14 Aralık 2017 Perşembe

Müslümanların Başat Sorunu

Müslümanların bugünkü içler acısı durumunun baş sorumlusu halkı Müslüman ülke liderleridir. İslam’ın ve Müslümanların önündeki en büyük engel bu liderlerdir. Topu taca atarak sağdan soldan sorumlu veya düşman aramaya gerek yok.

Dünyaya dizayn veren, dünyayı sömüren ileri ülkeler, İslam dünyasının güçlü olmasını, birleşmesini, bir araya gelmesini istemez. Zaten bu yüzden bölüp parçalamışlar bizi. Bunda herkes hemfikirdir. Parçaladıkları her bir toprak parçasının başına menfaatlerini devam ettirecek bizden görünen liderlere emanet etmişlerdir. Zira kendileri yönetmeye devam etse hem tepki çeker, hem de maliyetlidir.

Durum bu iken bizler çoğu zaman Batı ülkelerine, ABD’ye ve İsrail’e kızar köpürürüz. Kızalım kızmasına. Çünkü bizi bize bırakmayanlar bunlardır. Ama bunlardan daha fazla kendi liderlerimize kızmamız gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bize düşman olanlar bizi zayıf düşürmek, bölmek, daha kolay yönetmek için her yolu deneyecektir. Bu aşamada içimizden lider seçilmiş veya seçtirilmiş olanlar ne yapıyor? Güçlenmemizi istemeyenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Halkı ya baskı altında tutarak ya da ikna etmek için varlar orada. Onların misyonu bu. Zaten bağımsız değiller, kendi başlarına karar veremezler, vermek isteseler de buna izin vermezler. Koltukta oturmaları ABD’nin ve Batı’nın bir dediklerini iki etmemeden geçtiğini çok iyi biliyorlar.

O zaman sorun içimizde. Bizden görünen bizim yöneticilerde. Ne yapıp ne edip kendi koltuğu için değil; İslam’ı, Müslümanları dert edinen milli insanları başımıza geçirmeden geçiyor bunun yolu. Başımızdakilerden ne şekilde kurtulmamız gerekiyorsa işe oradan başlamamamız gerekiyor. Yoksa oturduğumuz yerden durmadan dış güçlere kızmaya, öfkelenmeye devam ederiz. Bunun da sorunun çözümüne katkısı olacağını düşünmüyorum. Bağımsız olmamızın, özgür olmamızın, ayaklarımız üzerinde durmamızın yolu budur. Ancak bundan sonra şahsiyetli bir dış politika izlenir. Bu da ayakları yere basan ve Müslüman camiasını memnun eden bir yol olur. İşte bu, İslam’ın ve Müslümanların şahlanışı demektir. İşte o zaman içimize çomak sokanlar korksun. Çünkü koltuk sahipleriyle halk aynı idealde buluşacak, bütünleşecektir. Biz, bir ve beraber olursak dış güçler asla bize zarar veremezler. 14/12/2017 Ramazan YÜCE

13 Aralık 2017 Çarşamba

Okul ve Yemek

Hiçbir kurumda, kuruluşta, işletmede, insan topluluğunun olduğu yerde okullarda olduğu gibi yemek işleri sorun olmaz. Okul dışında hemen hemen her yerde yemek meselesi bir düzene girmiştir. Okullarda yemek yeme işleri evlere şenlik dense yeridir. Öğrenci, öğretmen ve personel bu durumdan nasibini alır. 

Yemek dedimse okullarda yemek bulmak mümkün değil, atıştırmalık dense yeridir. Yani baştan savma. Kantindir karın doyurdukları yer. Kimi simitle, kimi tostla, kimi dürümle, kimi bisküvi ile öğün geçirir. Başka da bir seçenekleri yok zaten. Buna eğer karın doyurma denirse. Her gün aynı şeyi yiye yiye bir müddet sonra yediğinden nefret eder veya bıkkınlık vermeye başlıyor.

Haydi aynı tür nevaleyi günlük yemeye alıştılar, elleri mahkum diyelim. Bu nevale, 10 dakikalık teneffüste yenmesi gerekiyor. Kimi ayakta, kimi yürüyerek, kimi ders esnasında hızlı bir şekilde doğru-dürüst çiğnemeden yutması gerekiyor.

Öğrenci ve öğretmen bu şekilde karnını doyururken simit vb. şeylerle yeme ihtiyacını odasında geçiren yöneticiler ise bir müddet sonra bu tür nevaleden bıkıp usanınca kendi aralarında organize olarak okulda yemek yapmaya başlıyor. Menüde değişik yemekler yenmeye ve mideler bayram etmeye başlıyor.

Doğru-yanlış bazı okullarda yöneticiler bu şekil yemek yeme yolunu seçiyor. Zira yapacak başka seçenekleri de kalmıyor. Çünkü okul idarecilerinin öğle arası diye bir mesaileri yoktur. Öğrencisi, velisi, öğretmeni, misafiri sabahtan akşama kapılarını aşındırır. Çözüm çözümdür. Eleştirecek değiliz. Yalnız bu tür sıcak yemeklerin kokusu tüm binayı, sınıfları kaplıyor. Çünkü binalar betonarme. Hele bir de burun iyi koku alıyorsa ne tür yemeğin piştiğini bile biliyor bazıları.

Koku alırsa alsın, ocakta pişen yemeği bilirse bilsin, ne yapalım diyebilirsiniz? Olaya bir de başka açıdan bakalım. Bizim toplumumuzda hak geçme, göz hakkı denen bir şey var. Evinde beğenmediği yemeği bir başka yerde yiyesi gelir. Çünkü canı çeker öğrencinin. Ne de olsa küçük çocuk bunlar. Ne zaman canının çekeceği belli olmaz, hele bir de aç iken buram buram tüter, pişen yemek.

Müdürlüğe ilk başladığım yıllarda çalıştığım okulda öğretmenler, öğle arasında her türlü yemeği pişiyordu. Öğle aradı evine gidemeyen veya imkanı yerinde olmayan öğrencilerden gelen şikayet üzerine arkadaşlardan, ocakta yemek yapmamalarını, bunun yerine zeytin, peynir türü yiyeceklerle geçiştirmelerini istemiştim. Adım, yemeği yasaklayan müdüre çıkarıldı öğretmenler tarafından.

Başkasının canını çeken, rahatsızlık veren bu tür durumlarda en iyisi pişirilmemiş yemekleri veya kahvaltılık türü şeyleri seçmekte fayda vardır. Benden söylemesi. 13.12.2017 Ramazan Yüce


"Osurup Geleceğim"

Ders esnasında çok özel bir durum olmazsa tuvalet ve lavabo ihtiyacı için dışarıya çıkmak isteyenlere izin vermem. Bizim koyduğumuz yasak, ÖSYM'nin koyduğu dediğim dedik türü yasaklarından değil. Esnek bir yasak bizimki.

Koyduğum yasağa rağmen zaman zaman inisiyatif kullanıp "Lavaboya gidebilir miyim, tuvalete gidebilir miyim" diyenlere izin veririm. 

Değişik izin isteme türlerini görmüşsem de bugün farklı bir izin isteme gördüm. Öğrenci yanıma geldi, "Dışarıyı dolaşıp gelebilir miyim" dedi. Niçin dedim. 'Bir osurup geleceğim' dedi. Böyle bir gerekçeyi görünce böylesi için izin istendiğine ilk defa şahit oluyorum. Güler misin, ağlar mısın misali. 

Orijinal ve doğal bir mazeret. Sonra anlıktır yellenmek, esnemek gibi. Beklemeye gelmez. Bu şekil bir dışarıya çıkma isteğini garipsesem de izin verdim öğrenciye. 

Gitmesiyle gelmesi bir oldu öğrencinin. Anlaşılan lavaboya da gitmemiş, koridora çıkınca salmış, ardından geldi.

Siz böylesi izin isteyen öğrenciyle karşılaştınız mı? Sanmam, bana denk gelir böyleleri. İyiki izin verdim. Vermesem sınıfı kokutacaktı. Belki de üzerine bırakacaktı. Ya bir de sesliyse. İşte o zaman gör durumu. Gülmeye başlardı öğrenciler. Hatta çocuğa 'Osuruk M...' lakabı bile takılırdı.

Yeni nesil böyle. Ne zaman, ne isteyeceği, ne mazeretler yumurtlayacağı belli olmaz. Yaşarsak daha ne gün görmedik sözler duyacağız bu nesilden. Bekleyip göreceğiz. 

Böyle bir izin istemenin adı şeffaflık mı, öz güven mi, yoksa hadsizlik mi? Takdir sizin... 13.12.2017