21 Haziran 2017 Çarşamba

MEB'in EBA ile imtihanı

Milli Eğitim Bakanlığı son iki yıl içerisinde okullarımızı akıllı tahtalarla tanıştırdı. Bugün bu tahtalara sahip olmayan okul yok gibidir. Bakanlığın yüksek maliyetlerle okullara kazandırdığı bir proje dense yanlış olmaz. Derslik ihtiyacından dolayı birçok ilimizde ikili öğretimin yapıldığı bir ortamda akıllı tahtalar öncelikli bir ihtiyaç mıydı? Kanaatimce önceliklerimiz arasında değildi.  Bana göre önceliğimiz olmasa da Bakanlık tüm ülkeye bu teknolojiyi yaydı. 

Öğretmenin dersini anlatmasına büyük kolaylık sağlayan ve öğrencinin görsel bir şekilde dersi dinlemesine imkan veren ve ders esnasında internete erişimi sağlayan bir eğitim ve öğretim materyalidir. Kısa zamanda kara tahtaların yerini aldı. Sınıf ortamında yeri geldiği zaman televizyon görevi görmekte, yeri geldiği zaman dünyayı ayağına getirmektedir.

Akıllı tahtalarla birlikte Bakanlık açılımı 'Eğitim Bilişim Ağı' demek olan EBA'yı yürürlüğe koydu. Birçok öğretmen EBA'ya bağlanmak suretiyle dersini bu şekilde işlemeye başlamıştır. Öğretmen öğrencilerine ödev verirken yine EBA'yı kullanmaktadır. Verdiği ödevin yapılıp yapılmadığını öğretmen bu sistem vasıtasıyla takip edebilmektedir. Faydalı mı? Yerinde, yeterince kullanıldığı takdirde faydalıdır. 

Bakanlık da özellikle mesleki çalışmalar döneminde öğretmenlerini bilgilendirmek amacıyla EBA'dan faydalanma yoluna gitmektedir. Aynı anda tüm öğretmenler okullarından veya evlerinden ilgili kişiyi canlı olarak izlemektedir. Tabii izleyebilirse. Çünkü "Saat 10.00'da müsteşar konuşacak, izleyin" deniliyor. Tüm öğretmenler akıllı tahta marifetiyle EBA'dan izlemek için sınıf veya çok amaçlı salonda yerini alıyor. Ama maalesef yetkilinin konuşmasını takip edemiyor. Ya açılmıyor, ya açılıyor; ses gelmiyor, ya sesi kısık geliyor, ya da donuyor... Yetkilinin konuşması bittikten sonra EBA, kendine geliyor. Anladığım kadarıyla alt yapı aynı anda tüm öğretmenlerin izlemesini kaldırmıyor. İşin garibi bu bir değil, iki değil, üç değil. Her defasında izler gibi yapılıyor. Bakanlığın bu durumdan haberi yok mu acaba? Haberi olsa öyle zannediyorum yetkililer tedbir alır. O zaman yukarıya geri bildirim gitmiyor, ya da yukarı geri bildirim istemiyor, gidiyorsa da Bakanlık gerekli tedbiri almıyor. O zaman problem yok. Herkes durumundan memnun anlaşılan. 

Bari, hiçbir şey yapamıyorlarsa hiç olmazsa bölge bölge yayın yapsalar, her bölgeye izlemeleri için saat ve süre verilse geçici çözüm olur kanaatindeyim. 21/06/2017


Bu, sağlıklı bir üslup olmasa gerek


Sanal alemde bazı kişilerin fotoğraflarına yer verilmiş ve adı geçen kişilerin  görüşlerinden birer cümle seçilerek ok işaretiyle gösterilmiş ve ‘Sapık görüşlerinden bazısı’ denerek sosyal medyada paylaşıma sunulmuş, resmin altında da adı geçen kişilerin görüşlerine yer vererek haklarında hüküm verilmiş. Yani bu kişilere anladığım kadarıyla sapık denmek isteniyor.

Baştan söyleyeyim resimde olan kişileri ve görüşlerini savunma gibi bir niyetim yok. Ayrıca bu resimde gördüğüm bazı kişilerin bırakın fotoğraflarını, isimlerini anmayı bile zül addederim. Bazıların görüşlerine katılmadığım gibi görüşlerinden de hiç hazzetmem. Görüşün doğruluğunda ve yanlışlığında değilim. Bu sözleri söylemişse bu kişiler mutlaka kendi zaviyelerince bir açıklamaları  vardır. İster katılır, ister katılmazsınız. Katılmazsınız olur biter. Üzüldüğüm, bu resmi oluşturup bu kişileri hedef gösterenler ve bu resmi alıp paylaşanlar ne yapmak istiyorlar? Niyetleri nedir? Üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi? Sonra yakışıyor mu insanlara bir çırpıda sapık damgası vurmak. Eskiden tekfirciler vardı -ki hala varlar- gördükleri her insana kafir damgası vururlardı. Şimdi bunlar da ellerine almışlar bir mühür, "Şu, şöyle dedi. O halde bu sapıktır. Bu, böyle dedi. O halde sapıktır." diyerek damgalamaktadır. Bu üslup, bu metot, bu bakış yakışıyor mu bir Müslüman'a? Bu bakış klasik Aristo mantığıdır, düz mantıktır, bilim dünyası bu dar bakış açısını terk edeli çok oldu. Üstelik kimseye de faydası yok, kılıçları çekmekten başka. 

İnsanımız niçin bir fikri tartışmanın içerisine girip işin doğrusunu söylemez de böyle önüne geleni sapıklıkla itham ediyor? Sosyal medyadan bu servisi yapanlar bu insanları bu şekilde zan, töhmet altında bırakmaktansa bu konularda işin doğrusu ne ise onu ortaya koysalar, insanımızı doğru bilgilendirseler olmaz mı? "Efendim, bu konuda işin aslı şudur, falan kimse bu konuda farklı bir yorum yapıyor, ben bu görüşe katılmıyorum. Üstelik bu görüşü falan ayete, falan hadise aykırı" dese ne olur? Daha iyi olmaz mı? Bir araya gelmeden, uzaktan atışlarla insanları sapık ilan etmek bize ne kazandırır? Ya da biz bu bakış açısıyla kendisine sapık dediğimiz insanları bu sapıklıklarından vazgeçirebilecek miyiz? Sanmıyorum, Hazırında bu insanların bu görüşlerini daha ateşli savunmalarına imkan sağlamış oluruz diye düşünüyorum. 

Müslümanlar, katılmadıkları görüşlere karşı bu şekilde bir üslup kullanmaktan ziyade Kur'an'ın "Onlarla en güzel şekilde mücadele et" metodunu benimseyerek nazik ve kibar bir üslup geliştirseler daha iyi olmaz mı?    21/06/2017



20 Haziran 2017 Salı

Hayat pahalılığı dedikleri bu olsa gerek

Üniversite ikinci sınıfta iken evlendim, fakülteden  hane sayısını beşe çıkartarak mezun oldum. Evlendiğim 88 yılından itibaren ailemin yükü üzerime binmişti. Ömrüm yaz dönemlerinde inşaatlarda çalışarak geçti, ailemi geçindirebilmek için. 

Göreve başladığım 1992 yılından itibaren 2000'li yıllara kadar maaşlı olmama rağmen kıt kanaat geçindim. Hayat pahalı mı pahalı idi. Çünkü çift haneli enflasyonlarla yaşıyorduk. Kiralar yüksek, gıda, giyim ve beyaz eşyayı bir öncesinde aldığın fiyata alamıyordun. Hükümetler zam verirken % 30-40 civarında zam vermesine rağmen geçinmeye yetmiyordu. Bir beyaz eşya alan kimse bir yıl boyunca sağılmaktan başka bir alış veriş yapamıyordu neredeyse. Çünkü belini doğrultamıyordu. Öncesinde 95, ardından 99 ve 2001 ekonomik krizleri freni patlayan bir kamyon misaliydi. Maaşlar yatacak mı yatmayacak mı endişesi yaşanmadı değil o yıllarda. 

2001 krizinden sonra kendi kendime "Bugünkü aldığım bir şeyi yarın aynı fiyattan alacağım günler gelecek mi acaba? Şayet buna kim sebep olursa oyumu ona vereceğim" demiştim. Nihayet Türkiye o günleri de gördü. Aldığımız şeyler aynen kaldığı gibi kimi eşyanın fiyatları aşağıya doğru bir iniş sergilemeye başlamıştı. Artık eskisi gibi gözümüzde bir aç gözlülük kalmamıştı, ev ihtiyaçlarını karşılamak için yeterince almaya başlamıştık. Çünkü fiyatlar yerinde sayıyordu hep. Hükümet eskisi gibi fazla zam vermemesine rağmen param bereketlenmiş, alım gücüm artmıştı. Çünkü enflasyon dene canavar tek haneli rakamlara inmişti. Zaman zaman dünya ekonomik krizinden etkilense de teğet geçti benim bütçemi. İşte benim aradığım günler, güzel ülkemi iyi günler bekliyor dedim hep.

17-25 Aralık olaylarıyla birlikte enflasyon çift haneli rakamlara doğru çıkmaya başladı. 15 Temmuz’la birlikte yeniden çift haneli enflasyonu yaşamaya başladık. Çünkü Türkiye’ye saldıranlar tek taraflı saldırmıyordu. Hem ekonomiyi baltalıyor, hem de iç savaş istiyorlardı. İç savaşta başarılı olamadılar ama sanırım ekonomik savaşı kazanacaklar gibi. Çünkü kiralar tıpkı 200 öncesi gibi tavan yapmaya başladı, gıdalar ise astronomik bir şekilde fiyat ayarlaması gördü. Yiyecek ve içeceğimize gelen zamlardan haberim vardı ama tereklerdeki bazı ürünlerdeki yüksek fiyatları görünce bu kadar da olmaz dedim.  Daha bit yıl öncesinde 10-12 liraya aldığımız bir kiloluk çayların fiyatları 20 liranın üstüne çıkmış, yüz gram bir bamyanın fiyatı geçen yıl 9-11 lira arasında gezinirken şimdi gördüğüm fiyat 19 lira yazıyor. Varın siz gerisini düşünün. Bir yıl içerisinde bazı ürünlerde neredeyse yüzde yüzün üzerinde bir değişiklik olmuş. Maalesef yerinde sayan bir ürüne rastlamadım.


Enflasyon demek hayat pahalılığı demek, alım gücünün azalması demektir. Bol keseden harcamaya alışmış bizleri iyi günler beklemiyor şayet enflasyon frenlenmezse. Vatandaşın cebinde alım gücü kalmazsa, işsizlik çoğalır, krediler ödenmemeye, kredi kartlarının asgari ödemesi de zora girmeye başlarsa ülkeyi yönetenler için tehlike çanları çalıyor demektir. Vatandaşın cebine dokunan hiçbir hükümet uzun ömürlü olmaz. Vatandaş öncekileri bir kenara attığı gibi bugün sebep olanlara da yol verir. Vatandaşın bu konuda acıması yoktur. Bu yüzden ülke yedi düvelle her alanda mücadele ederken ülkeyi yönetenler ekonomiyi ihmal etmemeli, gerekli tedbiri almalı. Ne yapıp edip hükümetin ekonomiye bir ayar vermesi, millete rahat bir nefes aldırması gerekiyor. Ekonomi alanında bir seferberlik başlatılmalı. Ama nasıl? 20/06/2017