. Ne attığın hapın faydası var ne çiğnetmenin ne de tutturmanın. Çekiyorsun günlerce. Ne zamana kadar devam ediyor? Vücudun yumuşayıncaya kadar devam ediyor. Ne zaman ki elini çenene tutup başını sağa sola çevirip kulunç kırılmaya başlayınca yavaş yavaş rahatlamaya başlıyorsun, küt küt kırıldıkça rahatlıyorsun ama birden bırakıp gitmiyor.

Kas tutulması ve diğer hastalıklara yakalanmamak en güzeli. Kişi kendisinin doktoru olması gerekir. Hastalanmadan önce hastalanmamak en iyisi. Ama olmuyor. Bazı hastalıklar geliyorum, dikkat et, dese de kas tutulması geliyorum demiyor. Sen farkına vardığın zaman bu hastalık istenmeyen misafir olarak vücuduna yerleşmiş oluyor. Yeter ki terledikten sonra kendini dışarıya veya soğuğa at, cereyana kapıl, yatarken üzerini örtmeden yat veya üzerini aç. Sinsi bir şekilde vücuduna girer ve vücudunu kütük gibi yapar. Tedavisi sana bir müddet çektirmek ve sürüm sürüm süründürmek. Ne öldürür ne de ondurur.

Nereden mi biliyorum bu kas ağrısını? Çekiyorum şu anda. Bunu ancak çeken bilir. Üstelik bendeki bu kas ağrısı vücuduma misafir olalı üçüncü haftaya girdi. Sol tarafım yumuşadı, sağ tarafım ise direniyor. Atlattım galiba, bak yumuşamış diyorum. Ama bir müddet sonra sevincimi kursağımda bırakacak şekilde daha buralıyım, hemen sevinme diyor. Zaman zaman da bu bendeki, kas ağrısının dışında bir başka hastalık mı dedirtiyor insana. Bu kas ağrısı başka gidecek yer bulamamış gibi vücudumdan gitmemek üzere inatlaştıkça ben de inadına inat! Ben de bunun için doktora gitmeyeceğim diyorum.

Allah kimseye hiçbir hastalık vermesin ama doğru dürüst hastalık kabul edilmeyen omuz/kas ağrısını da vermesin kimseye.