22 Ocak 2018 Pazartesi

Konya semt pazarları ve Muhacir Pazarı *

Konya'da sebze ve meyve alışverişini yapmak için belediyelerin tahsis ettiği semt pazarları var. Bu pazarların kiminin üstü kapalı, kimininki açık.  Haftanın hemen hemen her günü bazı bölgelerde kurulan bu pazarlarda arz ve talep var ki, market ve manavlara rağmen buralarda pazarlar kurulmaya devam ediyor. Ki buralarda satışı yapılan sebze ve meyveler, market ve manavlara göre daha hesaplı olarak satılıyor. Bir diğer farkı da, market ve manavlarda kendin seçiyorsun, pazarlarda ise pazarcı seçiyor. Seni yormuyor yani. Getirdiği çürük-çarık, ezik ne varsa hepsini değerlendiriyor. Ekonomiye katkısı büyük anlayacağınız.

Sabahında tertemiz bir şekilde belediye tarafından satıcıya teslim edilen bu pazar yerleri, akşamında yerini çer-çöpe, sebze ve meyve artıklarına bırakıyor. Belediyenin temizlik ekibi, gecenin geç vaktine kadar savaş sonrası bir hali andıran bu pazar yerlerini temizlemekle meşgul oluyor. Bu durum, ben kendimi bildim bileli böyle devam ediyor. Satıcı kirletiyor, belediye temizliyor. Nedense kullandığımız yeri temiz bırakmayı öğrenemedik gitti. Bu konuda herkes durumundan memnun ve kaderine razı olmalı ki bu pis ortam nesilden nesile devam ediyor. Tezgahların önüne çöp kutusu veya çöp poşeti koymak kimsenin aklına gelmiyor. Böyle bir şey akla gelse de pazarcı, “Belediye benden işgaliye parası alıyor, kirletmek en doğal hakkım” diye düşünüyor olmalı. Belediye de, “Ben de bu vesileyle pazarları temizleyen bir temizlik ekibi oluştururum, en azından birkaç gariban faydalanır bu işten” diye düşünüyor olmalı. Pazar yerlerinin bu şekilde pis bırakılmasından gördüğüm kadarıyla pazarcı şikayetçi değil, belediye ise “Temizlik benim görevim” diyerek görevini yapmaya devam ediyor. Bu ortamdan benim gibi birkaç cins şikayetçi o kadar. Milyonların yaşadığı bir yerde böyle birkaç cins de müsaade ederseniz çıksın.

Semt pazarlarında dikkati çeken bir başka husus da pazarın kurulduğu mahalde trafiğin felç olması. Birçok pazar yeri, mahalle aralarında olduğu için genel trafiğe pek sıkıntısı olmayabilir.

Pazar günleri kurulan, hemen hemen Konya’nın çoğuna hitap eden bir pazar yerimiz var ki, genel trafiği felç ediyor. Zira bu pazar, şehrin merkezinde kalmış. Üstelik diğer semt pazarlarına göre alavere yapanların sayısı oldukça fazla. Muhacir pazarından bahsediyorum. Halk arasındaki namı diğer, Macur Pazarı. Pazarın içi insan kaynıyor, dışı, yol, cadde ise park edilmiş arabalarla dolu. Trafik tek şerit olarak işlerse şükreder trafikte seyreden insan.

Dün Pazar günü Karatay Terminali civarında bir hasta ziyaretinden dönerken bugünün Pazar olduğunu unutarak yolum Yeni Larende’ye düştü.  Yoğun ve işlemeyen trafiği görünce ‘Annah, bugün buranın pazarı! Nereden geldim buraya’ dedim ama iş işten geçti. Girdikten sonra çıkış yok. Mecburen çekeceksin. Yaklaştıkça Balıkçı Halinin önündeki kavşağın etrafına park edilmiş araçları gördüm. Kavşağa kadar araç park ediliyorsa varın o civardaki park edilmiş araç sayısını siz düşünün. Yer-gök araç dense yeridir. İşin garibi Anıt’tan Karatay Terminaline, Eski Stadyumun arkasındaki yoldan Karatay Terminaline giden başka alternatif yol yok. Bu pazar dolayısıyla Muhacir Pazarı'na komşu olan Meram Ticaret Lisesinde Pazar günleri sınav yapılmıyor. Zira pazarcının sesinden okulda sessiz bir ortamda sınav yapılamaz. Üstelik park sorunu başlı başına bir sorun. Güya pazar yerlerinde bağırarak alışveriş yasaklanmıştı. Kim dinler yasağı? Adam avazı çıktığı kadar bağırıyor. Bizde yasaklar uygulanmamak üzere konuyor genelde.

Şimdi gelelim sadede. Tarihi özelliğe sahip Muhacir Pazarı'nın yeri bir başka yere değiştirilmeli diye düşünüyorum. Zira oradaki caddeler çekmiyor bu trafiği. Yok, çok büyük bir işlevi yerine getiriyor bu Pazar. Üstelik tarihi özelliği de var denirse, o zaman yetkililerin; araçların park edileceği uygun bir park yeri ayarlamalarında fayda var. Böyle bir yer yok denirse pazar yerinin altına otopark yapılabilir. Bir de Pazar yerindeki bağırış-çağırışa, pazarcının bağırarak satış yapmasına da engel olunsun. Bu konuda yeni bir mevzuata gerek yok. Zabıtanın yapacağı, mevcut mevzuatı uygulamak. Belediyeden bir isteğim daha var. “Başka şehirlerde kurulan semt pazarları nasılmış, oranın esnafı pazar yerlerini nasıl kullanıyor, ne şekilde bırakıyor, bu konuda Konya pazarcı esnafının alacağı bir şeyler var mı” diye pazarcı esnafını diğer şehirlerdeki pazar yerlerini bir ziyarete götürsün, özellikle Bodrum Turgutreis’de kurulan Turgutreis Pazarı’na. İnanın belediyenin yaptığı en güzel hizmet olur bu organizasyon. Buralardan belediyenin de, pazarcının da alacağı çok şey var. (Bakınız: https://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2016/04/turgut-reis-pazar.html)  22/01/2018 Ramazan YÜCE, Konya

* 21/02/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

21 Ocak 2018 Pazar

Nereli olduğumu yazmayan hüviyeti ne yapayım ben? *

Devlet eski nüfus cüzdanlarını değiştirme kararı verdi. Bundan sonra her on yılda bir değişecekmiş. Herkesin kimliği değişeceğine göre devlet kimlik değişimini uzun bir zamana yaydı. Fırsatını bulan vatandaş ileride yığılma olmasın diye şimdiden kimliğini değiştirmeye başladı.

Yeni kimlik değiştirmek için nüfus müdürlükleri randevulu çalışıyor, randevu almayan ise aynı gün içerisinde kimliğini değiştirebilmek için biraz beklemek zorunda. Müdürlükler bir adet biyometrik fotoğraf, eski nüfus cüzdanı ve beher değişim için 18,50 TL ücret istiyor.

Nüfus müdürlükleri akşam 19.00’a kadar mesai yapıyor. Randevulu çalıştığı için aşırı bir yığılma yok. Sırası gelen görevlinin yanına varınca sağ ve sol el orta parmaklarının izini veriyor, avuç ayasının izi alınıyor, imzalar atılıyor, fotoğraf sistemde taranıyor, ödemeyi yapıp ayrılıyor. Kimlik ise daha sonradan PTT vasıtasıyla ikametgah adresine gönderiliyor. Gördüğüm kadarıyla sistem oturmuş durumda.

Yeni kimlikle ilgili iş ve işlemler bittikten sonra kimliklerimizin evimize teslim edilmesini beklemeye koyulduk. Vermiş olduğumuz iletişim telefonuma dağıtım yeri olan PTT'den tamı tamına 12 mesaj geldi. "Kimliğiniz tarafımıza teslim edilmiştir, süresi içinde tarafınıza teslim edilecektir...kimlikleriniz dağıtıcıya verilmiştir. Süresi içinde teslimatı yapılacaktır. Aynı adrese bir tanemizin kimliği geldi önce, diğerleri ise 5-6 gün sonra. Teslimat yapıldıktan sonra "Kimliğinizin teslimatı yapılmıştır" mesajları geldi tekrar. Anlayacağınız aynı telefona aynı evden 3 kimliğe 12 mesaj gelse de, kimlikler aynı adrese iki farklı aşamada teslim edilse de organizasyon mükemmeldi. Hepsi aynı anda teslim edilseydi devlet daha az masraf ederdi. Demek ki nüfus ile PTT bu şekilde anlaşmış olmalı.

Zarfın içerisine özenle konarak ağzı yapıştırılmış kimliğimizi görmek için heyecanla zarfı açtım. Kimliğin ebatı malum. Görmüştüm daha önce. Fotoğraftaki beni tanıyamadım. Döndüm bir daha baktım. Bir adam tanınmasın diye hafif değişiklik yapılır ya, işte öyle bir fotoğraftı. Benim verdiğim renkli biyometrik fotoğraf nedense siyah-beyaza dönüştürülmüş, tanıyana aşk olsun. Halbuki özellikle istenen biyometrik fotoğrafta amaç, yüz hatlarını hiç gizlemeden göstermesiydi. Fotoğrafın renklisi tıpatıp kişinin kendisi iken hangi akla hizmet olarak siyah beyaza dönüştürüldü anlamak zor. Bu fotoğrafla merkezi bir sınava girsem görevlilere kendimi ispatlamak için bir fırın ekmek yemem lazım. Kuvvetle muhtemel ya sınava almazlar, ya da tutanak tutarlar.

Kimliğin önüne arkasına baktım. Fazla bir detaya yer verilmemiş. Bilgileri azaltmışlar. Hepsine eyvallah da doğum yerime ve memleketime yer vermemişler. Olacak şey değil. Kişinin nereli olduğuna yer verilmez mi? Biz yeni görüştüğümüz birine ilk önce ‘Nerelisin’ diye memleketini sorarız. Elimize birinin kimliği geçerse ilk işimiz memleketi kısmı dikkatimizi çeker. Kişiyle oradan bir tanış olmaya, tanıdığımızı sormaya başlardık. Herkes Türkiyeli bu kimliklere göre. Bence en önemli ayrıntı atlanmış yeni kimliklerde. Memlekete yer vermeyen kimliği ben ne yapayım?

Bu yeni kimliğin mucidi kim, eseriyle gurur duyuyor mu, bu kimlikleri kabul eden heyet veya kişiler yaptıklarını beğendiler mi öğrenmek isterim. Hele fotoğrafı tarayan nüfus memuru, fotoğrafı yerleştirmek için kestiği kafanın yarısından “İşte bu benim eserim” diye övünüyor mu? Bunu da öğrenmek isterim. 21/01/2018 Ramazan YÜCE, Konya



* 17/02/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Diplomaside dobralık

Yanı başımızdaki Ortadoğu'da bir oyun oynanıyor. Hem de nasıl oyun. Oyun içerisinde oyun var üstelik. Oynanan oyunun içerisinde biz de varız. Bazen tam içindeyiz, bazen teğet geçiyor, bazen içine çekilmeye, bazen de dışarıda tutulmaya çalışılıyoruz. Kâh içeride terör olarak karşımıza çıkıyor, kâh mültecileri barındırmaya devam ediyoruz. Sürekli teyakkuz halindeyiz ve diken üstündeyiz. Allah kimseyi bu coğrafyada altından kalkamayacağı böyle yükler vermesin. Oynanan bu kanlı oyunun ne zaman biteceği, daha ne kadar bedeller ödeneceği de belli değil.

Akıl, feraset, basiret olmazsa bir toplumda başkasının, dış güçlerin oyuncağı olur ve dünyanın maskarası olur. Ortadoğu bu hali yaşıyor. 

Allah, gönderdiği peygamberlerin çoğunu bu bölgeye göndermiş. Belki doğru yolu bulurlar, kendilerine gelirler, akıllarını başlarına alırlar, başkalarının oyuncağı olmazlar diye peygamber üstüne peygamber göndermiş. Her bir peygamber tebliğ görevini yaparak bayrağı sonraki bir peygambere devretmiş. Gelen son peygamber de kendi bölgelerinden seçilmiştir. Didinmiştir Hz Muhammed yola gelsinler diye. "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölük-pörçük olmayın. Hani siz birbirinize düşmandınız da Allah kalbinize ülfet verdi ve kardeşler olmuştunuz." diyerek nasıl olmaları gerektiğini anlatmıştı onlara. Sanki "Sizi ileride büyük tehlikeler bekliyor, kenetlenirseniz, bir ve beraber olursanız aranıza düşman girmez, sizi esir alamaz, onların oyuncağı olmazsınız" demek istemiş. Zira "Yaşadığınız coğrafyada tutunmanızın, şahsiyetli yaşamanızın başka seçeneği yok." Çünkü "Babası için yaptığı dua dışında sizin için örnek olan İbrahim peygamberin 'Bu bölgenin insanını rızıklandır' diye dua etmesiyle ben bu bölgeye, diğer bölgelere nazaran nimet üzerine nimet vereceğim. Siz bundan bol bol faydalanacaksınız. Eğer parçalanırsanız, sizdeki nimetleri almak için akbabalar gibi saldıranlar çıkacak. Aman ha dikkat!" diye uyarmak istemiş.
Çoğu hidayete ermiş ama bu hidayetleri uzun ömürlü olmamış. Çünkü uluslararası güçlerin 'Parçala, böl, yönet" parolasına teşne olmuşlar.

İşte bu coğrafya azap üzerine azap yaşıyor. Bedel ödüyor. Yol geçen hanı gibi. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Ortadoğu bu oyunu, bu sömürü düzenini anlamasa ve gereğini yapmazsa başı beladan kurtulmayacak.

Evet, bu bölgede bir savaş oyunu olarak da bilinen bir satranç oynanıyor. Oyunun içinde Rusya ve ABD oyun kurucu olarak şah ve vezirleri temsil ediyor. Kendi kskrleri emniyet altında. Zira davalı kendi ülkelerimden çok uzakta yapıyorlar. Yaptıkları savaş bir çıkar savaşıdır. İkisinin de burnu kanamıyor. Çünkü oyunu kurallarına göre oynuyorlar. Önlerindeki piyonları sayesinde vekalet savaşı veriyorlar. Piyon bulmada hiç zorlanmıyorlar. Hepsi İslam dünyasının neferleri.

İşte Türkiye, bu oyunda var olmak istiyor, oyun dışı kalmak istemiyorsa oynanmakta olan satrancı iyi oynaması gerekir. Yapacağı her bir hamleyi ne getirir, ne götürür diyerek düşünerek oynamalıdır. Fevri hareket etmemelidir. Mat olmamak ve mat etmek için rakiplerinin hamlelerini bertaraf ederek saldırıya geçecek her yolu, uzun soluklu düşünmelidir. Çünkü satranç bir düşünme oyunudur. Bin düşünüp bir adım atmalıdır. Bu savaş ve oyunda dobralık ile yaramaz. Çünkü satranç oyunu sessizlik oyunudur, dişler gösterilmez. Rakibi hiç ummadığı yerden vurmaktır, rakibini gafil avlamaktır. 21.01.2018 Ramazan Yüce, Konya