21 Ocak 2019 Pazartesi

Sorunu Önce Kendimizde Arasak... *


Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.

Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış. Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. "Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle. Eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla. Sonra 20 adım. Cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla."

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Yine cevap yok.

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Hala cevap yok.

Adam mutfağın kapısına gelmiş, artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Yine cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş:
--'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'
--'Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk' (Kadınlar Sitesi'nden alıntı)

Şimdi arkamıza yaslanıp yukarıda okuduğumuz metni bir de zihnimizden geçirelim. Okurken ve zihnimizden geçirirken bizi gülümseten bu kıssada sorun kimde? Sanırım cevabı hepimiz veririz. Sorun, sorunu başkasında arayan kişidedir.  Bu kıssa her zaman, her yerde, her kişi için geçerli olmasa da kıssadan hisse çıkarırsak birçoğumuzun durumunu çok güzel şekilde özetliyor. Çünkü bir meselede çoğu zaman sorunu kendimizden ziyade başkasında ararız. Acaba bu sorunda benim payım nedir, sorunun kaynağı ben olabilir miyim diye düşünüyor muyuz? Aslında ortaya çıkan bir meselede kendimizi bir öz eleştiriye tabi tutup ardından başkasına yönelsek bugün sorun olarak gördüğümüz birçok şeyi çözer, bir başkasına boşu boşuna kırgın olmaz, var diye bildiğimiz birçok sorunun olmadığını anlayabiliriz. Bunun için önce kendimize yönelmeliyiz. Bunu yapabilen az sayıdaki insanımız; sorundan kaçmayan, sorunları ve kendisiyle yüzleşmekten kaçınmayan özgüveni yüksek kişilerden oluşur. Kişinin kendisini bilmesi demektir bu. Bir olay vuku bulduğunda olayı iyice irdelemeden mazeret ve gerekçeye sığınan ve savunma refleksini harekete geçiren kişilerde görülmez. 

Mazeret, gerekçe ve savunma silahları sorunu kendisinde görmeyen veya görmek istemeyen kişilerin bu silahların arkasına kendilerini saklamalarından ibarettir tüm mesele. Kişiler bu yol ile sadece egolarını tatmin eder. Mazeret ürete ürete, suçu başkasına ata ata gerçeklerden kaçınan bu tipler problemin gerçek kaynağıdır. Anlatılan hikayede olduğu gibi kişi çoğu zaman bu gerçeği görmediği gibi sorunun karşı tarafta olduğuna kendisini de samimiyetle inandırmıştır. Bu durumda okları kendisine döndürmek ve görmesini sağlamak zor mu zor!

*08/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
**07/03/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



20 Ocak 2019 Pazar

Ah Bir Müdür Olsam!


—Müdür olsam mı acaba?
—Ne müdürlüğü?
—Okul müdürlüğü.
—Ne yapacaksın müdürlüğü? Eğitim ve öğretimi mi düzelteceksin? Eğitimi uçuracak yeni projelerin mi var? Yoksa müdürlüğün artı bir getirisi mi var? Ya da bitmez tükenmez koltuk hırsın mı depreşti yeniden?
—Ne projem var, ne de düzeltecek bir planım. Artı bir getirisi de yok. Koltuk hırsına gelince bu bende bir felsefe haline geldi. Hevesime sekte vuramam ya!
—Dört yıllık geçici bir görev için değer mi o kadar sorumluluk almaya? Hem ne yapacaksın bu zaman zarfında?
—Okulda varlığımı hissettiririm, özellikle dönem sonlarında?
—Dönem sonları derken... Sonra ne varlığı, ne hissettirmesi?
—Mesela karne günü…
—Koca bir dönemde ağırlığını hissettirmeyi düşünmeyip karne günü ne ağırlığı hissettireceksin? Şunun şurasında karne değil mi? Daha önce hazırlanan karneleri verip ardından kısa bir konuşma, sonra İstiklal Marşı'nı birlikte söyleyip öğrencileri evlerine göndereceksin. Tüm yapacağın bu!  Başlamasıyla bitmesi bir olur. Bu durumda ne ağırlığını hissettireceksin? 
—Hemen hemen okulların ekseriyeti son ders saatini beklemeden karneyi verip gönderiyor. Ben akşama yani son derste karneleri dağıttıracağım.
—Eline ne geçecek son saatte karne verdirmekle? Bazen ilçe-il milli eğitim müdürleri hatta bakanlar bile karne  dağıtım törenine katılıyor. Bu törenler son saati beklemeden yapılıyor. Senin amacın ne?
—Dedim ya, varlığımı hissettirmek. Böyle yapmakla sabahtan akşama okulda karne verilecek diye bekleşen öğrenci, öğretmen, personel gün boyunca beni konuşacak, oflayıp puflayacak. Olur mu böyle şey, bu adam eski köye yeni adet mi getiriyor diyecekler. Yüzler asılacak, moralleri bozulacak; oturup kalktıkça ya sabır çekecekler. Böylece tüm okul varlığımı ve neler yapabileceğime dair gücümü görecek.
—Ama bu durumda herkesin nefretini üzerine çekeceksin, değer mi varlığını hissettirmek için buna? 
—Değmez mi? 
—Madem varlığını hissettireceksin,  bunu sene içerisinde eğitim ve öğretimle ilgili kalıcı eser ve projeler üreterek yapsan esas varlığını o zaman hissettirirsin.
—Bence değer, senede bir iki defa da olsa...
—Kusura bakma da böyle yapmakla en mutlu günlerinde öğretmen ve öğrenciyi evlerine moralleri bozuk gönderirsin. Kimse bu hareketinden dolayı seni hayırla anmaz, anlayışsızlıkla suçlar. Onlar gözünde hoş bir seda bırakmazsın. Sen varlığımı hissettireceğim derken egonu tatmin etmeye çalışmış olursun. Kaprislerinin esiri olursun şayet böyle yaparsan. Bence hiç böyle bir şeye kalkışma.
—Yaptım bile!
—Deme! Hiç iyi yapmamışsın. Nasıl geçti karne gününüz? 
—Aslını söylemek gerekirse karneyi son  saat verdireceğim inadımdan ben de memnun kalmadım. Akşamı iple çektim. Ben memnun kalmadım ki öğretmen ve öğrenci memnun kalsın. Bir daha mı? Tövbe tövbe! Herkes nasıl, ne vakit veriyorsa ben de aynı şekilde karne vereceğim bundan sonra. Kaprislerimin esiri olmayacağım. Böyle ağırlık hissettirme olmaz olsun. Bu da benim kulağıma küpe olsun!



68'inde İkinci Baharı Yaşamak *

Zaman zaman otobüs durağında karşılaşıp hal-hatır sorup şahsen tanıdığım bir öğretmen emeklisiyle bugün durakta tekrar karşılaştım. Selamlaşıp hal hatırdan sonra yanımıza biri daha yaklaştı: "Evlenmişsin yeniden, hayırlı olsun" deyince ben de hayırlı olsun dedim.

İkinci evliliğini yapan emekli öğretmenin sevincine diyecek yoktu. Zaten çok konuşan biriydi. İyice açıldı. Konuştukça konuştu. Az sonra otobüs gelince de bizi bırakıvermedi. Dörtlü koltuğa oturduk. Nasıl evlendiğini anlattı:

Rahmetli hanım vefat edeli iki yıl oldu. Kanser hastasıydı. Tedavisi için çok uğraştım. Son zamanlarında durumu iyice kötüleşince kendisine durmadan hizmet ettim, hiç yüksünmedim.
Vefatından önce çocuklarımı topladı. Benim beş çocuğum var. Hepsi de benim gibi öğretmen. Onlara "Ben öldükten sonra kemiklerimin sızlamasını istemiyorsanız babanızı evlendireceksiniz. Babanız kendi başına yapamaz, sizin yanınıza da gelip kalamaz." dedi.

Eşim vefat edeli iki sene oldu. Eş-dost 200 kadar aday gösterdi. Hepsiyle bir bardak çay içtim. Bir daha da görüşmedim. Çünkü hiçbirine içim ısınmadı. Sonunda 54 yaşında hiç evlenmemiş doğru dürüst ailesi dışarı çıkarmamış bu köylü kızı çıktı karşıma. İlk görüşmemizde bana "Ben sana aşık oldum" dedi. "Ben de seni sevdim, aşık oldum. Benim şu şu şartlarım var" dedim. "Tamam" dedi. "Çocuklarımla tanıştırdım. Çocuklarım da tamam, biz de çok sevdik, evlenin" dediler.

Nikâhımızı kıydıktan sonra yeni hanımım "Haydi rahmetlinin mezarına gidelim" dedi. Gidip dua ettik. Şimdi haftalık ziyaretine gidiyoruz. Her gidişimizde onun sayesinde seninle evlendim, seni buldum" diyor bana. Bizim rahmetliyi de çok seviyor, gezmeyi de. Çünkü ailesi hiçbir yere çıkarmamış. Ben de her akşam gezdiriyorum.

Etrafımda pervane gibi dönüyor, su içeceksem hemen gider, getirir. Üşüme diye çoraplarımı verir. Bana saygıda kusur etmiyor. Size şaka gibi geliyor ama biz çok mutluyuz. Bu, Allah'ın kaderi. Benim karşıma çıkardı. Allah isteyince oluyor, dedi.

Ayrılmadan önce yaşını sordum. 68 yaşındayım ama hiçbir hastalığım yok. Hayatımda hiç ilaç kullanmadım, dedi.

Sonradan evlenenlerin çoğu evliliğinden pek mutlu olmaz, hatta çoğu erkekler kandırılırken bu beyefendinin mutlu olması beni fazlasıyla sevindirdi. Umarım aynı şekilde devam eder. Allah kimsenin huzurunu bozmasın, geçim ve dirlik versin, iyilerle karşılaştırsın.

Not: Merak ettiğim bu yaşında iki yüz kadar gelin adayıyla görüşmüş. Maşallah bu yaşında bu işi nasıl becerdi bilemiyorum. Demek ki sosyal biri. Naçizane vardığım ilk kapıda kaldım. O da utana sıkıla…

* 02/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.