7 Kasım 2017 Salı

Ben O Tuvalete Girer miydim Hiç?

2001 yılında müdürlük seçme sınavına girmek için bir dolmuş dolusu arkadaşla birlikte Adıyaman-Kahta'dan Diyarbakır'a gittim. Bir ilköğretim okulunda sınava girdim. Sınavın son 15 dakikasına kadar sınav sakindi, herkes kendi halinde soruları çözmeye odaklanmıştı. 

Sınav esnasında sınav sessizliğini bozan tek şey, gözetmen ve salon başkanının fısır fısır konuşmasıydı. Acaba susarlar mı diye bekledim. Adamlar geyik muhabbeti yapıyorlar, anlaşılan birbirini tanıyorlar. Sonunda, biraz susar mısınız diye uyardım görevlileri. Biri özür diledi, diğeri ise sınav boyunca kinli kinli baktı durdu bana. Sınavın son 15 dakikasında adaylardan birisinin “Arkadaşlar, 76.soruyu kim, hangi şıkkı işaretledi” demesiyle sınavın sessizliği yeniden bozuldu. Arkası geldi artık. “Ben, B dedim, diğeri C dedim” konuşmaları sınav esnasında geldi geldi gitti. Bundan cesaret alan diğerleri de seçenekleri sormaya başladı birbirine. Gözetmenlere baktım. Onlar ortamdan şikayetçi değildi, elektrik direği gibi ortada dikiliyorlardı. “Arkadaşlar, lütfen, ne yapıyorsunuz” deseler herkes işine bakacaktı. Hoşnut olmadığım bu ortamdan çıkmak istedim. Sınavın son 15 dakikası…çıkamazsın” dedi görevlilerden biri. Demek ki sınav esnasında konuşmada sıkıntı yoktu, zira sınavın başında kendileri de konuşuyorlardı zaten. Sınavın tek uygulanan kuralı, son 15 dakika çıkılmamasıydı. Seçenekleri alayım bari beklerken dedim. Ona da ‘yasak’ dendi. Biliyordum yasak olduğunu aslında. Çalan bitiş ziliyle birlikte sınavdan çıktım.

Diyarbakır’ı bilmem, “Az sonra wc ihtiyacım falan olur, en iyisi arkadaşlarla buluşmadan önce bir wc’ye gireyim. Üstelik dışarıdaki wc’ler ücretli, işin yoksa hem bozuk para bulacaksın, hem de burada bedavası varken para vereceksin” dedi cebimdeki akrep. Hayran kaldığım bu görüşüme. Wc’ye doğru yollandım, bir kabine girdim. Benden başka girenler de oldu. Onlar da sanırım benim gibi düşünenlerden. Kabinden çıkmak istedim, kapı açılmıyor. İttim, çektim, asıldım…nafile. Ben böyle uğraşırken tuvalet iyice tenhalaştı, kimse kalmadı. Dış kapıda duran bir yetkili, “İçeride kimse var mı? Bak kapıyı kapatıyorum” diye bağırdı avazı çıktığı kadarıyla. Ben bunu duyuyorum ama çıkamıyorum maalesef kabinden. Aklını cebine bağlarsan olacağı buydu…

Tüm aklım bu kadar mıydı? Haydi düşün Ramazan dedim kendi kendime. Baktım yan taraftaki kabinin üstü açıktı. Kimse var mı diye duvarından vurdum yumruğumla. Ses çıkmadı. Hemen kapının koluna ayağımı basarak wc’nin üstünden diğer kabine indim bir çeviklikle. Kendimi okul girişinde buldum. Bu çözümü bulamasaydım bir pazar günü okulun tuvaletinde kilitli kalmış, pazartesi okul açılıncaya kadar bekleyecektim kabinde. İçinizden cebin yok muydu diyebilirsiniz. Derim cebimde akrep var, zaten bunun mağduruyum. Yine siz ben o cepten değil, cep telefonundan bahsediyorum derseniz. O zamanlar cep telefonu yaygın değildi maalesef. Ben o dediğiniz zımbırtıyı en son alanlardanım.

Sonuç, wc parası vermedim, biraz bir çabanın ardından arkadaşlarımla yeniden buluştum. Gördünüz değil mi azmin zaferini.

Şimdilerde sınava girsem okulun wc’ini kolay kolay kullanmam. Beni okul tuvaletine götüren saik wc’sinin ücretsiz olmasıydı. Şimdilerdeki gibi belediyelerin tüm wc’leri ücretsiz-bedava yaptı. Demek ki belediyeler benim 2001’deki çektiğim sıkıntıyı biliyor olmalılar. Gördüğünüz gibi belediyeler beni çok gerilerde takip ediyor. O gün tuvaletler, bugünkü gibi ücretsiz olsaydı ben o tuvalete girer miydim? 07/11/2017

6 Kasım 2017 Pazartesi

Alın Size Bir Sapık!

Türk sinema tarihi dendiğinde aklımıza her filme serpiştirilmiş, olmazsa olmaz ve değişmez sahneleri vardır: tecavüz sahneleri. Bu sahnelerin baş aktörü kim dense o dönemin filmlerini izleyenler bilir, Coşkun, der. Hatta bu tür sahnelerin vazgeçilmezi olduğu için namı diğer 'Tecavüzcü Coşkun' diye anılır. Tecavüz dendi mi Coşkun, Coşkun dendi mi tecavüzcü akla gelir. Bir dönemin kara sahneleridir, kimse hatırlamak istemez. Çünkü aile yapımıza, örf ve adedimize de yakışmayan görüntülerdi.

Bir döneme damgasını vuran zihniyet, her filme tecavüz sahnesi koyarak bu milletin bilinçaltına tecavüzü bilinçli bir şekilde işlemiş. Belki de bu yüzdendir bu toplumda kimse tasvip etmese de taciz ve tecavüzler eksik olmaz çoğu zaman. Çünkü eşeğin aklına karpuz kabuğu getirildikten sonra eşektir bu, mutlaka karpuzun kabuğunu yiyecektir ya da yeme azim ve iradesini hep taşıyacaktır.

Sinema tarihimizin kara lekesi olan bu tecavüz sahneleri tarihin tozlu raflarındaki yerini almışken adı tecavüzcü ile nam salmış kişinin verdiği röportajdan bir bölümü okudum internet gazetelerinde.
'73 yaşında olduğunu söyleyen tecavüzcü Coşkun, "Cinsel hayatım hala devam ediyor" diyerek yaşın cinsel hayat için o kadar da önemli olmadığını söyledi. Hayranlarının kendisini çok sevdiğini de belirten Coşkun, "Böyle rollerde oynamama rağmen seviliyorum." dedi. (Posta)

Röportajın tamamını bulamadım. Bu kadarını elde edebildim. Siz ne dersiniz bu cümlelere? Hangi saikle söyledi, bu röportajı kim yaptı, bilmiyorum. Haydi diyelim ki ekmek teknesidir, kendisine verilen rolü oynadı bir zamanlar, ayıplanacak bir durum yok diyelim. '73 yaşında olmama rağmen cinsel hayatım hâlâ devam ediyor' açıklamasını nereye koyacağız? Bir ayağı çukura girmiş bir insanın söyleyeceği bir şey mi bu? Ya da normal bir insan bunu söyler mi? Eğer kendisine cinsel gücünün devam edip etmediği sorulmuşsa soru ayıp bir defa. Sorulmadan böyle bir cevap vermişse bu adamın aklından zoru var denir. Eğer böyleyse, daha hala kendisini sahnelerdeki ortamdan uzaklaştıramamış, hâlâ aynı ortamın psikolojisini yaşıyor demek lazım. Yatak odasında ve kapalı kapılar ardında kalması gereken hayatını, basın ve yayın vasıtasıyla topluma duyuruyor. Nasıl bir psikoloji bu? Ben bu tipleri Freud'un günümüzdeki talebeleri olarak görüyorum. Dervişin fikri ne ise zikri de odur diyorum. Gazeteci kendisine geçmiş sahneleri sorsa bile 'Efendim bir dönemin kötü sahneleridir, ekmek kaygısından ben de oynadım. Artık bunlar geride kaldı. Lütfen bana böyle soruları sormayın" deseydi eh denip geçilirdi.

Doktorların bu psikolojik durumu iyice irdelemesi gerekir. Olsa olsa ar damarı çatlamış bir insanın psikolojisidir. Patolojik bir vakadır. Toplumun değerlerine yabancı bir insan olduğunu ele verir bu şekildeki açıklamalar. Edep yoksunu olduğunu gösterir. Ama suç bu tiplerin böyle fütursuz açıklamasında değil, bunlara sanatçı payesi verenlerde. 06.11.2017



Bu Tipin Adını Koyalım Birlikte

Bazı insanlara kendini beğendiremezsin. Hoş kimseye kendimi beğendirme gibi bir niyetim de yok. En doğru görüş onun görüşüdür. Başkalarının görüşüne itibar etmez. Kendisini Müslümanların hamisi görür, tuttuğu siyasi parti ile ilgili yapılan eleştirilere tahammül göstermez, bir cemaate bağlı ise cemaatine toz kondurmaz. Sevdiği-desteklediği kişi veya camiasının izahı mümkün olmayan bir icraatı olursa 'Büyüklerim en iyisini bilir, mutlaka bir hikmeti vardır, işin iç yüzünü bilmeden konuşmak onları yıpratır' bakış açısına sahiptir. Birey olmaktan ziyade grup psikolojisine göre hareket etmeyi tercih eder. Belki de böyle  yaparak bir ikbal kapma niyeti vardır.

Niyet okuyucu değilim. Bu tiplerin kalbinde ne beslediğini bilmem. Sadece verdikleri algı itibariyle haklarında bir kanaatte bulunmak istiyorum.

Bu tipler hatanı kollar durur. Yazı ve yorumlarını didik didik eder. Kazara bir yanlışını bulursa mal bulmuş mağribi gibi sevinir, belli etmese de ağzı kulaklarına değer ve seni ezmek için atışlara başlar. Adam bilge ya. Görev ve vazife edinir kendisine. Sana ağzının payını vermeye kalkar. Versin vermeye de ah sapla samanı karıştırmasa problem yok. Çünkü büyüğündür, aynı camianın insanısın.

Bu tipler varsa hatanı söylesin, tasvip etmesem de kendi üslubunca seni düzeltmeye kalksın. Gerekirse yerin dibine batırsın. Hepsine eyvallah! Ya eleştiri getirdiği şey, kendisinin dediği gibi değilse, kendisi iki ayrı olayı birbirine karıştırmışsa, kendisinin hata yaptığı ortaya çıkarsa işte buna ava giderken avlanmak, başkasını kınamaya çalışırken kınanma durumuna düşmek denir. Bu durumda bu tiplerin ne yapması gerekir. "Efendim, ben konuyu atlamışım, farklı anlamışım, özür dilerim veya kusura bakma" demesi gerekmez mi? Gerekir elbet. Çünkü o savunduğu değerler onun özür dilemesini gerektirir. Ama nerde... Sanki hiçbir şey yokmuş gibi bir davranış içine girmesine ancak pes denir. Ayıptır ayıp.

Önemli olan hata yapmamak. Bu, insan için mümkün olmadığına göre hatadan dönmek ve özür dilemek de bir erdemliliktir. Çünkü Ademî yol bunu gerektirir. Burnundan kıl aldırmamak bir Müslümana yakışmaz. Bir insanı nerede ezmeye çalıştıysan orada ayağa kaldırırsın. Çünkü bu işin telafisi ancak bu şekildedir.