29 Kasım 2017 Çarşamba

Müslümanların Günle İmtihanı

Problemsiz insan, toplum, cemaat, camia, mezhep, millet ve milliyet yoktur. Her toplumun çözülebilir ve çözülemeyen sorunları vardır.

Müslümanların sorunları ise saymakla bitmez. Bazı sorunları kendilerinden, bazıları da dış etkenlerden kaynaklanır. Sorunlarının çoğunu kendileri üretir. Kolay kolay da çözülmez. Kıyamet kopsa çözülür diyeceğim ama emin değilim. 

Bazı sorunları ise gülünç ve komik. Müslümanların ne yapmak istediğini bir anlasam harap olayım. Birkaç örneklendirme yaparsam ne demek istediğim daha iyi anlaşılmış olur.

"Ramazan orucu bugün mü, yarın mı, hilal göründü mü, görünmedi mi? Bayram bugün, yok yarın. Gördüğüm hilal birkaç günlük hilal. Türkiye'nin oruca başlama günü doğru, yok Arabistanınki yanlış. Bence Suudluların görüşü daha isabetli..." şeklinde her Ramazan öncesi ve her bayram bu tartışma olur. Yetkililer bir araya gelseler de mesele çözülmez. Her biri kendi başına buyruktur. Maalesef bir oruca beraber başlayamayız. Bayrama da birlikte giremeyiz. Çok nadirdir aynı gün oruca başlandığı ve bayrama girildiği.

İşimize geldiği zaman hicri takvimi esas alır, bazen de miladi takvimi takip ederiz. Dini günlerde hicri takvim takip edilirken nedendir bilinmez Mekke'nin Fethi bazı kesimlerce her yıl 31 Aralık'ta kutlanır. Burada güdülen amaç yılbaşı kutlamalarına alternatif bir kutlama olsa gerek. 

Hz Muhammed'in doğum günü her yıl hicri takvime göre Mevlit Kandili adı altında değişik etkinliklerle anılırken 1989 yılından itibaren 'Kutlu doğum' adı altında miladi takvime sabitlenerek Nisan ayında kutlanır oldu. İşin ilginç yanı peygamberin doğum günü biri hicri, diğeri miladi olmak üzere yılda iki defa anılır oldu. Son günlerde 'Kutlu doğum FETÖ icadı' tartışmaları üzerine peygamberin doğumunu anma, hicri takvime göre gelen mevlit kandilinde olacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Yıllardır bir çelişki olan doğum günü böylece çözülmüştür.

Günlerle ilgili bir başka sorunumuz da Kadir gecesi dışında kandiller var mı, yok mu üzerine. Kimi var, kimi yok der. Var denilse de, yok denilse de kültürümüze yerleşmiş bu kandiller, günü gelince değişik etkinliklerle anılır. Hiçbir şey yapmayan/yapamayan/yapmak istemeyen bu günün gecesini kutlamak üzere mesaj gönderir. Çoğu kimse günün anlam ve önemine binaen mesaj  gönderirken kendi elinin emeği olarak birkaç cümle yazmaktansa başkasından gelen veya sanal alemden bulduğu resim formatındaki mesajları göndermektedir. Kimi de doğru-yanlış araştırmadan piyasada dolaşan günün önemini belirten mesajları bol miktarda tedavüle sürmektedir.

Hasılı sorunumuz çok olmaya çok. Maalesef günler konusunda bile bir birlikteliğimiz yok gördüğünüz gibi. Bu konuda da çok iyi bir imaj vermemekteyiz. Allah altından kalkamayacağımız yükler vermesin. Aramızdaki sorunları çözmeyi nasip etsin. Bir ve beraber olmayı, birlikte hareket etmeyi, birbirimizin derdiyle dertlenmeyi, birbirimizi anlamayı nasip etsin. Günleri kutlamanın ötesinde amacına uygun yaşamayı hepimize göstersin. 29.11.2017 Ramazan YÜCE

28 Kasım 2017 Salı

Kovboy İş Başında -2- *

Daha önce 'Kovboy İş Başında' diye bir yazı kaleme almış, ABD'nin ABD yapımı filmlerde başrolü oynayan sığır çobanlarının filmdeki rolüne dikkat çekmiştim. Kovboy filmlerinin şimdi cazibesi kalmasa da, artık başrollerde bir sığır çobanı olmasa da günümüz ABD yönetiminin; kovboyların rolünü üstlendiğini, üstelik ABD dışına çıkarak haddini bilmeyen devletlere had bildirdiğini, racon kestiğini işlemeye çalışmıştım. Bugün de bunun üzerine birkaç kelam edelim istiyorum.

ABD, içimizdeki beslemeleri sayesinde bizi hizaya getirmeyi denedi önce. Baktı ki besledikleri işi, ağız ve yüzlerine bulaştırdı. Kendisi bizzat taşın altına elini koydu. Çünkü batıyor kendisi. Bir kurtuluş yolu arıyor. Yine dünyanın lideri kalabilmek, ekonomik yönden krizden kurtulmak için hırsızlıksa hırsızlık, katillikse katillik, cinayetse cinayet, katliamsa katliam, yargılamaksa yargılamak, terörse terör, savaşsa savaş... her yolu deniyor. Kâh devletlerin parasına el koyuyor, kâh bir ülkeyi terör suçlusu ilan ediyor, kâh bir devlete ekonomik ambargo uyguluyor, kâh kriz çıkarıyor, kâh bir ülkenin prenslerini sorgulayıp servetlerine el koyuyor... Neler yapıyor neler! Kendi yunmuş yıkanmış ak kaşık. Dünyayı adam edeceğim, dünyayı düzene koyacağım diye uğraşıyor. Böyle iyilik meleği kendi başına olur inşallah!

Şimdi sırada emrine girmeyen, söz dinlemeyen, masada ben de olacağım, inisiyatif alacağım uğraşı veren Türkiye'yi ekonomik yönden çökertmeye çalışıyor. Buzdolabına koyduğu Rıza Sarraf olayını yeniden gündemine aldı. Önce Rıza Sarraf'ı ve Halkbank Genel Müdür yardımcısını bir vesileyle ABD'ye bir el vasıtasıyla getirterek tutukladı. Yargılama başladı. Sanık olan Rıza Sarraf'ı tanık yaptı. Şimdi bizim Halkbank müdür yardımcısını yargılıyor jüri karşısında. Burada bir de gelişme var, hakkını yemeyelim. Kovboy filmlerinde yargılama işini hem hakim, hem, polis, hem de savcı rolünü üstlenen bir tek şerif yapardı. 

Bu işleri yapan ABD olunca '...her şeyi yapar' sözü tam oturur. Zira kendisine ne haltlar karıştırıyorsun diyen yok. Çünkü güçlü olmak haklı olmak demektir bugünkü düzende. Zaten üst daima haklıdır, bilhassa haksız olduğu anlarda. Son yüzyılımıza damga vuran, tarihe kara leke olarak not düşülecek olan bu asrın firavununun sonu inşallah tarihteki Nemrut'un, Firavunun sonunu aratmayacaktır. Rabbim, ben ölmeden gösterir bu zalimin düşüşünü inşallah! 

ABD'ye kızalım kızmaya. Ama kendimize daha fazla kızalım. Kiminle iş yaptığımızı bir sorgulayalım. Bu Rıza Sarraf denilen adam ne güven verdi de bununla iş yapıldı? Niçin bizi yarı yolda bırakmayacak, gerekirse bu uğurda kellesini verecek, Nuh deyip peygamber demeyecek, ser verip sır vermeyecek adam gibi bir adam seçilmedi de bukalemun gibi güce tapan, hapishane ortamını görünce cinnet geçiren, bizi satan bir adam seçildi? Bizim yetkililer insan sarrafı değil mi yoksa? Bu konuda da mı yanıldılar? Devlet dediğimiz aygıt böyle mi yönetilir? Sizin devlet yönetiminiz yolda bulduğunuz her sakallıyla devlet sırrı olan işleri yapmak şeklinde mi? Adam gibi arasaydınız bu ülkede kellesini verecek, ABD hapishanelerinde çürüyüp gidecek nice Rızalar bulabilirdiniz. Bence bu olayın sonu ne olursa olsun, yeniden bir ekonomik krizle karşılaşırsak karşılaşalım, biz buna göğüs gereriz. Ama yetkililer de kendilerini bir hesaba çekmeliler, biz nerede hata ve yanlış yaptık diye. Ben söyleyeyim siz daha kendinizi hesaba çekmeden. Zira dost acı söyler ama yüze söyler. Siz düşmanınızın adamlarıyla iş yapmışsınız. Sadece bu bile sizin ne kadar acemi ve saf olduğunuzu gösterir. Demek ki her sakallıya amca denmeyecekmiş.

Bence oturun, kendinizi hesaba çekin, karanlığa kızıp bağırmayı bırakın. Bu işi niçin, ne maksatla yaptığınızı bu halka anlatın. Unutmayın ki bu halk öz eleştiri yapan kim olursa aman verir ve kredisini devam ettirir. 28.11.2017 Ramazan YÜCE

* 04/12/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Dilencinin Böylesi ve Sadaka Taşları *

Bu ülke; cami önünde dileneni, esnaf esnaf dolaşıp para isteyeni, çarşı-pazar dolaşıp "Affedersiniz, dilenci değilim, memleketime gidemedim, yol param yok, dolmuşa binecek param kalmadı, kömür alamadım..." diyerek dilencilik yapanın her türlüsünü gördü de benim bugün gördüğümü kimse görmedi sanırım. Ya da ben hiç tevafuk etmedim.

Bugün wc ihtiyacımı gidermek için belediyenin hizmeti olan 'ücretsiz wc'ye girdim. Hoşumuza giden adına hizmet denen bu bedava tuvalet tasarrufunu da anlamış değilim. Çünkü çay kaşığıyla verilen bu hizmetin bedelinin kepçeyle su faturalarına yansıtıldığını düşünüyorum. Çünkü bedava hizmetin bedeli ağır olur. Al-gör gününü der gibi. Yol yakınken belediye bu bedava hizmetinden vazgeçsin. Hatta her tuvaletine bir görevli koyarak normal bir bedel alsın. Amme adına yapacağı her hizmetten makul bir ücret alsın. Yoksa bu bedava hizmet su abonelerine çok pahalıya mal olacak. Ali'nin yararlandığı bedava wc hizmetinin ceremesini başka Veliler çekmesin.

Wc'deyken lavabo kısmında bir konuşmaya kulağımı kabarttım. Tuvalete girerken avucunun içinde bir 5 lira ve bozuk bir liraların olduğu gencin biri para istiyordu giren çıkandan. "Sigara alacağım, bir liram eksik, dilenci değilim" şeklinde. Konuşmasına bakılırsa Konyalı değildi. Hatta Türkiyeli hiç değil. Çünkü aksanı farklıydı. Lavaboda konuştuğu kişi bir polisti. "Ayıp değil mi, bu yaşında ne para istersin, git çalış" diyor. O da; "Tamam polissin. Senden bir şey istemiyorum. İstediğim sadece bir lira. Sigara alacağım, dilenci değilim" dedi. Polisin nerelisin sorusuna verdiği cevabı anlayamadım.  Çünkü bir o, bir o konuştu önce. Sonra ses ikileşti. Birbirine kızıyorlardı seslice. Az sonra ses kesildi. Bu arada ben de wc'den çıktım. Merdivenlerden çıkarken para isteyen genç 15 yaşlarındaki bir çocuğa teşekkür ediyordu. Anlaşılan bir lirası eksik sigara parasını çocuk tamamlamıştı. Çocuğu bile cömert bu ülkenin gördüğünüz gibi.

Gencimiz bugünlük içeceği sigarasının parasını bu şekilde toplamıştı. Yarın ne yapacak, veya hangi yolları deneyecek bilmiyorum. Çünkü bu, bir defa alınıp içildikten sonra bırakılan bir meret değil, sürekli ister. Sigara parasını isteyerek karşılayan, bütün yolları tükettikten sonra belki hırsızlığa bile başlar yakında. 

Karşılaştığım bu olay garibime gitmedi değil. Genç bu topluma yabancı ki sigara parası dileniyor. Bu şekil dilenmeye bu millet çok sıcak bakmaz. Halden anlayan sigara içen bile kolay kolay para vermez. Çünkü kendi içer içmeye. Gerekirse sigara ikram eder, gerekirse sigara ister. Ama sigara parası vermez. Hele tanımadığına asla. 

Günümüzde yaşına-başına, gücüne-kuvvetine bakmadan dilenen dilenene. Ne çarşı, ne pazar, ne yol, ne mağaza, ne cami, ne de ev deniyor. Gün geçtikçe eksilmiyor, artıyor dilenen sayısı. Dilenciden geçilmiyor insan kalabalığının olduğu her yer. Öyle zannediyorum İslam ülkelerinin sorunu ilk başta bu sorun. Bu sorun nasıl halledilecek? Bunun üzerine kafa yormak lazım. 

Yan tarafta gördüğünüz resmin adı, sadaka taşıdır. Kökeni Selçuklu dönemine kadar gider. Osmanlı döneminde yaygın bir yardım şeklidir. Kayıtlarda Osmanlı dönemine ait sadece İstanbul'da 160 yerde sadaka taşının olduğu belirtilir. Genellikle cami bahçelerinde olan bu taşın amacı, fakir ve ihtiyaç sahibi kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak için zengin kişilerin bıraktıkları para vb. şeylerin bırakıldığı yerlerdir. Bu sadaka taşına kimin para koyduğu da belli değil, kimin buradan para aldığı da. Bu sadaka taşıyla fakirin rencide olmaması düşünülmüştür. Sağ elin verdiğini sol el görmemedir bunun adı. Düşünülmüş, proje haline getirilmiş ve uygulanmış eşsiz ve benzersiz bir sosyal projedir bu. Dilenmeyi tam yok edemese de azalttığını, fakirin onurunu koruduğunu düşünüyorum. Düşünüp uygulayandan Allah razı olsun.

Öyle zannediyorum bu harika projeyi günümüzde yeniden canlandırmanın tam zamanı. En azından dilencilik için peşimize takılanlara parayı nereden bulabileceğini söyleriz. Sadaka taşlarındaki parayı hemen boşaltan dilenci bir müddet sonra 'Ben ihtiyacım kadarını alayım, nasılsa sürekli konuyor, benden başka ihtiyacı olanlar da var' diyecektir. İlk başlarda aksaklıklar veya kötüye kullanma olsa da bir müddet sonra rayına oturacağını düşünüyorum.

Proje proje diye gece gündüz rüya görenler, ne yapsak diye toplantı üstüne toplantı düzenleyen etkili ve yetkili kişiler! Buyurun size geçmişte başarıyla uygulanmış bir proje. Haydi başlatın böyle bir projeyi! Ön ayak olun bu toplumsal yaramızı yok edecek veya en aza indirgeyecek sadaka taşlarına yeniden. Unutmayalım ki bir işe sebep olan, onu yapmış gibidir. Haydi göreyim sizi! 28.11.2017 Ramazan YÜCE 

* 06/12/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.