19 Haziran 2017 Pazartesi

Aşağıdaki yazının başlığı ne olsun?

1 Ben bir dereye abdest almaya gidiyorum.
2 Bu dere hangi dere?
3 Kanlı elma...
4 Evleneceğin eşte hangi özelliklerin olmasını istersin: Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm...
5 Elmanın Ağırlığı
6 Elmanın diyeti
7 İmtihanın Sonu
8 Boğazdan haram lokma geçerse...
9 Numan'ın gelişi...)
"İmam-ı Azamın babası Sabit küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi bir şahsiyet idi.
Bir gün dere kenarında abdest alırken suda bir elma gördü. Elma suda çürüyüp gidecekti. Abdestini aldıktan sonra elmayı yedi. Elmayı yerken tükürüğünde kan gördü. Daha önce hiç başına gelmemiş bir durum idi. Bunun sebebini yediği elmanın şüpheli olmasına yorarak elmanın sahibini bulup helallik istemek üzere yola düştü.
Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmalar toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler.
Helallik istemek üzere yola düşmüştü anlatılanlara rağmen fikrini değiştirmedi Sabit. Elmanın sahibini bulup meseleyi anlattı. Ya hakkını helal et ya da parasını ödeyeyim dedi.
Bahçe sahibi tek şartla hakkını helal edeceğini o şartın da kızı ile evlenmesi olduğunu söyledi.
Fakat kızının özellikleri ha deyince kabul edilebilecek özellikler gibi durmuyordu. Bahçe sahibi kızını kör, sağır, dilsiz ve kötürüm diye tarif etmişti.
Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızla evlenme karşılığı helal edilecek elmanın diyeti ağır gibi gözükse de, öbür dünyaya kul hakkı ile gitmek istemeyen Sabit tamam diyerek teklifi kabul eder.
Sabit hazretleri düğünden sonra gelinin duvağını açınca neye uğradığını şaşırır. Odada dünya güzeli bir kız vardır. Hemen kayınpederine koşup, Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok der. Kayınpederi tebessüm ederek, Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allah’ü Teâlâ mübarek ve mesut etsin der.
Velhasıl İmam Azam Ebu Hanife Hazretlerinin anne ve babasının vasıfları böyleydi..
Bizim temel sorunumuz şu: Ahlakın başlangıcının titizlik bahsi olduğunu unutuyoruz. Titizlik bahsini kendi nefsimiz üzerinden değil başkalarının davranışlarını denetlemek üzere devreye sokuyoruz." Fatma Barbarosoğlu 19/06/2015


İmam dediğin böyle olmalı!

Bir caminin duyuru sayfasına görevlinin yazdığı bir duyuru herkesin dikkatini çekmiş olmalı ki sosyal medyada epey ses getirdi. Sizin ne kadar dikkatinizi çekti bilmiyorum ama bana enfes bir duyuru geldi. Böyle bir yazıyı akıl edip duyuru sayfasına yazan  görevliyi tebrik etmek lazım. 

Durumumuzu en güzel şekilde ifade eden bir yazı. Kimseyi kırmadan, dökmeden, kimseyi suçlamadan ince bir gönderme imamın yaptığı. İnce bir zekanın ürünü desem çok abartmış olmam. Helal olsun bu görevli kardeşime. Nazik bir üslup. Özellikle din görevlilerinde olması gereken bir bir dilin yazıya dökülmesi. Buram buram zeka kokuyor. 

Bu görevli kimdir, necidir, hangi ilin hangi camisinin görevlisidir, cemaatiyle arası nasıldır, dini bilgisi, satıcılığı ne kadardır bilmem ama sadece gördüğüm bu yazı bana bu cami cemaatinin çok şanslı olduğunu anlatıyor. Ramazan ve cumalarda camileri dolduran bizlere ince bir gönderi var bu yazıda. Sekiz cümlede anlatmış maksadını.  "Muhterem kardeşlerim! Sizleri sadece cuma, bayram ve teravihlerde değil diğer vakit namazlarında da görmek istiyoruz. Şu anda şenlendirdiğiniz gibi sair günlerde de sizleri aramızda görmek isteriz." demek istemiş. Bunu da nazik bir üslupla kısa ve öz olarak ifade etmiş. Bu imam usul biliyor. Çoğu zaman iyi niyetle yaptığımız birçok davranışımız cemaati kendimizden soğutuyor. Çünkü çoğu zaman  vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzden kaynaklanır. "Gelmiyorsunuz, gitmiyorsunuz, sadece ramazanlarda selam veriyorsunuz, ramazan Müslümanlığı gibiyiz..." şeklinde cemaate karşı suçlayıcı bir dil kullanırız. İşin garibi camiye gelenlere kızarız. Hep onları muhatap alırız. Camiye gelmeyenlere karşı hiç mesajımız olmaz.

İmam kardeşimizin kısa, nezih sözüyle çok şey ifade ettiği bu notu inşallah tüm cami görevlilerimize ve din adına söz söyleyenlere örnek olur. Çünkü dini anlatmada, nasihat etmede güzel ve tatlı üslup önemlidir. 

Rabbim! Sayılarını çoğaltsın böylelerinin... 19/06/2017

18 Haziran 2017 Pazar

İhale etmeyi seviyoruz vesselam!

Son yıllarda toplum olarak her şeyimizi ihale etmeyi alışkanlık haline getirdik. Eleman mı taşınacak? Hemen bir taşıma şirketini buluyoruz, misafir mi ağırlamak istiyoruz? Soluğu lokantalarda alıyoruz, inşaat mı yaptıracağız? Bir müteahhidin kapısını çalıyoruz, bina ve iş yerimizin temizliğini mi yaptıracağız? Bir temizlik şirketi ile anlaşıyoruz, evimizin yıllık ve bayram temizliğini mi yapmak istiyoruz? Eve temizlikçi kadın çağırıyoruz, evin halılarını mı yıkamak istiyoruz? Hemen telefona sarılıp halı yıkama şirketini çağırıyoruz.

Her şeyi ihale etme furyasına askeriyemizde katıldı. Er ve erbaşların yemeklerini yemek şirketine verir oldu. Ne zamandır askeriyenin yemek işleri yemek şirketine verilir oldu? Bilmem. Askeriyenin yemeklerinin de ihale edildiğini geçen ay Manisa’da bir kışlada 1046 askerin  yedikleri yemekten dolayı zehirlendiğini duyunca anladık. Bugün yine ajanslara düşen haberlere göre yine Manisa’da 500 askerimiz zehirlenmiş. Ardı arkasına üstelik aynı ilde vatani görevini yapan eratın zehirlendiği haberini duyunca ister istemez insan ‘Ne oluyor’ demeye başlıyor. Gerçekten ne oluyor? Bu konunun iyice irdelenmesi gerekir. Sonuçta kim suçlu olursa olsun hatta yemek şirketinin hiçbir kusuru olmasa bile askeriye gibi stratejik öneme sahip kurumların yemek işleri başkasına ihale edilecek kadar basit bir olay değildir. Sanki askeriye eleman sıkıntısı çekiyor gibi başkasına ihale etme işi de nereden çıktı? Bu milletin erkekleri vatani görev sırası geldiği zaman kimi aşçı, kimi bulaşıkçı, kimi aşçı yardımcısı olarak askeriyede  sırasıyla bir hizmet ifa etmiştir. Kimse de bundan gocunmamıştır. Dışarıdan olsa olsa bir iki sivil aşçı ihdas edilmiştir. Hiç iş yapmadım diyen masalara servis açmış, patates soymuştur. 1993 yılında vatani görevimi yapmak için gittiğim Burdur’da bedelli bir er olmama rağmen bulaşık yıkadım, masalara servis açtım. Seve seve yaptım bu işi. Ne oldu şimdi askeriyede er sıkıntısı mı çekiliyor, ya da mevcut asker biz yemek yapmayız, patates soymayız diye isyanlara mı oynadı da yemek işleri ihale edilir oldu? Üstelik askeriyenin içerisinde yapılan yemekler komutan tarafından tadılmadan, denetlenmeden erata yedirilmezdi. Gerçekten ne oldu da askeriyemiz bizim sivil hayatta lükse düşkünlüğümüzden ve tembelliğimizden, rahatımızdan ödün vermediğimizden dolayı her şeyimizi ihale ettiğimiz gibi askeriye de bu ihale etme kervanına katıldı? Acaba amaç, askeriyenin bulunduğu illerdeki yemek firmalarına iş bulmak, onların cebini doldurmak mıdır? Yetkililerin buna cevap vermesinde fayda vardır.

Askere gönderdiğimiz çocuklarımızın teröre maruz kalıp şehit olmalarına alıştık. Çünkü vatani görevlerini yapıyorlar ve biz onlar sayesinde sıcak yataklarımızda rahat uyuyabiliyoruz. Ama askerlerimizin yemek şirketlerinin yemeklerinden dolayı pisipisine ölmelerine gönlümüz asla razı değildir. Umarım bu zehirlenme kasti değildir, kusur ve ihmalden kaynaklanır. İhmali bulunanlar gerekli cezayı alırlar. Ya bir de kasti bir durum varsa işte o zaman bunun hesabını millet o yetkililere sorar. Çünkü aynı yerde ikinci defa meydana gelen zehirlenme basite alınacak bir olay değildir. Orada uçan kuştan koruduğumuz çocuklarımız vardır. Oradaki görevlilerin emanetindedir. Bu işler savsaklamaya gelmez, mutlaka inceden inceye incelenip soruşturulmalıdır. Suçu tespit edilenlere en ağır ceza verilmelidir. Bununla da yetinilmeyip eratın yemeği dışarıdan yemek şirketlerine ihale edilmiş ne kadar askeriye kurumu varsa tez elden ihaleler tek taraflı feshedilmelidir. Yemekler önceki yıllarda olduğu gibi sivil aşçı nezaretinde kendi eratımız tarafından yapılmalıdır.

Girişte verdiğim örneklerde görüldüğü gibi devlet her şeyini ihale ede ede vatandaş da işin kolaycılığına kaçar oldu. Amma rahatına düşkün bir millet olduk. Hep başkalarına yüklü miktarlarda paralar vererek kendimizi boşa çıkarmayı bir marifet saymaya başladık. Elimizden gelen şeyleri ihale etmekten ne zaman vazgeçeceğiz? Bunun için kaç insanımızın heba olması gerekiyor? 

Bir babalar gününde evlatlarını size emanet eden babalara en güzel babalar günü hediyesi olarak evlatlarını zehirleme hediyesi verdiniz. Ne güzel hediye! Helal olsun size! 

Evladı zehirlenen babalar! Babalar gününüz kutlu olsun! 18/06/2017